Sistem ve pudra şekeri
Birkez daha başlama vuruşuna yetişmenin haklı gururuyla TV'yi açtım.
Allahtan; ev, işe çok yakın.
Santranın hemen ardından, Drogba'nın olağanüstü asistiyle Selçuk'tan -adeta- özür dileyişine tanıklık ettim.
Derken çok kritik bir noktadan kazanılan serbest vuruşu "Drogba mı, Selçuk mu kullanır, kimbilir nasıl bir detayla taçlanır TV yorumları" diye düşünürken topun başına Burak geçti. "Prens" (en çok golü atmakla "kral" olunmuyor) ezberimizi bozuyor, fark ikiye çıkıyordu.
Erken gelen gollerin şaşkınlığını üzerimden attığımda "şu 11'i bir keseyim" dedim. Aydın nihayet yoktu ama, Ceyhun nedense yine oynuyordu.
Dalından koparılmış...
An itibariyle maç bitmişti benim için. Düşüncelere dalmıştım...
Drogba'nın Londra'ya, Sneijder'in Manchester'a gitme olasılıklarına takılmıştı aklım. Birisi müthiş bir kültürün sistemine nefer, ötekiyse muzaffer bir komutanın onur savaşına asker olmanın eşiğindeydi. Yani; gitmeleri (kalmamaları) için yeterince sebep vardı. Burada dalından koparılmış meyvelerdi sadece ve üzerlerine pudra şekeri dökülmeden, tat verdiklerini söylemek bir hayli zordu.
Bunları yazarken maça dönmeye çalıştım, çok çabaladım, olmadı.
Keza futbolcular da salı günkü"final" kadar önemli maça gidikti. Umarım Juventus ile oynanacak o final, başkan dahil pek çok kariyerin Galatasaray'daki finali olmaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
