Bir avuç coşku!
Takım oyununu ve sadakatini dışa vuran bir rakiple bugün final maçına çıkıyoruz. Kosova'nın hayalleri büyük olabilir ama biz bu hayal için 24 yıl çile çektik ve talihsizlik konulu teselli üretmenin bu saatten sonra hiçbir şekilde yeri yok. O yüzden bu gece tutkulu bir milli takım bekliyorum. Çünkü sıradanlığa sığınmakla, özel olmak arasındaki tercihler bir takımın gideceği yeri de belirler futbolcunun kendi değerini de. Romanya maçında tedirgin edici gerçekler yok muydu? Vardı. Ama tamamen savunmaya yönelik bir takım karşısında çilingirin savunmadan çıkması gerekiyordu belki de. Takımda olması gereken isimlerle olmaması gereken isimler arasında eleştiriye açık bir durum var mıydı? Vardı. Montella'nın da kendine göre bir bildiği vardı belki.
Zamanında doğru insanlara yatırım yapılsaydı, güçle para, parayla kanunsuzluk arasındaki ilişkinin kökü kurutulsaydı ve maçı kaybetmekle prim kazanmak arasındaki çelişkide arkadaşlık duygusu kaybolmasaydı, kim bilir kaç kez o finallere katılmıştık. Biz o finalleri milli takımın içini dışarıdan bile karıştıran ağalarla ve böyle bitirimlerin karşısında iki büklüm olan korkaklarla kaybettik! Benim güzel yürekli ilginç insanlarım vardır, ummadık zamanda karşıma çıkar, çok kısa sohbet eder ve giderler. Bazıları onlara "deli" der. Kara paralı züppelerin, dolandırıcı kabadayıların yargılanması gerekirken el üstünde taşındığı bir ülkede, ben o delilerin koluna girer ve her zaman gözlerinin hizasında olmaya özen gösteririm.
Bundan birkaç yıl önce oturduğum mahallenin bahçesinde böyle biri gelmişti de "yıldız tornavidan var mı?" diye sormuştu. "Ne yapacaksın?" dediğimde, "gökten birkaç yıldız söküp, onurlu insanların göğsüne takacağım" diye karşılık vermişti. Yüzündeki insani bakışın yanında çok net bir isyanın izleri de vardı. Gökyüzüne çıkmanın yolu kendisinde mevcuttu, merdiveni varmış ama kimse görmüyormuş. "Gerçek yıldızlar sağlam durur ve sahibini bekler" demişti de "peki kayan yıldızlar?" diye sorduğumda aldığım cevabı hatırlıyorum. "Onlar daha çocuk, geceleri gökyüzünde kaydırak oynuyorlar." Bizimki birkaç dakikalık fantastik bir yolculuktu aslında. Ortak yanımız; zengin haksızlıklara yoksul öfke! Çünkü ikimiz de biliyorduk ki gerçek yıldızlar emekçidir, onların yalana ve cilaya ihtiyacı yoktur. Üç kuruşluk çıkar için onurlarını satmaz kimseye el açmazlar. O yüzden "yere düşüp çamura batan yıldızlar beş para etmez, yüksekte durandır değerli olan" demişti adam. Aslında o da biliyordu ki karanlık adamlara itibar gösterilen düzende gökte yıldız kalmamıştı artık. Eve gidip getirdiğim tornavidayı da o yüzden almamıştı.
Bizler insanlığın ve isyanın gerçek tarifini deli denilen böyle insanlardan alıyoruz. Sözde aklını kullanan ciğeri beş para etmeyen adamlara karşılık, bizler böyle insanların elini sıkarak ayakta kalıyoruz. Haksızlığın ve kötülüğün el üstünde taşındığı bir ülkede eski değerlere yer kalmadığını da bizler biliyoruz. Her ne kadar futbolun toplum üzerinde yan etkilerinin büyük olduğunu bilsem de savaşlar ve haksızlıklar dünyasında bu geceki Kosova maçından zaferle çıkmanın gururunu ve insanlara bir avuç coşkuyu çok görmüyorum. O yüzden penceremin camlarına, "bizim takım finallerdeki grup maçında Amerika'nın da canına okur" diye yazıyorum. Ekranda yaygara yapmak yazmaktan değerli olduğu için okunmuyor olabilirim. Olsun! Ben her zaman kendi bildiğimi okuyorum!
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
