24 Ekim 2021 | Pazar

Büyük takım küçük söz

UEFA Avrupa Ligi'ni kazanacak seviyede olduğumuz düşünülmemeli. Biz gelişmekte olan bir takımız.
Bu turnuvayı kazanacak seviyede değiliz "dedi Portekizli teknik adam.
Bu söylem gerçekçi olarak değerlendirilebilir ama bir büyük takım hocası bu şekilde konuşmaz.
Konuşmamalı!
2013 yılında Avrupa Ligi'nde yarı final oynamıştı Fenerbahçe. 2016'da Hollandalı Advocaat benzer söylemlerde bulununca işitmediği laf kalmamıştı. Şimdi Pereira 'da benzer bir yaklaşım sergiliyor.
Mevcut takım elbette 2013 kadrosunun yanından geçemez ama Portekizli Hoca'nın çok daha iyi kadroyla ne yaptığını da hatırlıyoruz. Ezeli rakip daha zor grupta namağlup ilerlerken böyle bir konuşma yapmak en hafif deyimle iş bilmezliktir.
Bu tür konuşmalar büyük camiaları rencide eder. "Üç yıldır Avrupa'da yoktuk." "Biz bu seviyede değiliz" gibi sözlerle taraftarın gözünden düşüverirsiniz.
İkinci defa görev almasına rağmen kulübün yüz küsur yıllık tarihini ve temsil ettiği camiayı yeteri kadar tanıyıp, anlayamamış Pereira.
Ali Koç önce hocasına hangi takımı çalıştırdığını anlatmalı. Benim tavsiyem basın tribününe çıkartıp, İslam ağabeyin sözlerini bir güzel okutarak işe başlasın.
Sonra da bir zahmet müzeyi gezdirsin. Pereira belki o zaman liderlik yapması gereken camianın ne olduğunu biraz olsun kavrayabilir.
Yoksa büyük takımın küçük hocası olarak hatırlanmaktan öteye geçemez.
"Bazı insanlar bir şeyin olmasını ister, bazıları bunu umut eder, bazıları ise gerçeğe dönüştürür" diyor Michael Jordan. Bakalım Pereira bu sözün neresinde?
DETAYLAR KAZANDIRIR
Zaman zaman teknik ekiplerimizin rakip analizlerinde zayıf kaldığını düşünür, ardından da "Olur mu öyle şey?" diye kendi kendime kızarım. Beşiktaş-Sporting maçı bu konudaki fikrimi bir kez daha sorgulamama yol açtı. Rakibi analiz etmek sadece oyun planına çalışmak değil ki!
Duran toplarda ne yapıyor?
Köşe vuruşlarında nasıl bir planı var? Penaltı vuruşlarını kim, nasıl kullanıyor? Buna benzer bütün detayları bilmek zorundasınız.
Maçlar artık detaylarda kazanılıyor.
Oysa Sporting karşılaşmasında rakibin en önemli silahlarından birine önlem alınmamıştı.
Hatta Sergen Hoca yenilen gollerin benzerliğini "tesadüf" olarak açıkladı. Coates Portekiz Ligi'nde her sene dört, beş kafa golü atıyor.
Başakşehir ile oynadıkları Şampiyonlar Ligi maçında da benzer bir golü vardı. Uruguaylı savunmacı Beşiktaş'a iki gol attı, bir de penaltı yaptırdı.
Hepsi birbirinin kopyası. Bu adamın ne yapacağını bilgisayar başındaki çocuklar bile biliyor. Ama Beşiktaş teknik ekibi maalesef dersini çalışmamıştı.
Siyah-Beyazlı takımın sakatları büyük ölçüde iyileşti fakat iyileşmekle maç ritmi kazanmak ve form tutmak aynı şey değil.
Beşiktaş'ın bu konuda biraz daha zamana ihtiyacı var. Teknik ekip de formda gözükmüyor.
Maçı okumak ve hamle yapmak konusunda geçen yılki çizgiye gelmedikleri aşikâr.
Mevcut görüntü derbi öncesi ekstra motivasyon gerektiğini ortaya koyuyor.
Aslında derbi belki de şans olacak.
Beşiktaş zorlu takvimi en az zararla atlatırsa Türkiye liginde şampiyonluk iddiasını sonuna kadar güçlü şekilde sürdürür ama bana göre Avrupa'da sezona havlu atılmıştı.
TATLI GiTTi YA SONRASI?
Aslında bardak taşmıştı ama "Bazı isimler mi yoksa başkan mı gider?" diye papatya falı açıyorduk.
Serdar Tatlı yönetimindeki MHK toptan gitti. Görünen o ki MHK yönetimleri kolay kolay görev sürelerini dolduramayacak. Mevcut futbol ikliminde farklı olsa şaşırmak gerekir. Aslında Metin Tokat'ın istifası ve ardından bu boşluğa atama yapılması, Serdar Tatlı'nın planlı bir şekilde istifa etmediğini gösteriyor. Gelen duyumlara göre Tatlı, Kulüpler Birliği ile yapılan toplantıya çağrılmadığı gibi o toplantı hakkında bilgi bile verilmediği için tepki göstermiş.
Şüphesiz Metin Tokat'ın ayrılış süreci de sancılı olmuştur. Aslında MHK problemini isimlerden bağımsız olarak değerlendirmek doğru olur. Hakem camiası garipsenecek kadar kapalı ve eş-dost, akrabalık ilişkilerine dayalı bir yapıya sahip.
Bir giren kolay kolay kopmuyor.
Sistem, bünyesindeki isimleri farklı şekillerde kayırıyor. Bu kapalı yapı şeffaf ve yönetilebilir olmadığı sürece sadece isimler değişir, sorunlar aynı kalır.
Ben bu yazıyı yazarken hakem camiası dışından bir başkan ya da yabancı bir koordinatör üzerinde duruluyordu.
Sistem külliyen değişecekse neden olmasın?
Öncelikle iyi bir araştırmayla genç ve yetenekli hakem adayları, liyakatlerine göre seçilerek yetiştirilmeli.
Maç görevlendirmelerinde ahbap-çavuş ilişkisi olmamalı.
Puanlama sistemi şeffaf olmalı. Dört büyük kulübün keyfi değil, sistemin bekası düşünülmeli.
Açıkçası biz hakem konuştuğumuz sürece futbolumuz bir arpa boyu yol alamayacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA
Anasayfa Beşiktaş Fenerbahçe Galatasaray Trabzonspor