Şansımız ve Bosnamız
A Milli Futbol Takımımız, 2 Dünya Kupası, 3 Avrupa Şampiyonası gördü. Hiçbirine elini kolunu sallaya sallaya gidemedi. Hep mücadele, savaş ve biraz da şans vardı. Mesela uluslararası arenadaki siftahımız tamamen kısmetti. '1954 Dünya Kupası'nda İspanya mı Türkiye mi gidecek' sorusunun cevabını Franco isimli çocuğun attığı bozuk para belirledi. EURO 1996'da finallere katılacak takım sayısı artırıldı. Biz de İsviçre'nin ardından grup ikincisi olarak finaller için vizeyi kaptık. EURO 2000'de Almanya'nın ardından yine grup ikincisiydi. Bu kez Serbest İrlanda'yla baraj oynadık, vizeyi aldık... 2002 Dünya Kupası grup elemelerinde yine ikinciydik İsveç'in ardından. Avusturya ile baraj oynadık ve futbol tarihimizin en büyük başarısına yelken açtık... EURO 2004'te bu kez İngiltere'nin ardından ikinciydik gruplarda. Barajdaki rakibimiz ise Letonya'ydı. Ama bu kez olmadı, barajda kaldık. 2006 Dünya Kupası'nda bir kez daha ikinciydik, bu kez geçildiğimiz takım Ukrayna'ydı. Ve tabii yine baraj maçları. İsviçre'yi aşamayınca Letonya'dan sonraki ikinci baraj faciasını yaşadık. EURO 2008'de yine ve yine grup ikincisiydik. Ancak lider Yunanistan'la birlikte doğrudan finallere kaldık. Ve 2010 Dünya Kupası grup elemeleri. Liderlik gibi bir şansımız yok artık. Hatta uzun bir aradan sonra ikincilik şansımız bile çok azaldı. Ama ben umudumu kaybetmedim. Kaybetmek istemiyorum.Geçen sefer de işimiz Bosna'ya kalmıştı, bu kez Bosna karşımıza rakip olarak çıktı... Ben kadromuza, hocamıza ve şansımıza güveniyorum. Estonya ve Bosna maçlarının oynanacağı eylüle kadar çok zaman var. Dünyayı yeniden yakıp yapacak kadar uzun bir zaman... "Zaman en iyi ilaçtır" derler. Yani inşallah...
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
