Bu kaçıncı nakavt – Yunus Akgül – Fotomaç ;
HEPSİ
    20 Kasım 2017, Pazartesi

    Bu kaçıncı nakavt

    Derdi o kadar çok ki sporumuzun gözdesi Türk futbolunun, hangi birini yazalım, hangi birine yanalım?
    Tepeden tırnağa yanlışlarla dolu bir yapıdan fazla bir şey beklemek saflık olsa da, çıkmadık candan da umut kesemiyoruz işte… Hakem hatalarını daha doğrusu hakem kayırmalarını bir kenara bırakacak olursak, bugün için futbolumuzun en büyük sıkıntısı; liglerimizi istila eden yabancı futbolcu sorunudur. Sayısını üç-beş artırarak kademeli olarak yabancıyı sınırsız hale getiren Türkiye Futbol Federasyonu, kulüp yöneticilerini ziyadesiyle memnun ederken, A Milli Futbol Takımı'nı ise bitme noktasına getirdi. (Gençleşen Milli Takımımızı da Romanya karşısında gördük.) Federasyon bir büyük balığı; 2018 Dünya Kupası'na gitme şansımızı bu yüzden yok etti, bu zevki bize zehir etti. Dünya Kupası, Rusya'da 21'inci dansını yapmaya hazırlanırken, bizse yerimizde saymayı bile kâr sayar hale geldik.
    "Umut, fakirin ekmeği" sözünün ekmeğini yemeye devam.
    Başkan Yıldırım Demirören, hala daha uçmakta ve ısrarla 2020 Avrupa Şampiyonası'na gideceğimizi söylemekte… Bu kafayla değil Euro 2020'ye, FIFA 2022'ye bile gitmek zor görünüyor ama "Umut, fakirin ekmeği" sözünün ekmeğini yemeye devam… Vatandaşa o güne kadar dağıt umudu, al gazını, nasılsa günü geldiğinde verdiğin sözleri unutturacak bir şeyler bulursun.
    Öyle ya; en geçer akçe "Salla gitsin" orada dururken, uğraşmaya ne gerek var?

    Fondaki kakafoni
    Daha geçen sezon, o dönemin Kulüpler Birliği Başkanı olan zat-ı muhterem "Futbolumuzun her derdinin dermanı Kulüpler Yasası bu sene çıkacak" diye gazete ve televizyonlarda bangır bangır bağırmıyor muydu? Şimdi nerede kendisi ve o sözlerini kaçımız hatırlamakta?
    "Ecek-acak"… Bekle, ne zaman çıkacak?
    Sınırsız yabancı uygulamasının kulüp yöneticilerimizin elini güçlendirdiği bir gerçek… Ancak daha acı bir gerçek var; Milli Takım bitti!
    Şu sıra, Türk sporunu yönetenlerle Türk futbolunu yönetenler bu yüzünden karşı karşıya… Bu hafta, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, yabancı sayısını kademeli olarak 5-6 seviyesine çekeceklerini açıklarken, federasyon yöneticisi Ali Dürüst'ten hemen "Hayır, yok öyle bir şey; yabancı futbolcu sınırlaması gündemimizde değil" diye cevap geldi.
    Hoop… ardından Milli Takım Teknik Direktörü Lucescu, Milli Takım kuramamaktan ve acilen yabancı sınırlaması getirilmesi gerektiğinden bahsetti. Ona da karşılığı, Kulüpler Birliği Başkanı Dursun Özbek verdi:
    "Kendi düşüncesidir, bizi bağlamaz.
    Biz yabancı kuralından memnunuz." Ortada çok ciddi bir sorun var fakat sorunun nasıl çözüleceği konusunda taraflar arasında, fonda sadece kakafoni var.
    Aynı dili konuşan, aynı telden çalan TFF ve Kulüpler Birliği'nin önceliğinin Milli Takım'ın başarısı olmadığı çok bellidir artık… Mevcut durum milletimizi ne kadar rahatsız ederse etsin, her açıdan onların işine geldiği görülüyor. Sorunun bizzat tamamıyken, çözümün parçası zaten olamazlar. Bu kötü durumun mimarı onlar… Bu haliyle konu, Türk spor yönetimi yani Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın el atma aşamasındadır artık.

    İş başa düştü
    Bunun için her defasında kartları yeniden karmaya da gerek yok; yabancı kuralını değiştirmeden de bu konu çok rahatlıkla çözülebilir.
    22 kişilik kadroya altyapıdan 8 futbolcu alma mecburiyeti getirmek, futbolun beşiği yanı başımızdaki Avrupa ülkelerindeki modeli alıp uygulamak çözer işi... Böylesine basit bir çözüm, futbolun otoritesi tarafından uygulanmıyorsa ya da istenmiyorsa, Türk sporunun otoritesi bunu pekala yaptırabilir.
    İş size düştü, iş başa düştü Sayın Bakanım, top sizde… Durum vahim, bir an önce el atmalısınız.
    Aksi taktirde her defasında "Bu kaçıncı nakavt" yazacak skorboardın ay-yıldız hanesinde…

    Filler tepişiyor, yürekler eziliyor
    Fenerbahçeli beş basketbolcunun Milli Takım'a gitmeyeceklerini açıklaması ile başlayan tartışmada durduğumuz yer bellidir.
    Bir sporcunun en büyük hayalinin milli formayı giyebilmek olduğuna inanan bizler için milli takıma seçilebilen sporcu, kendi alanında ülkenin en iyisi demektir. Milli forma ile çekilmiş fotoğrafları torunlarına bırakabileceği en kıymetli mirastır. Kulüp taraftarının değil tüm Türkiye'nin alkışladığı biri olmak demektir. Hiçbir mazeret, Milli Takım'ın önüne geçemez. Her şeyden kutsal olan, üzerinde ay yıldız bulunan formadır ve onu reddetmek, ona itiraz söz konusu dahi olamaz bizim için...
    Dünyanın en büyük sektörlerinden biri olan ve her türlü alavere dalaverenin döndüğü spor dünyasında, manevi duyguların yerini çoktan kabarık banka hesapları almış durumda...
    Dünya basketbolunu yönetenlerin 2019 Dünya Kupası elemeleri ile Avrupa Basketbol Ligi'nin maçlarını çakıştırmalarını nasıl açıklayabiliriz? Bu kirli dünyada, otorite ve güç savaşlarının sonuçlarıdır bütün bu şahit olduklarımız. 2019 Dünya Basketbol Şampiyonası'nı düzenleyen FIBA ile Eurobasket'i düzenleyen şirket, kulüpleri ve sporcuları bir tercih yapmaya zorluyor; manevi değerler ile rakamlar arasına sıkıştırıyor.
    Her şeyin para olduğu, duyguların ve değer yargılarının bir tarafa bırakıldığı günümüzde bize ters gelen, hatta korkunç diyebileceğimiz durumlara yine de empati ile bakarsak tablo şu:
    Yukarıda filler tepişirken, aşağıda ezilen, örselenen manevi duygularımız…



    YAZARLAR tümü
    Sitene Ekle