02 Nisan 2021 | Cuma

Başlamak ve bitirmek

Zaman zaman karşıma çıkan bir söz var:
"Türk gibi başla, Alman gibi devam et, İngiliz gibi bitir" diye... Milli takımın etkileyici Hollanda ve Norveç galibiyetlerinden sonra aslında İzel'in bir döneme damga vuran şarkısından hareketle "Bitmesin bu rüya" başlıklı bir yazı kaleme almayı planlamıştım.
Ama Letonya beraberliği hepimizin keyfine limon sıktığı gibi, yazımın başlığını ve hareket noktamı da değiştirdi. Yukarıdaki söz muhtemelen insanımızın girişimciliğinden yola çıkarak, o heyecana vurgu yapmak için söylenmiş.
Ama ardında küçümseyici bir üslup var. "Türkler işe hızla dalarlar ama genellikle sonunu getiremezler.
Oysa Almanlar başladıkları işi disiplinli bir şekilde sürdürürler, İngilizler de mutlaka sonuca ulaştırırlar." Bize yakıştırılan bu! Elemelere çok iyi başladık ve kimse kusura bakmasın ama kötü de götürmüyoruz.
3'te 3 yapmak elimizdeydi.
Ama kime sorsanız bu üç maçta yedi puan fikrine balıklama atlardı. Evet… Letonya'yı yenebilsek inisiyatifi tamamıyla ele geçirecektik. Şenol Güneş'in oyuncu değişiklikleri ve 3-1'den sonraki oyun anlayışı haklı olarak eleştirilmeli.
Şenol Hoca fena halde Erol Bulut'u anımsattı bana. Caner'den, Enes'e kadar eleştirilebilecek oyuncu performanslarımız da var.
Ama bir de bardağın dolu tarafına bakalım. Favorileri yendik. Son iki maçımız grubun görece zayıf takımlarıyla. İç sahada Norveç'e karşı seyircili oynayabiliriz. Ve en önemlisi elimizde iyi bir takım havuzu var. Yani enseyi karartmanın anlamı yok. Şu, "final oynayamıyor, sonunu getiremiyoruz" takıntısından kurtulmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Türk gibi başlayıp, Türk gibi bitirelim!..

MHK MEYDAN OKUDU
MHK bu hafta son derece cesur bir meydan okuyuşa imza attı. Kim, hangi hakemden şikâyet ediyorsa o takımın maçlarına şikâyet ettiği hakem verildi. Sergen Yalçın'ın derbiden sonra istenmeyen adam ilan ettiği Halil Umut Meler Kasımpaşa maçında düdük çalacak. Benzer şekilde Fenerbahçe'nin maçına Cüneyt Çakır, Galatasaray'a Fırat Aydınus ve Trabzonspor'a Mete Kalkavan verildi. Aydınus iki, Kalkavan bir buçuk yıldır bu takımların maçlarını yönetemiyordu. Son yıllarda görev yapan bütün MHK'ler içinde en doğru bulduğum karar bu. Nihayet kulüplerin Yeniçeri misali "istemezuk" söylemlerine set çeken ve reste rest diyen bir yaklaşım görebildik. Riskli mi? Evet, riskli. Ama Bazen risk almak gerekir. Hiçbir şeyi riske atmazsan, hiçbir şey de kazanamazsın. Son bir söz. Umarım bu cesur çıkışın ardında Kulüpler Birliğinin "kurulları kulüpler seçsin" çıkışının etkisi yoktur. Çünkü o zaman maksat doğruyu bulmak değil, beka aramaktır.

GELDİK SON 10 HAFTAYA
Milli maçlardan sonra döndük annemizin ligine.
Bazı takımların bay haftaları var ama genel anlamda Süper Lig'de son 10 haftalık final bölümü geldi çattı.
Şampiyonu, düşeni, kalanı, tekmili birden sadece bir buçuk ay sonra çıkacak ortaya. Yoğun, kaotik, yorucu bir lig oldu. Milli takım dönüşü sakatlık ve Kovid- 19 etkileri de kendini gösterecek.
Saha dışında ise daha sert tartışmaların yaşanacağı günler bekliyor bizi. Yarış G.Saray-Beşiktaş derbisine kadar şekillenmezse Nisan ayı zor geçer. Şu ortamda futbolun paydaşlarına söylenecek tek bir sözüm var.
SAKIN olun! Kişisel gelişim kitapları çok ilgi gören yazar Travis Bradberry'nin sık vurguladığı bir söz var.
"HATA ve baskı kaçınılmazdır.
Onları geçmenin sırrı ise sakin kalabilmektir

KIYIM VE ÖZ ELEŞTİRİ
Süper Lig'de teknik direktör kıyımı bitcoin borsası gibi. Son olarak İsmail Kartal görevde sadece beş gün kaldı.
Şaka gibi değil mi? Kartal'ın yerine geçen Yılmaz Vural B.B. Erzurumspor'un Mehmet Özdilek, Hüseyin Çimşir ve Mesut Bakkal'ı da eklersek beşinci hocası. Ligde tam yirmi dokuz teknik adam görev almış bu sezon. Avrupa'nın 5 büyük liginin toplamındaki hoca değişimi otuz üç.
Kulüp yönetimlerini bu istikrarsız, disiplinsiz ve bakkal hesabı yöneticilikleri nedeniyle eleştirelim. Tamam.
Ama siyasilerin peşinde iş kovalayan, meslektaşlarının altını oyan, bir ay önce çalıştırdığı takıma, bir ay sonra rakip olan hocaların bulunduğu bir futbol coğrafyasında teknik direktörlerin de öz eleştiri yapması gerekmez mi? Böyle meslek etiği olur mu? Ya bu hocaların kayıtlı olduğu ve sesi soluğu çıkmayan meslek örgütüne ne demeli? Sevgili hocalarım kusura bakmayın ama ne ekerseniz onu biçersiniz

EMRE BELÖZOĞLU DENKLEMİ
Emre Belözoğlu, Ali Koç döneminin altıncı teknik adamı oldu. Önünde kendisini göstermesi gereken on maç; elinde iyi oyuncuların da olduğu, geniş fakat örselenmiş bir kadro var. Fenerbahçe bu zamana kadar yarışın içinde kalsa bile oyun gücü ve istikrar sağlamaktan uzaktı. Emre Belözoğlu'nun da her şeyi bir anda değiştirmesini beklemek hayal olur.
Oyun anlayışı olarak, daha fazla topa sahip olup, ön alanda baskı yapmaya çalışacak bir Fenerbahçe bekliyorum. Asıl değişiklik ise oyuncuların takımı sahiplenip, sonuca isyan etmesinde yaşanabilir. Göreceğiz.
Soru şu: Kalan 10 maçta alınacak kaç puan Emre Belözoğlu'nun göreve devam etmesini sağlar?
Örneğin 7 galibiyet, 2 beraberlik, 1 yenilgi onu görevde tutmaya yeter mi? Tek ölçü şampiyonluk mu olur? İkincilik başarı mıdır? Misal… Galatasaray şampiyon olsa ikincilik yeter mi? Tabii bir de asıl soru var. Emre Belözoğlu tercihi acaba geçici mi, kalıcı mı? Ali koç devam ederse, bu sezonun sonucu ne olursa olsun, tartışılmayacak dünyaca ünlü bir teknik adam getirmeye mi odaklanır? İşte size çok bilinmeyenli bir Emre Belözoğlu denklemi? Çıkın içinden çıkabilirseniz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA