Buzullar arasında!
Buz dünyasında futbolun tadı tuzu yok. Oturduğunuz yerde ayaklarınız resmen donuyor... Bir süre sonra hissetmiyorsunuz.
Dayan dayanabilirsen. Biz tribünde böyleyiz sahadaki futbolculara Allah sabır versin.
Dinamo'lu futbolcular bir şekilde alışıklar bu şartlara ama bizimkiler için durum feci. İlk maçta Kafdağı'nın ardında kalan tura bakmak için geldikleri Kiev'de tek kelimeyle buz tuttular.
Daha doğrusu buzulların arasına sıkışmış balina kadar çaresizdiler. Birileri gelip bizi kurtarsın der gibiydiler. Kaleye gitmek şöyle dursun, yaklaşamadılar bile.
Hani çıkmayan candan ümit kesilmez misali, ilk golü Beşiktaş atarsa biraz heyecan yaparız diye düşünüyorduk ki el oğlu hayal kurmamıza bile izin vermedi.
Yine tüm savunmanın seyrettiği pozisyonda erken bir gol yedik.
Ondan sonra al gözüm seyreyle. Dinamo iyice rahatladı, Beşiktaş da tüm ümitleri uçup gitmiş gibi teslim oldu.
Üşümemek için koştular
Oysa o golü yemeden önce de dört gole ihtiyaçları vardı, yedikten sonra da! Bu küçük ayrıntının farkında olup son ümit kırıntısını kovalarcasına canla, başla çalışan bir tek Necip'ti. Aldı, verdi, ikili mücadelelerde ayakta kaldı v.s. Onun dışındakiler sadece üşümemek için koştular.
Almeida onu bile yapmadı. Diyorum ya Beşiktaş'ın da bir Güiza'sı var artık! Savunma yine evlere şenlikti. Ferrari ile Sivok bin kez kademe hatası yaptılar ve sürekli birbirleriyle tartıştılar. Aurelio hiçbir şekilde risk almazken Guti bu ağır sahada ne yapabilirse onu yaptı.
Aslında bu detayların da çok önemi yok.
Çünkü ilk maçtaki skor zaten yeterince belini büktü Kartal'ın.
Yazık oldu. Bu Dinamo Kiev, Beşiktaş'a iki maçta bir çuval gol atacak bir takım değildi ama gelin görün ki Schuster'in yanlış tercihleri takımın ayarını fena bozdu.
Her neyse Beşiktaş bu sezon Avrupa'da en son teslim olan Türk takımıydı ve daha fazlasını yapabilirdi. Olmadı. Umutlar yine bir başka bahara kaldı.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

