Bu düşüncemin ekonomik tarafı, özellikle üç büyük takımın yanlış transfer politikaları ile milyonlarca euro'yu harcamasından kaynaklanıyor.
Başkanlar ve yöneticilerin bulunduğu kulübün mali gelir giderlerinden kulüpten ayrılıncaya dek sorumlu olmaları gerekir. Kulüp yönetimine seçilen başkan ve yöneticiler görev süresi bittiğinde eğer kulübü zarara uğratmışlar ise verilen zarardan sorumlu olmalılar.
Diğer türlü bugün yaşadığımız gibi kulüpler sorumsuzca borç batağında bırakılıp gidilebiliyor. Yarışmacı ruh anlamında ise kulüplere ve alt lig takımlarına ayrılan bütçe dengesizliği Türk futboluna olan ilgiyi azaltabilmektedir.
Sadece üç büyük takımın tekelinde olan şampiyonluk yarışı, futbolun yarışmacı ruhuna ters gelmektedir. Üç büyükler ve diğer takımlar arasındaki maddi farklar diğer kulüpleri dezavantajlı duruma düşürüp haksız rekabete yol açmaktadır.
Altınordu güzel örnek
Bunun yanı sıra altyapıya gereken önemin verilmemesi kulüplerdeki bütçe açığının nedenlerinden bir tanesidir.
Avrupa'ya baktığımız zaman İspanya ve Fransa yetiştirdiklerini oynatan kulüpleri ile öne çıkıyor. İspanya'da Barcelona bugün bir başarı silsilesi yakalamışsa, bunu La Masia'ya borçludur.
Messi, Xavi, Iniesta, Puyol, Fabregas ve bunlar gibi dünya futboluna dağılmış onlarca futbolcunun yetişme yeridir. Bilbao gibi Bask olmayanların bile oynayamadığı takımlarda da Llorente, Javi Martinez gibi klas oyuncular yetişmiştir. Bir diğer örnek de Almanya.
Almanya'da altyapı çok daha organize biçimde temele yayılmış durumda.
Hemen her kulüpte altyapıdan yetişen veya genç yaşta transfer edilen oyuncular bulunuyor.
Bizim durumumuza geldiğimiz zaman ise aklımız hala 2000 yılında kazanılan UEFA Kupası'nda. 2002 Dünya Kupası'nda kazandığımız üçüncülük ile seviniyoruz. 300 bin nüfuslu, iklimi bile futbola uygun olmayan İzlanda; bütün dünyanın saygı duyduğu bir takım yaratabiliyorken; burada bir durup düşünmek, İzlanda'yı kendimize örnek alarak dersler çıkarmamız lazım.
Ülkemizde ise altyapıya en çok değer veren kulüp olarak Altınordu'yu görüyoruz.
Avrupa'da olduğu kadar başarılı olmasa da, Altınordu Futbol Kulübü altyapı anlamında birçok Süper Lig takımından çok daha iyi yönetilmekte.
Altınordu, kendi kaynakları ile dışarıdan oyuncu almadan da kulübün iyi bir şekilde yönetilebileceğinin en güzel örneklerinden.
BENİM A MİLLİ TAKIMIM
Bir Soru: Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim'in yerinde olsaydınız, nasıl bir A Milli Takım 11'i kurardınız?
Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim'in yerinde olsam, 4-4-1-1 dizilimi ile oyuna başlamayı tercih ederdim.
Kalede Volkan Babacan, geri dörtlü de sağ bekte Gökhan Gönül, defansta Ömer Toprak-Yalçın Ayhan, sol bekte Caner Erkin, orta saha defansif ön libero da Mehmet Topal, yanında Selçuk İnan, sağ önde Emre Mor, sol önde Arda Turan, forvet arkasında Hakan Çalhanoğlu ve forvet hattında Burak Yılmaz tercihinde bulunurdum.

