18 Eylül 2021 | Cumartesi

Fenerbahçe'nin sakatlık kabusu

Fenerbahçe ve Pereira için sezona galibiyetlerle başlamak önemliydi.
Genç ve yeni oyuncular ile yepyeni bir sistem oturtmaya çalışıyorsanız saha sonuçları size kredi sağlar.
Ancak sarı-lacivertli takımda art arda gelen sakatlıklar hesabı bozdu. Zaten geç kalan transferlerden dolayı uyum süreci aşılamamışken, bir de buna eksik takımla antrenman yapma sıkıntısı eklenince takım kurgusu hala netleşmedi.
Pereira için en büyük sıkıntı bu. Darbeye bağlı sakatlıkları anladık da, adale sakatlıklarının hesabı yeni teknik ekibe yazar.
Ya antrenman tekniği ve çalışma yapılan zeminde, ya sağlık ekibinde ya da futbolcuların kendine bakmasında sıkıntı var.
Her şekilde adres teknik ekibe çıkıyor.
Sakat oyuncular için yapılan açıklamaları Tıp Fakültesinden terk olsanız anlayamazsınız.
Ama fısıltı gazetesi çalışıyor.
İrfan Can'ın durumu ciddi. En az bir buçuk ay sahalara dönemez deniyor. Tisserand milli maç arasına kadar yok. Nazım'ın eli kulağında.
Serdar Dursun için beklemek gerekecek. Size bir de Samandıra dedikodusu aktarayım.
Portekizli yeni doktor, Sosa'nın tedavi sürecini kısaltmak isterken oyuncunun sahalara daha geç dönmesine neden olmuş.
Özetle; Fenerbahçe'nin şu ara en büyük sıkıntısı sakatlar. Kadro geniş ama Pereira'nın elindeki kadroyu harmanlaması için vakti az. Lig yarışı kızışıyor. Avrupa ve kupa derken takvim iyice sıkışacak.
İlk kayıptan sonra tribünlerde homurdanmalar başladı. Sakatlık sorununa acilen çözüm bulunmalı.
Birisi işini eksik yapıyor.

BAŞKA SEVİYE
Bu sözü son zamanlarda çok fazla duymaya başladım.
"Şampiyonlar Ligi'nde futbol başka bir seviyede oynanıyor" klişesi son dönemde dilimize pelesenk oldu. Maalesef bu seviyenin sağlamasını Beşiktaş'ın, Dortmund ile oynadığı maçta bir kez daha yaptık.
Yanlış anlaşılmasın! Beşiktaş özellikle ilk yirmi dakikada gayet iyi mücadele etti. Pozisyonlar da buldu.
Ama yetmiyor. Neredeyse 115 kilometre koşup, Türk takımları arasında farklı bir kulvar açıyorsunuz fakat adamlar zorlamadan 120 kilometrenin üzerine çıkıyor. Bu sadece bir örnek. Özellikle fizik kapasite, dayanıklılık, kondisyon ve taktik disiplin konusundaki gidişatımız endişe verici. Elbette enseyi karartıp, Kapıkule'den öteye burnumuzu uzatmayacak değiliz. Zaman zaman iyi sonuçlar aldığımız maçlar da olacaktır.
Zaten tehlike burada. Ne ara sıra aldığımız galibiyetlerden; ne de ligimizde oynanan kaotik, temposuz ve taktik disiplinden uzak oyundan memnun olmalıyız. Hep yazıyorum.
Yine tekrarlayacağım. Ülke futbolunda top yekûn bir değişim şart. Sadece kulüplerle olacak iş değil bu. Günü kurtarmak nereye kadar yetecek?

BU NE PERHİZ?
Eskiler, tutarlı davranmayıp, çelişkili işler yaptığınız zaman "Bu ne perhiz? Bu ne lahana turşusu?" deyimini çok fazla kullanırdı. Şenol Güneş'ten boşalan A Milli takım teknik direktörlüğü için Stefan Kuntz ile anlaşma sağlandığı haberleri çıkınca bu söz geldi aklıma. Kuntz'un Alman U21 takımıyla son üç Avrupa Şampiyonası'nda yakaladığı başarıları, Türkiye'de bir sezon top oynamış olma avantajını, Alman disiplinini sahaya yansıtabileceğini ve milli takımdaki gurbetçi futbolcularla iyi anlaşma ihtimalini göz ardı ediyor değilim.

Aslında bu nitelikler yan yana yazdığınızda bile göz dolduruyor.
Ancak Türk Milli Takımının teknik direktörlüğü, hele kısa vadede başarı beklendiği de düşünülürse, başka bir seviye olmalı gibi geliyor bana. Üzerinde herkesin fikir birliğine varacağı, kariyerli, tecrübeli ve sadece saha içi değil, saha dışı faktörlerle de başa çıkabilecek bir isim! Unutulmasın, Lucescu gibi çok tecrübeli bir teknik adam dahi, bunak damgası yiyerek ayrıldı ülkemizden.
Stefan Kunz'un 58 yaşına gelinceye kadar A takım seviyesinde hocalık yapmaması bile ciddi şekilde eleştirilecektir.
Şu dört maç kayıpsız atlatılırsa ne ala… Aksi halde yine başa döneriz.

İYİ ŞEYLER DE OLUYOR
Galatasaray'ın Lazio galibiyeti ve F.Bahçe'nin Frankfurt'u elinden kaçırarak berabere kalması yüreğimize su serpen sonuçlar oldu. Sadece sonucu ön plana çıkarmak haksızlık olur, her iki temsilcimiz oyun olarak da iyi iş çıkardı. Galatasaray'ın genç kadrosu; dinamik, coşkulu, oyunu yönlendiren ve yılmadan deneyen bir görüntü sergiledi. Fatih Hoca'nin da vurguladığı gibi tecrübesizlik zaman zaman Lig'de ve Avrupa'da ekstra kayıplara yol açacaktır.
Bu da beraber oynayarak zaman içinde azalacak.
Ama Lazio galibiyetini kaleci hatasına indirgemek emeğe saygısızlık olur. Aklıma hemen "kader gayret edeni sever" sözü geldi. G.Saray çok gayret etti!

Gelelim F.Bahçeye...Takım gibi oynayıp, bir düzen içinde kaldılar. Frankfurt gibi grubun en zor deplasmanında özellikle ilk yarı üreten, şut atan, pozisyona giren hep F.bahçe oldu. Rakibin tempoyu arttırmasına cevap verebilmek de Sarı- Lacivertlilerin artısı olarak göze çarptı. Kolay değil ama Mesut'u bu oyun yapısına kazandırabilmek çok başka kapılar açar. G.saray gibi F.bahçe'de beraber oynayarak gelişecek. Uzatmada kaçan penaltıyla kazanılamamış bir deplasmanda; takımları bütçeleri üzerinden okumayı seven futbolseverimize rakibin 231 milyon euroluk kadrosu olduğunu da hatırlatmak isterim.
Ezcümle; umut var.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA