Sarı-kırmızılı armada bugün ligin tepesinde ve başlangıçtaki zorlu dönemeci geçmiş bir görüntü çiziyor, Galatasaray bugün şampiyonluğun en büyük adayı. Hem kadro yapısı hem de yenilenme sürecinin sancılarını erken atlatması dolayısıyla özellikle son maçlarda ortaya koyduğu performans takdirle karşılanıyor, sarı-kırmızılı armada Galatasaray sevdalılarının yüzünü güldürüyor. Ancak bir gerçek var ki bugünlere ulaşmak hiç de kolay olmadı. Tarihine bir asrı sığdıran armada, zor günler geçirdi. Hatırlayalım; mali genel kurul mahkemelik oluyor, 27 Mart 2011 tarihinde yapılan olağan genel kurulun iptali için dava açılıyordu. Adnan Polat, "Kulüp kayyuma gider! Dava devam ettiği sürece seçim yapılamayacak ve kayyum kaçınılmaz olacaktır!" demesine rağmen Galatasaray tarihine 'ibra edilmeyen ilk Galatasaray başkanı!' olarak geçti. Dava mahkeme tarafından reddedildi ve Adnan Polat'ın olmadığı bir adaylar listesi Galatasaray'ın geleceği için başkanlık yarışına girdiler. Bu tartışmalar arasında Ünal Aysal ismini tek başkan adayı olarak gösteren İnan Kıraç'ın adı 'abi' olarak öne çıkacak ve Kıraç'ın söylediği isim kongrenin çoğunlukla tercih ettiği isim olacaktı. 14 Mayıs 2011'de Ünal Aysal, rakiplerini geride bırakarak Galatasaray tarihinin en çok oy alarak seçilen başkan olarak yönetim kurulunu oluşturdu. Yukarıda belirttiğimiz gibi 'kol kırılır yen içinde kalır' anlayışı terk edilmiş, havada demeçler uçuşmuş ve hallice bir başkanlık yarışı yaşanmıştı. Yarışta ikinci sırayı alan Turgay Kıran "Paranın her şeyi çözeceğine inanıyor musunuz?" diye sorarken, yarışta üçüncü sırada kalan başkan adayı Mehmet Helvacı ise kafa karıştırıcı şeyler söylüyordu: "Projeleri biz sunduk ama onlar seçildi. İlginç!.."
'YÜZYILIN GALATASARAYI'
Yeni başkan Ünal Aysal 'Yüzyılın Galatasarayı'ndan söz ediyordu. İlk ve en önemli problemi çözerek başladılar işe, teknik direktör Fatih Terimolmalıydı. Aylardır ismi teknik direktörlük için telaffuz edilen Fatih Terim, yönetim kurulunun çoğunluğunun karşı çıkmasına rağmen Aysal'ın büyük desteğini de alarak Galatasaray'la anlaştı. Başkan yardımcısı Adnan Öztürk, anlaşma süreci sancılı geçen Terim için şunları söyledi: "Hoş geldin demek istemiyoruz. Çünkü Terim evine dönüyor. Burası onun evi zaten! Anlaşmaya çalışan karşılıklı taraflar yok. Hepimiz aynı taraftayız."
FLORYA'DA EKİP KOMPLE DEĞİŞTİ
Karşılıklı restleşmeler başladı. Tek yetkili olma girişimi 'Fatih Terim, Florya'nın anahtarını istiyor!' diye yorumlandı. Ortam 'karşılıklı tarafların' çıkışlarıyla iyice gerildi. Aysal son sözü söyledi; teknik patron Fatih Terim'di ve tam destek kendisinden gelecekti. Önce Bülent Tulun, Terim'in isteğiyle görevinden alındı. Ardından teknik ekip (Hakan Şükür'ün de adının geçtiği bir süreçten sonra) Ümit Davala ve Hasan Şaş'ın katıldığı bir biçimde yeniden oluşturuldu. Fatih Terim 'ekibi' topluyordu. Kaleci antrenörü ise yine eski göz ağrısı efsane kadronun kalecisi Claduio Taffarel olacaktı. Yeni kadro, yeni bir anlayışla yeniden Fatih Terim'in istediği isimlerle donatıldı. Terim önce yine yaptığı gibi eski kadronun isimlerinden arındırarak kurdu ekibini. Kewell'dan Culio'ya, Mustafa Sarp'a kadar bir önceki kadronun direkt isimleriyle yolları ayırdı. Umut vadeden futbolcular seçildi, kadroya dahil edildi ve çalışmalar başladı.
BÜLENT TULUN KRİZİ NASIL AŞILDI?
Fatih Terim'in göreve gelmesinden sonra Florya'da görmek istemediği sportif koordinatör Bülent Tulun, Türk Telekom Arena'ya gönderilince kriz sona erdi. Elmander ve Ujfalusi'nin Florya Tesisleri'ndeki sözleşme imzalamasında fotoğrafta tek başına yer alan Bülent Tulun'un bu hareketine oldukça bozulan ve Tulun ile çalışmak istemediğini dile getiren Terim, Tulun'un Türk Telekom Arena'ya gönderilmesi ve Florya yasağı gelmesinden sonra resmi imzayı attı. Başkan Ünal Aysal her fırsatta 'benim danışmanım ve sportif koordinatörüm' dediği Bülent Tulun'u, Fatih Terim'in tepkisi karşısında geri çekti.