HAKEMLERE SESLENİYORUM
Hakem performanslarının geçen senelerde olduğu gibi bu sezonda hem büyük takımları hem de Anadolu takımlarını tatmin edecek düzeyde olmadığını düşünüyorum.
Bunun nedenlerinin başında, dünyada çok büyük bir sektöre sahip olan futbolu yöneten hakemlerin tam profesyonel olmaması yer alıyor.
Futbolcunun ya da teknik direktörün futboldan başka ikinci bir iş alanının olmadığı yerde, hakemlerimizin kendi ana işlerinin yanında ikinci bir iş olarak hakemliği yapmaları, bu sorunun en temel sebebi.
Destek almalılar
Doktor, mühendis, avukat veya buna benzer işlerde çalışan ve ek iş olarak hakemliği seçen kişilerden tam performans almak zor.
TFF'nin hakemlerimize tam profesyonellik imkanı sağlaması ve diğer işlerden sıyrılıp sadece hakemliğe konsantre etmesi halinde hakemlerimiz için daha iyi olacağı kanısındayım. Bunun yanı sıra yüksek streste kontrolü kaybetmeme konusunda uzmanlardan mental destek almaları da yararlı olacaktır.
BEŞİKTAŞ ŞAMPİYONLUĞA ÇOK YAKIN
Henüz mart ayının başındayken Beşiktaş'ın ligde tek rakibi kaldı. Medipol Başakşehir..
İki takımın oynama biçimi, kadro derinliği, arzusu ve coşkusu düşünüldüğünde Beşiktaş ve Başakşehir şampiyonluk yolunda çok önemli bir mesafe almış oldular.
Yine de bu sezon şampiyonluğa en yakın taraf hem kağıt üzerinde hem de oynadıkları oyun ile Beşiktaş. Hem transfer politikaları hem teknik direktör seçimi hem de yönetilme şekli diğer kulüplerden çok daha ileride. Bu sezon Beşiktaş çok para harcayarak başarının gelmeyeceğini, doğru ve nokta atışlar yaparak; yeri geldiğinde de oyuncuları satıp (Demba Ba, Gökhan Töre, Ersan Gülüm gibi) kulübü finansal yönden zarara uğratmadan da başarılı olunabileceğini gösterdi. Siyah-beyazlılar çok yetenekli oyunculara sahip, her türlü baskıdan çıkmayı başarıyorlar. Beşiktaş'ın yedek kulübesinden gelenlerde, giren çıkanı aratmıyor dedirtiyor. Beşiktaş'ı;
Şenol Güneş'i, sporcusu, başkanı, yönetimi ve taraftarı ile kutlamak lazım. Beşiktaş bu şekilde devam ettiği takdirde önümüzdeki 3 sene şampiyonluğun en büyük adayı olacaktır.
BİR FUTBOL ANIM: GALATASARAY-JUVENTUS MAÇI HİKAYESİ
Takvim yaprakları 10 Aralık 2013'ü gösteriyorken; Galatasaray, Türk Telekom Arena'da Juventus'u konuk ediyordu. 10 Aralık günü başlayan grubun kader maçı, hava muhalefeti nedeni ile iki günde tamamlanırken; Galatasaray Juventus'u 1-0 ile geçerek üst tur vizesini alacaktı.
10 Aralık 2013 tarihine dönelim.. Saatler 21.45'i gösterdiğinde; mücadele Portekizli hakem Pedro Proença'nın düdüğünü çalması ile başladı. Ancak dakikalar 31'i gösterirken, İstanbul'da kar şiddetini artırdı ve mücadeleye hakem tarafından 20 dakika ara verildi.
Sonrasında ise UEFA, 31. dakikada ara verilen karşılaşmanın kalan dakikalarının bir sonraki gün oynanması kararını verdi. Sarı-kırmızılılar, galibiyet peşinde bir 59 dakika daha oynayacak; Türk Telekom Arena'da 'ya tamam, ya devam' maçına çıkacaktı.
