Bir hakem düdüğü
Futbolun pespaye haftalarından birini yaşadığım içindir ki, yorum yapmak yerine, dün akşam bir hakem düdüğüyle muhabbet ettim. Gönlü yaralıydı. Hakemlere "Tanrının küçük oğlu" diyorlardı da, dünyanın en değerli pırlantasından daha değerliydi bir düdük sesi. Bunun farkındaydı. 90 dakika gördüğünü çalamayacak kadar basiretsiz adamların ağzında, düdükler de üç paralık oluyordu. "Bu adamların ağız kokusunu çekecek kadar değersiz değilim" diye isyan edişi sebepsiz değildi.
***
Harika bir ortaklığın içindeydi, sarı ve kırmızı kartlarla. Onlar da adalet tahribatına yataklık etmekten bıkmıştı. Bazı hakemlerin kimlerle sarmaşık, kimlere bulaşık olduğunu cümlemiz görüyordu. Kimlerin hakeme itiraz hakkı sonsuza kadar bakiydi, izliyorduk. Karşımızdaki televizyonda maçların özet görüntüleri vardı da, o sırada rakibin suratına tekmeyi indiriyordu, hayvani duygular içindeki bir futbolcu. "İnan" dedi, "O pozisyonda kırmızı kartın sesini duydum, 'Cebinden beni çıkar' diye bas bas bağırdı." Bir hakemin eliyle dudakları arasında 90 dakika yolculuk yapan bir düdüğün, yürek gözü de vardı, can kulağı da... Oysa nurunu adaletten almayan bazı hakemlerin ne yüzlerinde nur vardı, ne üflemelerinde adalet.
***
Kuru gürültüye pabuç bırakanların düdüğü bırakması gerektiği bir ülkede, verilen penaltılara baktık, verilmeyenlere... "Afedersin, biraz ağzımı bozacağım" diyerek sinirli biçimde üfleyip, püflerken, kendini tutamadı. "Öküzün kıçına sinek konduğu zaman, öküzler o sineği kaçırmak için nasıl gaz çıkartırlarsa, bazı hakemler de adaletsizliğe geğiriyorlar!" Bir kahkaha attım, ama o yüzünü astı. "Bütün bu olup bitenlerle, benim yakın ilişkim var ya, buna kahrediyorum!" Kanına zehir karıştığının farkındaydı ya, derin bir "AHHH!" çekti. "Ben sokak çocuklarının ve eski zaman bekçi babaların ağzındayken çok mutluydum."
***
Bu düdükler, her pazartesi kendi aralarında buluşuyormuş. "Yalan değil, pozisyonları izledikçe afallıyoruz" dedi. Dünyanın hiçbir yerinde, böylesine ayrımcılık olmadığını belirtmek istedim de, "Senin bildiklerin devede kulak" diye küçümsedi beni. Onun bilmedikleri de bendeydi, yarışa girmedim.
***
Ama kozumu sona saklamakta da üstüme yoktu. Yılların hırsıyla sordum, "Bugüne kadar neden sustunuz peki?" Kendi ruhunun otopsi sonuçlarını koydu önüme. "Cesaret deli işidir" dedi. "Beni delirttiler" diye haykırırken, kendine gecikmişliğin yasında olduğunu da inkar etmedi. Dünyanın düzeni böyleydi. "Yumurta kapıya dayanmadan" kimse konuşmuyordu. Ya da canı yanmadan... Cesur bir deli olmaktansa, akıllı bir yatırımcı olmak, bu ülkenin yeni üniforması değil miydi?
***
Düdüklerin gözü vardı, kulağı vardı ve hatta yüreği vardı. Ama ne acıdır ki, parayı veren onları çalıyordu. Hele ahlaksız bir adamın ağzındaysa... Sadece düdüğü çalmıyor, emekleri de çalıyordu.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
