Size müsaade!
Kulüplerin başına ne geliyorsa, gerçeklere kapalı gözleri paradan başka bir şey görmeyen cahil yöneticilerden, menajerlerle birlikte kulüplere "kakalanan" yabancılardan ve giydikleri formanın asaletini hissetmeyen ruhsuz yerlilerden geliyor. Nasılsa her kulübün borcunu üstlenecek bir toplum bu ülkede mevcut. Kaybedince gözyaşı kanalları da tıka basa dolu.
Yapılan bir araştırmaya göre bir kadın ömür boyunca 16 ay ağlıyormuş.
Erkek oyunu diye bellenen futbolda erkekler her gün ağlıyor. Meseleyi tartıya koyarsak, kadındaki yüreğin zerresi erkeklerde yok demektir.
Erkeklerin gurura mahsuben ağlamadığını düşünen varsa, gerçek gurur; ayaklarının altındaki dünya bitse de ateşlere basa basa yalınayak yürümektir, sahada yürümek ve oturduğu koltukta "sözyaşları" üretmek değil.
Ligin tepesindeki iki takımın oynadıkları futbola ve yürüdükleri yola bakın! Her takım hak ettiği neticeyi oluşturan sebepleri kendi içinde aramalı. Fenerbahçe ve Galatasaray'da parayla şımartılmış çuvalla adam vardır da ruhsuzluğun yazdığı kadere mahkum olmaktansa, kaderini mücadele ederek yazmayı düşünen kaç futbolcu vardır? Mumla arayın belki bulursunuz.
O yüzden iki takım da aynı şarkıyı söylüyor; "yok birbirimizden farkımız, tek farkımız tribündeki şarkımız!" Bu takımların derbisinden ne olur?
Okunmadan atılan reçeteler, peçete muamelesi görürse, bazıları dünyanın kaç bucak olduğunu da görür. Ha bu hafta sonunda ha ligin sonunda!
İskeletlere yapılan makyaj bu kadar.
Boyalar akıyor. Yüz milyonlarca Euro harcayıp kulüpleri batmanın eşiğine getirenler şimdi paçayı kurtarmak için "bir maça" bakıyor! Pazar günkü derbiden sonra bir takım sağ kalacak zannetmeyin, aslında onların ikisi de ölü.
Bu futbolla ikisinden biri şampiyon olsa ne yazar! Birinin teknik direktörü masanın üzerine çıkar analara söver, diğerinin kaptanı bacak arasına sokup taraftara gösterdiği kirli eliyle kupayı kaldırır!
Edepsiz tavırların bile itibar görmesiyle, zarafetin kalbinin durması arasında bir yakınlık varsa, derbilerin asil biçimde başlayıp bitme ihtimali kalmamıştır. Futbolun kalite adına yeni bir teori geliştirecek gücü de yoktur!
Onlar da ayrı konu!
Cehennemden aşırılmış ateşle gurur duyan bir futbol toplumunda, cennet kokulu söylemlerin hükmü olmadığını çoktan öğrendim. Futbolun güneşin altında oyun olduğu yıllardan kalan masumiyetinin hiçbir işe yaramadığını da sosyal medya trolleri, ciğersiz yöneticiler ve cahil yorumcular öğretti.
Yüz kızartıcı suçlardan bile hüküm giyilmeyen bir futbol düzeninde, taraftarları dostluk şölenine davet etmenin trenini de çoktan kaçırdık.
"Derbide ezeli rekabet mi ebedi düşmanlık mı?" Sormaya bile gerek yok.
Ahlaksız para her zamanki gibi yolunu buldu, futbolculardan toplanan transfer haraçları kim bilir hangi arsada villa oldu? Bankaları dolandıran ağaların bile sorgulanmadığı bir ülkede "hiçbir şey" olmayanlar "her şey" olursa olacağı buydu!
Çirkinliğin her sözü can buluyor da futbolumuz para ve sızlanmak uğruna can veriyorsa. Ve her sezon bir düğme daha eksiliyorsa saygının ceketinden. Yazdıklarımızın hükmü olur mu?
Pazar günü sözde önemi büyük bir derbimiz var. Hadi çocuklar size müsaade! Çıkın da derbi nasıl olurmuş, saha ortasında hır çıkarmak nasıl bir şeymiş gösterin bize! Sizden fazlasını beklemek ne haddimize!
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