Garip bir sinerji vardı
11 Aralık 2013 günü, ofisteki işini bırakıp televizyonlarının başına geçenler, devamsızlıktan kalma ihtimali olmasına rağmen okula gitmeyip maça gelenler, trafiğe takılıp radyoya sarılanlar ile garip bir sinerji vardı İstanbul'da. Grupta Galatasaray'ın 4, Juventus'un ise 6 puanı bulunuyordu ve temsilcimizin bu maçı mutlaka kazanması gerekiyordu.
Ve hakem düdüğünü çalmış; büyük heyecan yeniden başlamıştı.
Yoğun kar yağışına aldırmayan iki takım kıyasıya mücadele ediyordu. Kazanan tarafın üst tur vizesi alacağı mücadele de dakikalar 85'i gösterirken, umutlar yavaş yavaş tükenmeye başlamışken; ceza sahasına gelen ortaya yükselen Drogba topu Sneijder'in önüne indirdi.
İşte bu saniyelerde tarih yeniden yazılıyordu.
Juventuslu 3 defansı peşine takan Sneijder topu filelere gönderdi ve bu gol ile Galatasaray maçtan 1-0'lık galibiyet ile ayrılarak gruptan çıkmayı başardı. İşte o soğuk tarih, böylesine sıcak yaşandı.

KADINCA YORUM
Türkiye'de kadın ve futbol kavramı bir araya geldiğinde, ilk olarak ofsayt bilgisine indirgenir ve 'Kadınlar ofsayttan ne anlar?' algısını akıllara getirir. Oysaki herhangi bir şeyden anlamak, o işe duyulan "ilgi" ile alakalıdır. Futbolda öyle. Kadın-erkek fark etmeksizin, futbol ile ilgilenip, bundan da zevk alan her kişi, futboldan da az ya da çok anlıyordur. Cinsiyetlerine değil, ilgilenme derecelerine bağlıdır anlama dereceleri. Bir kadın, futbol ile ilgilenen bir erkek ile aynı derecede futbol ile ilgileniyorsa; futboldan da anlıyordur, ofsayttan da anlıyordur.
Türk futbolunun içinde kadının yeri belki sorgulanamayacak kadar az ancak bu zincirleri kırmak da bizim elimizde.
Çünkü artık kadınlar hem saha içinde hem de saha dışında bu oyunun bir parçası. Yani futbolun sadece erkeklere özgü bir spor olduğu algısı yıkılalı epey bir zaman oluyor.
Şiddet bitsin
Zaten futbol, her kesimden insanı peşinden sürükleyecek cazibeye sahip bir oyun. Aynı şeye bakıp farklı ayrıntılardan keyif almak futbolun zenginliği. Futbol; zengin ile fakirin, genç ile yaşlının, kadın ile erkeğin bir araya gelip buluştuğu ortak bir payda.
Bu oyunun güzelliği de buradan geliyor. Futbolun içinde ne kadar rekabet olursa olsun, futbolun birleştirici gücü barış olmalıdır. Barışın sağlayıcıları da bizler olmalıyız.
Ülkemizde son yıllarda artış gösteren spor kaynaklı şiddet ve holiganizme dur demek için süper ligden amatör liglere, kulüp yöneticilerinden sade bir futbol taraftarına kadar herkese görev düşüyor.
Fair-play şart
Teknik heyet ve futbolcular da kendi davranış ve açıklamalarında daha dikkatli olmalı, fair- play ilkeleri doğrultusunda taraftarlara güzel örnek olarak; sporun bir kavga konusu olmadığının altını çizmesi gerekir.
Elbette spor medyası çalışanları olarak bizlerde sporun evrensel amaçlarına hizmet edecek yayın politikası benimseyerek, barışçıl bir yaklaşım ile hareket etmeliyiz. Futbolun bir ölüm-kalım mücadelesi veya daha ötesi değil, hayatımıza renk katan, bazılarımız için çok bazılarımız için az önemi olan bir spor dalı olduğunu unutmamak gerekir.
