10 Aralık 2020 | Perşembe

İstanbul trafiği

Lig takvimi çok yakında trafiğini aratmayacak. Bunlar daha iyi günler. Önümüzdeki hafta sonundan tarihine kadar, takımlar lig ve kupada 17 maç oynayacak. 65 günde tam 17 karşılaşma! Aşağı yukarı üç buçuk günde bir maç yapmak demek. Bunun pandemisi var, sakatlığı var, yorgunluğu var. 21 takımlı garip sezonumuzun kaderini işte bu yoğun maç takviminde takımların göstereceği reaksiyon belirleyecek. İdari ekiplerin iyi planlama yapması, teknik ekiplerin doğru antrenman programı uygulaması, futbolcuların kendilerine iyi bakması ve yöneticilerin yakın markajı şart. Bütün bunlardan sonra kadro derinliğine sahip, oynayan ile yedek arasında kalite farkı az olan takımların avantaj sağlayacağını tahmin etmek güç değil. Bakalım İstanbul trafiğine benzeyen maç yoğunluğundan hangi takımlar en az hasarla çıkacak?

PALABIYIK'IN NİYETİ
, Denizlispor maçını kazanırken gecegündüz gibi iki bölüm yaşadı. Bir kişi eksik kalana kadar güle oynaya geçen maç, on kişi kaldıktan sonra cehennem azabına dönüştü. Evet, eksikler çok ama bir büyük takımın 10 kişi kalsa da bu kadar sıkıntı yaşaması kırılgan bir yapısı olduğunu gösterir. Bu kırılganlık bence saha içi kadar mental sorunlardan kaynaklanıyor. Erol Hoca'nın ve Emre Belözoğlu'nun bu anlamda futbolculara terapi uygulaması şart. Tabii en güzel ilaç saha sonuçları olur. Gelelim hakem meselesine… Anlı şanlı hakem hocaları bile bu maçta yaşanan pozisyonlar konusunda fikir birliği edememişken ben topa girmeyeceğim. Ama 'ın VAR incelemesine giderken Serdar'a gösterdiği kartın iyi niyetli olmadığını söylemek zorundayım. Eğer hakaret, küfür vb. varsa kırmızıyı gösterir alkışı alırsın. Ama olay Serdar'ın anlattığı gibi yaşandıysa bir adım sonra kırmızı çıkartacağını bile bile ilk sarıyı göstermek ya fevri hareket ettiğini ya da niyetinin kötü olduğunu gösterir. Elit hakem olmaya hazırlanan Ali Palabıyık'ın kontrolsüz bir hakem olmadığını varsayalım. O halde geriye niyetinin iyi olmadığı sonucunu çıkarmaktan başka çare kalmıyor!

SATIR ARASI
Fenerbahçe Başkanı , hakem camiasıyla ilgili önemli şeyler söyledi. Son haftalardaki hatalara ve çözüm önerilerine değinirken, hakem atamalarının kurayla yapılabileceğini de belirtti. Ahmet Hoca'nın açıklamalarını da işaret ederek "sorgulanmalı" dedi. Tüm bunları söylerken satır arasında kalan önemli bir sözü vardı: "Belki de hakemleri gençleştirme operasyonu hedef alınıyor." Bence tüm açıklama içindeki en kritik nokta buydu. İleride hatırlarız!

DIOP GİBİ OL DIAGNE!
Geçtiğimiz günlerde 42 yaşında hayatını kaybeden Papa Bouba Diop, Senegal'in kahramanıydı. 2002 Dünya Kupası'nın açılış maçında Senegal Milli takımının, yıllarca sömürgesi oldukları Fransa'yı 1-0 yendiği karşılaşmada attığı gol onu halkın kahramanı yapmıştı. Portsmouth'un 2008'de kazanan kadrosundaydı. Hocası Redknapp ölümünden sonra BBC'ye yaptığı açıklamada, "Müthiş bir karakterdi, her zaman neşeliydi ve yüzünde bir gülümseme vardı. Dev gibiydi ama içinde hiç saldırganlık yoktu. İri olduğundan sahada agresif gözükürdü ama adeta bir melek gibiydi" dedi. Diop için söylenen bu sözler aklıma aşinası olduğumuz bir başka Senegalli Diagne'yi getirdi. Bugünlerde adeta küllerinden doğarak golleri sıralayan Diagne saha içi ve dışındaki tavırları ile hep eleştiri oklarının hedefindeki isimdi. Sosyal medya paylaşımları, umursamaz tavırları, kontrolsüz hareketleri ve kibirli sözleriyle bir türlü sevdiremedi kendini. Bu durum G.Saray'da da, kiralık oynadığı Brugge'de de başına hep bela oldu. Şimdi Diagne'nin önünde bir şans daha var. Saha içindeki golcü kimliğini, saha içi ve dışındaki hareketleriyle olumlu yönde tamamlamak. Kibir her iyiliğe engeldir. İyi olmak ve vatandaşı Diop gibi anılmak Diagne'nin önünde bambaşka bir yol açabilir. Gün bugündür. Diagne gol sevincinden sonra resmini açmakla kalmayıp, Diop'u rol model olarak da seçerse yolu açık olacaktır.


RÜYA BİTTİ Mİ?
Trabzon'da yerel basın güçlü ama kalemi serttir. DG Sivasspor beraberliğinden sonra ilk iş manşetlere bakma ihtiyacı hissettim. "Rüya bitti", "Bu takımla bu kadar", "Bu silahlarla av çok zor!" gibi başlıklar çekti dikkatimi… Malum, Karadeniz insanı biraz sabırsızdır. Ben için en zor işin bu sabırsızlık ve yerel baskıyı aşmak olacağını düşünenlerdenim. Bir kere ne iki maçlık galibiyet rüyaydı, ne de bu beraberlik rüyanın bitmesi anlamına geliyor. Kabul etmek gerekir ki Trabzonspor'un kadrosu geçen yıl olduğu kadar kaliteli ve iş bitirici değil. Sörloth, Novak ve Sosa'nın yokluğu yabana atılamaz. Üstelik N'Wakeme hatta Uğurcan bile geçen yılki seviyesinde değil. Ama şimdi Avcı ile takım olma şansı var. Bu da bugünden yarına olabilecek bir iş değil. Reçete devre arasında yapılacak iki, üç nokta transfer ile Abdullah Hoca'nın yerleştirmek istediği sistemin zaman içinde oturması olabilir. Sabır gerek. Ne demişler? "Sabrınız gücünüzden daha çok şey başarır!"

RADYO GÜNLERİ
Radyo Günleri, 'ın yazıp yönettiği henüz televizyonun hayatımıza girmediği, radyo'nun altın günlerini anlatan nostalji kokulu bir filmdi. Geçenlerde bir maçın ikinci yarısına araçta yakalanıp, telefondan da seyredemeyince geçmiş günlerin o keyifli anlarına dönmek istedim. Hışırtılı bir mikrofon sesi…"Orta yuvarlağın rakip yarı alana bakan bölümü"… "ceza sahası yan çizgisiyle taç çizgisi arasında kalan dar alan"…Yok… Hiçbiri yoktu. Maç anlatımı vardı da bunlar yoktu. Muhtemelen stüdyodan yapılan, kuru kuruya bir yayın… Radyo maçları gençliğimizin en büyük keyfiydi. Artık o keyif kalmamış! Gelişiyoruz, değişiyoruz derken o kadar çok güzel şeyi yitirdik ki… Bari futboldaki radyo ruhunu kaybetmeyelim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA