Ateşle oynamak
Galatasaray Başkanı Sayın Adnan Polat Beşiktaş mağlubiyetinin ardından stadyum çıkışında kendisine yönelen taraftarın serzenişini şöyle yanıtladı: "Medya karşısında ağlama!" Şimdi sormak isterim: "Nerede ağlasın Sayın Polat?" Hamile karısıyla maça geldiğini anlatmaya çalışıyor; kötü örnekliyor, çok pespaye bir yerden giriyor; tamam tavrı yenilir yutulur gibi değil ama siz bir yönetici olarak böyle davranmayacak, konuşmayacaktınız...
Nasıl bir takım kurulmuştu hatırlayın: Lucas Neill, Joao Alves, Leo Franco, Keita, Milan Baros, Nonda, Harry Kewell, Elano Blumer, Tobias Linderoth, Giovani Dos Santos...
Rüya takım diyebilir miyiz? Bir ölçüde. Düş kırıklığı? Pekala evet. O dönemlerde nasıl ilgi çekmişti gelişleri. Hallice bir Avrupa takımı gibiydi... Gibisi fazla; öyleydi.
Cimbom çıtayı yükseltemedi
Son yıllarını da böyle geçirmemiş miydi Galatasaray?
Ama şöyle düşünmüş olmalı bugünün yöneticileri: "Geçmişte yapılanları unutturalım!" Bunu iki türlü anlayabiliriz; "Daha iyisini yapalım ve ilerletelim Cimbom'u!" Bir diğeri ne? "Geçmişteki başarının gölgesinde kalıyoruz. Yetti artık!" İki yaklaşımda da kötü niyet aramıyorum ama ikincisi problemli. Kendi içindeki yarılı çıtayı yükseltmek üzerine kuran sosyal gruplar sahiden yükselebilirler: Tarihleriyle barışık iseler... Ama tarihsel yürüyüşün haklı temellerini başarı üzerine kurmuş eski yöneticilerle "düşük nitelikli" bir yarış içine girmek kurumun tükenişi demektir. Galatasaray bence ikisini de yaşıyor. "Bir asırı geçkin bir tarihten söz ediyoruz, kim nerede tükeniyor" diye sorulabilir.
Bir kurumun ilerleyişi bu sorunun yanıtında gizli işte. Ayrıca ben Galatasaray'ın tümünün tükenişinden değil bir yönetme anlayışının tükenişinden söz ediyorum.
Taraftarın özlediği-hatırladığı takım düşlerin yanan ateşidir/tribünlerin kanını yangınlayan bir futbol sevdasıdır. Unutmamanız umuduyla; Ateşle oynamayın...
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

