Futbolu boğuyoruz – Fotomaç – 28 Kasım 2014 ;
HEPSİ
    15 Aralık 2017, Cuma

    Futbolu boğuyoruz

    Futbolu boğuyoruz

    Medya bu kadar Fenerbahçeliyken, hakem, ' odayı bastı' diye 'Sahaya çıkmıyorum' diyebilir mi

    Soyunma odasını basma konusu inada binince Futbol Federasyonu, hakemlere bu konuda geniş yetkiler verdi. Hakemler, herhangi bir müdahale olması halinde maçı tatil edebilecek. Bu yetki, başta yöneticileri, futbolcuları durdurabilir mi?
    Bu karar ne kadar önleyici olur, ne kadar uygulanabilir?

    Diyelim ki bu yönetmelik yok. Aziz Yıldırım, hakem odasını bastı ve hakem ikinci yarıya çıkmadı. Ne olacak? Maç tatil edilecek ve federasyon toplanacak. Hakem raporuna bakılacak. Hakem, 'Aziz Yıldırım odayı bastı.
    Tehdit etti. Ben de maça çıkmadım' diye yazacak ve Fenerbahçe hükmen mağlup edilecek! Şimdi bu madde var; Aziz Yıldırım odayı bastı, hakemi tehdit etti, hakem maça çıkmadı.
    Ne olacak; yine federasyon toplanacak, bu sefer başka bir maddeyi göstererek yine hükmen mağlup ilan edilecek. Yani ortada değişen bir şey yok.
    Hakemler de zaten olan bir yetkiyi, Aziz Yıldırım'a 'cevap olsun' diye yazdılar. O kadar!..
    Bu Fenerbahçe medyası böyleyken, hakem, Aziz Yıldırım 'odayı bastı' diye sahaya çıkmıyorum diyebilir mi? Diyelim sezonun son maçı, Fenerbahçe'yi hükmen mağlup edip de şampiyonluktan düşürebilir mi? Hakemlik hayatı biter. 5 bin 750 liralar biter.
    Onun için Yıldırım Demirören federasyonunun asıl işinin Aziz Yıldırım'a cevap vermek olduğu ortada...
    Eğer federasyonsan, eğer bu kadar kolay yönetmelik değiştirebiliyorsan Aziz Yıldırım'a şöyle cevap verilir: 'Senede 100 günden fazla ceza alan kişinin başkanlığı ve yöneticiliği düşer.' Hadi bakalım Aziz Yıldırım cart curt konuşsun, oda bassın. Bir göreyim. 60 cezası var, 45 daha aldı, 105... Bitti... 45 gün ceza daha aldığı gün başkanlığı düşer. Esas alınması gereken kararı alamıyoruz biz...

    BELÇİKA'DA SEFA SÜRMEK YOK
    Ayrıca bu işleri kökünden düzeltecek Kulüpler Yasası 10 yıldır Meclis'te bekliyor.
    Türkiye'nin bir tek bakanı, spor bakanı olup da bu yasanın çıkmasını sağlayamıyor.
    Türkiye'de iktidarın istediği yasanın çıkmamasına imkan var mı?
    Gece yarısı 1'de torba yasaya madde ekleniyor, saat 2'de çıkıyor. Bir saatte...
    Kulüpler Yasası 10 yıldır bekliyor. Çünkü Kulüpler Yasası, bugünkü, başkanlar diktasını bitirecek bir yasa... Ünal Aysallar olmayacak artık, Aziz Yıldırımlar olmayacak artık... Öyle kulübün cebinden istediği kadar borçlanıp, ondan sonra Belçika'ya gidip sefa sürmek yok! 'Arkadaş, 800 milyon lira borç yapmışsın. Bunun hesabını ver' diyecek Kulüpler Yasası...
    Aziz Yıldırım gibi, "İstedikleri cezayı versinler, umurumda değil" diyemeyecekler. Kulüpler Yasası'nda seçme ve seçilme şartları var.
    Kulüpler, Dernekler Yasası'na göre yönetiliyor.
    Benim mahallemdeki parkı, koruma ve güzelleştirme derneği ile Fenerbahçe Kulübü arasında yasal bir fark yok. Abbas Ağa Parkı'nı Koruma Derneği ile Fenerbahçe Kulübü'nün farkı yok! İkisi de Dernekler Yasası'na tabii... 15 kişinin örgü öreceği, çocuk oynatacağı parkla, 25 milyon taraftarı olan Fenerbahçe aynı yasa ile yönetilir mi? Böyle bir şey dünyanın neresinde görülmüş!
    Ama Kulüpler Yasası 10 yıldır bekliyor...
    Ayıp yahu!.. Yani bu iktidarın başından beri neredeyse orada bekliyor. Ama her Spor Bakanı 'Aman kulüp başkanlarını rahatsız etmeyeyim' diye ertelemeye göz yumuyor.