17 FUTBOLCU GİTTİ 11 FUTBOLCU GELDİ
Galatasaray'da geçtiğimiz sezon forma giyen yabancılardan Zapata, Harry Kewell, Neill, Cana, Culio, Stancu, Pino, Misimovic, Elano, İnsua, Barış, Mustafa Sarp, Serdar, Musa Çağıran, Mehmet Batdal ve Cem Sultan gibi isimler bir sezon içinde takımdan ayrılan futbolcular oldu. Muslera, Ujfalusi, Riera, Elmander, Melo, Eboue, Selçuk İnan, Ceyhun, Engin, Sercan ve Semih gibi isimler takıma katılarak baştan aşağı değişen bir ilk onbir çıktı ortaya…
ASLAN PAYI TERİM'İN, UYUYAN DEVİ UYANDIRDI
Sarı-kırmızılı ekip kamp çalışmalarına yurt dışında başladı. Özenle seçilmiş bir bölgede her şeyi yeniden yapılandırmak adına bir program çıkarıldı ve uygulamaya geçildi. Moralsizlik aşılacak, takım hak ettiği yere ve günlere geri dönecekti. Fatih Terim kendisiyle ilgili bütün olumsuz düşünceleri silecek ve 2000'li yılların efsane kadrosunun başarısının tesadüfi olmadığını gösterecekti. Deneyimli hoca kararlıydı, son üç sezonu 8, 5 ve 3'üncü sıralarda bitirmiş olan Galatasaray'ı ancak ve ancak kendisi ayağa kaldırabilirdi. Bütün düşüncesi buydu. Florya'da teknik ekip, sağlık heyet ve güvenliğe kadar baştan aşağı neredeyse her şeyi yeniledi. Uyuyan dev uyanacaktı.
ARDA'NIN KOPUŞU
Ancak büyük bir problem hiç de beklemediği bir anda gelip kapısını çaldı; Arda Turan takımda kalmak istemiyordu. İspanya'ya transferi söz konusuydu ve kendisiyle bire bir yaptığı görüşmeler sonuçsuz kalıyordu. Takım kaptanlığına kadar yükselen ve camianın büyük umutlar beslediği Arda, en olmadık anda açıkladı: "Galatasaray'dan ayrılmak istiyorum!" Çok geçmeden Arda'nın Atletico Madrid'e transferi gerçekleşti. Bütün hesaplar alt üst oldu. Terim takımın sürükleyici oyuncu modelinden mahrum kalmıştı.
Deneyimli hoca, ekibini yeniden yorumlayacaktı. Kalede Uruguay Milli Takımı'nın gözdesi Muslera olacaktı. Ujfalusi defansın savaşçı görünümlü futbolcusu olarak hem kenarda hem ortada verimli bir isim olarak öne çıktı. Belki de en efektif transfer Ujfalusi idi. Terim, Gökhan'ın sakatlığının ardından Servet ve Gökhan ikilisinden vazgeçti ve savunmayı genç Semih'in katılımıyla Ujfalusi, Eboue, Semih üçlüsüne çevirdi. Yeni transferlerden Selçuk Trabzonspor'da parlamış, mili takımın gözdesi olmuştu. Ön libero için biçilmiş kaftandı. Oyunu iki yönlü oynuyor, pas yapıyor gol kokluyordu. Orta sahayı Eboue ve Melo ile güçlendirmeyi düşündü. Ancak Eboue orta sahada isteneni veremedi ve sağ bek mevkiine kaydırıldı. Kurt hoca bütün isimleri yerlerini değiştirerek deniyor, en verimli olacakları yere monte etmeye çalışıyordu. Bu dönemde Terim için yapılan 'her maça ayrı kadro' eleştirisini de bir kenarda tutalım.
10 NUMARAM YOK
Terim'in canını sıkan bir eksik vardı ki o da takımlı toparlayıp sürükleyecek bir '10 numara'nın olmayışıydı. Ancak Melo'yu hırslandırıp Selçuk'u biraz daha ileriye kaydırdı. Dahası serbest bırakıp bulabilirse gol yollarına gitmesini salık verdi. Juventus'tan kiralanan Melo takım için en etkili güç oldu. Terim'in her fırsatta övgüyle bahsettiği Melo, Slovenya kampında verdiği demeçte yeni hocasını onore ediyordu: "Hayatımda gördüğüm en düzgün insan. Eleştirileri yüz yüze yapıyor. Ne söyleyecekse yüzümüze karşı söylüyor!" Sağ dış kanatta Kazım sol dış kanatta ise İspanyolların yeni gözdesi Albert Riera'dan medet umdu. Kazım bütün Galatasaraylıların düşündüğünün ancak yarısı kadar verimli olabilirken, Riera deyim yerindeyse tam anlamıyla rüya aleminde gibiydi. Oysa kanatlar iyi çalışmalıydı. Johan Elmander gol yollarında yanına Baros eklemlendiğinde iyi sonuç verecekti. Fatih Terim, Elmander'i baştan istememiş, Baros'un sakatlığı sonrası çaresiz İsveçli futbolcuyu "deneme kararı" almıştı. Elmander zamanla kendisine güvenenleri mahcup etmeyecek bir grafik yakalayacaktı.