    İKİSİ ATLETİCO ETMİYOR
    Sayın Bakana sesleniyorum; Hadi çıkarsın Kulüpler Yasası'nı...
    Passolig bilmem ne falan diye seyirciyi beş bine indirmek marifet değil.
    Televizyonda, Atletico Madrid-Malaga maçını seyrediyorum. Seyirci sayısını yazdı. Türkiye'de böyle bir adet yok. Bizim yayıncı kuruluş maç seyrederken yazmıyor.
    Maçtan sonra ben mecbur muyum; saat 12'ye kadar Şansal'ın keyfini beklemeye... Maç oynanırken, bilemedin 60. dakikasında seyirci sayısı yazar.
    Atletico Madrid ile Malaga -Barcelona-Real Madrid maçı falan değil- maçındaki seyirci sayısı 44 bin 200... Önceki hafta oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçlarının toplam seyirci sayısı 27 bin!.. Yani Türkiye'nin şampiyonluğa oynayan iki takımının toplam seyircisi Atletico Madrid-Malaga maçındaki seyircinin yarısına yetişiyor ancak!..
    Fenerbahçe ve Galatasaray'ın bu haftaki maçlarını da eklersen ancak o zaman Atletico Madrid-Malaga maçını yakalayacaklar! Arsenal-Manchester United maçını seyrediyorum; Londra'da boş yer yok. 60 bin kişi var tribünde... Bir de Galatasaray-
    Trabzon
    maçına bak; 15-20 bin kişi!..
    Yani, seyirci sayılarını açıklamaya mı utanıyorlar nedir? Niye yazmıyor ya!
    İkinci devrenin 60. dakikasında ben, maçın seyirci rakamlarını görmek istiyorum ve o rakamlar üzerine yorum yapıldığını dinlemek istiyorum ki 'Türkiye'de bu işle ilgilenen birileri var' diyelim.
    Halkın başka eğlencesi yok; bir futbol... Onu da bitiriyorlar. Tribünde seyirci eksilir, televizyonda da eksilir. Açıklansın bakalım; Lig TV aboneleri geçen sene kaçtı, evveli sene kaçtı, bu sene kaç?
    Türkiye'nin nüfusu artıyor, genç nüfusu artıyor. Bu rakamların artması lazım, biz eksiliyoruz!
    Niye?
    Çünkü el birliği ile futbolu boğuyoruz.
    Şimdi, "Gündüz maçı yapalım" diyorlar.
    Saat 3'te... Doğru, güzel bir şey... Gündüz maçının özelliği nedir? Kahvaltıyı yapmışız, evin babası olarak bakıyorum masaya, 'Hadi çocuklar, sizi bugün maça götüreyim' diyorum ve götürebiliyorum. Gündüz maçının güzel yanı bu... Hadi, Türkiye'de götür bakalım!
    Passolig kartının olması gerekiyor! 'Ya gidersem' diye ben bütün aileye -dayıya, yeğenlere, öbür amcaya, bilmem neye, yedi sülaleye- Passolig kartı alacağım!
    Bir gün bana geliyorlar, ben de bu yaştayım; - Hıncal amca beni maça götür. - Passolig'iniz var mı çocuklar? - Yok.
    - Ee o zaman, ben sizi hadi sinemaya götüreyim.
    Bu hale geldi ya!..

    SAHAYA GİRMEK DE YASAK
    Kapıda e-bilet satarsın. Kime sattığını da yazarsın üstüne... Günümüzde zor bir şey değil. TC kimlik numaran var. Adresim, yedi sülalem ellerinde... Oturduğum yer de belli. Atılan şişenin geldiği yer de belli...
    Kameralar da var zaten...
    Geçen bir arkadaş onu sordu bana: 'Hıncal ağabey benim statta locam var. Arkadaşım, 15 sene sonra Amerika'dan memlekete gelmiş. 'Hadi, beni Fenerbahçe maçına götür' dedi. Nasıl götüreyim ağabey?' Bilmem kaç bin dolar vermişim, loca almışım. Amerika'dan gelen arkadaşımı maça götüremiyorum! Niye? 'Passolig'i yok.' Şunu yapacaksın: 'Amerika'da Bülent var, Almanya'da Özge var. Fransa'da Ahmet var, İngiltere'de Mehmet var. Bunlar bir gün gelir, 'Beni maça götür' diyebilirler, ben şimdiden hepsine Passolig alayım!' - Ahmet, pasaportunun örneğini bana bir fakslasana, mail atsana.
    - Ne o?
    - Sana Passolig alacağım. Türkiye'ye gelir ve maç izlemek istersen lazım olur. Böyle bir şey olabilir mi ya! Benim devletim; üç tane futbol holiganını, teröristini yakalamaktan 'aciz' diye ben insanların futbol seyretme haklarını engelliyorum!
    Deplasman yasağı koydum, yetmedi; şimdi kendi sahama girmeyi de yasaklıyorum artık!

    Türkiye'nin en iyi hocası
    Başakşehir'den sonra, Kasımpaşa'yı mağlup eden Beşiktaş isim farkıyla zirveye oturdu. Beşiktaş ve Slaven Bilic ile ilgili neler söyleyeceksiniz?
    Şu ana kadar, Türkiye'nin en iyi hocasının Bilic olduğu ortaya çıkıyor.
    Hatırlıyorum da yönetimi, Prosinecki'yi almak istemişti Kayseri'den... Kayseri, Prosinecki'yi vermeyince onun Hırvatistan'daki yardımcısı Bilic'e gittiler. Bugün Prosinecki nerede, bilen var mı! Bilic, Beşiktaş'ı liderliğe taşıyor.
    Bilic ilk geldiği dönemlerde, Beşiktaş camiası uzun süre reddetti. Biz A Spor'daki programda Erol Kaynar ile -ki iyi Beşiktaşlıdır- gırtlak gırtlağa gelirdik neredeyse... Erol Kaynar, fena halde eleştirirdi Bilic'i... Ben de "Türkiye'deki en iyi hoca" derdim. İşte netice meydanda...
    Beşiktaş'ın
    bu hafta oynamayan elemanlarına bakın. İlk 11'deki oyuncuların neredeyse yarısı yok. Sakat, cezalı ya da kenara alınmış. Üstelik Kasımpaşa gibi bir rakibi yeniyor.
    Hadi 'Ben Kasımpaşa'yı yenerim' diyen bir takım çıksın, bakalım

    Tartışmasız kırmızı kart
    Fenerbahçe'nin Bursa ile oynadığı maçta Meireles ayağı fazla kalkınca sarı kart gördü. Maçtan sonra 'Kırmızı da olabilirdi' yorumları yapıldı. Katılıyor musunuz?
    Meireles'in kartının hiç tartışması yok. Kesin kırmızı... Adamı beyin kanamasından öldürür o tekme...
    Tekmenin kalktığı yer de yanlış, tekmenin kendisi de yanlış, her şeyi yanlış. Maraton programında ona önce 'kırmızı' deyip sonra çevirdiler. 'Sarı doğruymuş canım'a getirdiler.
    İnanamadım ya!
    Bu kadar Fenerlilik yapmışsın, maç da zaten 1-1 bitmiş. Bir yerde de 'Hayır, bu kırmızı' de ya! Bu, Lig TV'yi durmadan itham eden Hıncal Uluç'a cevabın olsun: 'Bak kardeşim Meireles'in kırmızı kartını biz söyledik.' Hayır! Onu da evirip çevirdiler.
    Bu, Türkiye'de, Fenerbahçe'yi destekleyen Fener'in şampiyonluk yoluna baş koyan hakemler yaşar. Bütün hakemler iyi düşünsün; maç başına aldıkları 5 bin 750 liraları... Verilen mesaj budur arkadaş!..
    1. 28 Kasım 2014, Cuma
    2. Güncelleme: 01:01

    Futbolu boğuyoruz haberine yapılan yorumlar ( yorum)

    ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan FOTOMAÇ veya fotomac.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

    BİZE ULAŞIN