İsteğim şu; kız çocuklarınıza en değerli hazinenizmiş gibi bakın, onları itaat etmeleri için değil; lider olmaları için eğitin, yönlendirin. Karınlarını doyurduğunuz kadar zihinlerini ve ruhlarını da doyurun. Terbiye karşılıklı saygıdan geçer unutmayalım.
Gelelim Dört büyüklere… Hepsinin ayrı bir kokusu ve kontrolsüz yaklaşanın canını yakan dikenleri vardır. Misal Fenerbahçe, güçlü. Arkasında geniş bir kitle var. Bu nedenle sevinci de hüznü de gürültülü olur.
En çok da teknik direktörleri konuşulur Sarı Kanarya'nın.
Aykut Kocaman geldi-gitti, ardından İsmail Kartal, sonra Ersun Yanal derken, Pereira ve Advocaat… Saymak ve yazmak bile zor bir de düşünün yaşanan süreci. Fenerbahçe geçen sezondan kalma kararsızlıkların ceremesini çekiyor aslında...
Transfer, Fenerbahçe'nin oyun sistemine/teknik adamın isteklerine göre değil yöneticilere göre yapıldı.
Bu F.Bahçe'ye özgü bir durum değil neredeyse kulüplerimizin tamamı benzer durumlar yaşıyor.
Halbuki transfer de teknik adama bırakılsaydı, Advocaat isabetli hamlelerini Lens haricinde başka oyuncularda da gösterebilirdi. Advocaat 'ın istediği oyuncular takıma dahil edilmedi ya da edilemedi… Hollandalı da etkiye tepki gösteriyor. Mevcut oyuncuları farklı zamanlarda farklı mevkilerde oynatmaya çalışıyor. "Malzeme bu" mesajı veriyor. Alınan galibiyetlerden sonra da yaptığı basın toplantılarında faturayı aslında oyunculara kesmiyor "kızım sana söylüyorum gelinim sen anla" hesabı yönetime serzenişte bulunuyor... Özetle; artık bu hatalardan vazgeçilmeli. Gelecek sezondan itibaren 'biz Fenerbahçe'yiz, istediğimiz yıldız oyuncuyu her şartta getiririz' felsefesinden vazgeçip, az maliyetle keşfedilmeyi bekleyen oyuncuları araştırarak, "nokta atışı'' transferlerle 4. yıldızı takmaya yoğunlaşmalı... Bir de elde olan yetenekli oyuncuların kıymeti bilinmeli, değil mi Advocaat Hocam (!) Gelelim Galatasaray'a; ezeli rakipleri birbirleriyle boğuşurken, iki şampiyonluğu; Süper Kupa ve Ziraat Türkiye Kupası'nı müzeye götüren sarı kırmızılılar ekonomik anlamdaysa bir türlü istenen düzeye gelemiyor. Başkan Özbek'in hedefi doğru. Yolu meşakkatli ama bu azimle başarmaması için bir sebep yok. Bir de kadroyu revize etmek kaçınılmaz.
Biraz daha dinamizm, daha çok genç oyuncu…
Ve Trabzonspor…
Trabzonspor, Başkan Muharrem Usta'ya çok şey borçlu. Gerek üslubuyla gerek mantığıyla gerek ise oyuncu ve teknik direktörüne sahip çıkışıyla kendini farklı kılan başkanlardan biri. Dolayısıyla Trabzonspor'u analiz ederken başkan Muharrem Usta'ya değinmeden geçersek haksızlık etmiş oluruz. Trabzonspor deyim yerindeyse 'küllerinden doğuyor.' Tüm taraftarların umudunu kestiği anda Başkan Usta öyle profesyonelce devreye girdi öyle bir üslup kullandı ki fırtınayı önledi. Aslında bu, camiaya ne kadar güven verdiğinin de bir kanıtı; çünkü insanlar size inandıkları kadar sözünüzü dinlerler... Taraftarı inandırdı, teknik adamlara güven verdi. İyi takım kurdu, ''hedef 50. yıl '' diyerek, bu sezon için şampiyonluk baskısı da yaşatmadı. Ağır ağır çıkılacaktı merdivenler… Önce ligin ilk 5'te bitirilmesi gerekiyordu.
Yıllardır özlenen şampiyonluk ise bir sonraki sezonun hedefiydi. Amaç ulaşılabilir düzeydeydi yani…Gerçekçiydi.. Kulübün başındaki isimin real hedefi futbolcuları da etkilemiş,inandırmış olacak ki, transfer döneminde istenilen futbolcular hayıflanmadan yadırgamadan tercih etti Trabzonspor'u. En güzel örnek Beşiktaş'ın yıldızı Olcay Şahan...
Koşa koşa gitti, üstelik "ağabeylik'' unvanıyla… Sorumluluk büyüktü…Kısa zamanda 11'in vazgeçilmez ismi oldu. Sistemi de, kolbastıyı da sevdi..
Ve beklentilerin üstünde performansa ulaştı. Sadece Olcay Şahan değildi doğru transfere örnek. Mas, Pereira ve Rodellega da doğru hamlelerdendi...
Bir de Yusuf Yazıcı var! Uzun lafın kısası kadro dışı bırakılan Mehmet Ekici'yi çok çabuk unutturdu genç yetenek... Trabzonspor'un bu özverili oyuncularla ve en kritik zamanda doğru hamleleri yapan başkanı Muharrem Usta ile sırtı yere gelmez…
En sona lideri bıraktık.
Beşiktaş, transfer döneminde kuşkusuz en çok takip edilen kulüp. Transfer döneminde yaptığı nokta atışlarıyla taraftarının ve Türk futbolseverin gönlünü fethediyor.. Doğru isimleri transfer edebilirsiniz ancak, oyun sisteminizin keyif vermesi de bir o kadar önemli; işte tam bu noktada devreye Şenol Hoca giriyor. Çünkü oyun izleyiciye keyif verdiği sürece statlar dolup taşar. Futbolcular moral bulur… Başarı gelir… Ve başarıyla doğru orantılı olarak transferde tercih edilen kulüp haline gelirsiniz. Beşiktaş'ın sihirli bir oyun sistemi var; biraz potansiyeli olan oyuncu ''Güneş sisteminde'' parlayıp, yörüngeye oturuyor. Bu sistemde gitmek de zor kalmak da.
Kalmak için çok çalışmak gerek. Gitmek ise; ancak gözyaşlarıyla oluyor. Gitme kararı alan ayrılırken gönülden bağlı olduğunu dile getirip öyle gidiyor.
Giderken de "Hiçbir yerde görmediğim sevgiyi Beşiktaş'ta gördüm burada yaşadıklarımı unutmam mümkün değil, hayatımda hep ayrı bir yeri olacak'' cümlelerini kuruyor.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım son zamanlarda (ilk zamanlarda da pek farklı değildi) taraftar desteği deyince aklımıza ilk ''Beşiktaş taraftarı'' geliyor.
Tabii bunda en önemli nokta Vodafone Arena.
Taraftar uzuuun süredir stadın açılmasını bekledi.
Beklenen gün geldiğinde de stat doldu taştı. Sanırım hep böyle olacak çünkü Beşiktaş taraftarının gözünde önemli önemsiz maç yok. Onlar ''Beşiktaş'ın maçı var'' diyerek başlıyor güne, koşuyor tribüne.
BEŞİKTAŞ ŞAMPİ…
Şampi… Beşiktaş'' çünkü planlamasını doğru yaptı.
Sistemini benimsedi, benimsetti.
Vodafone Arena'ya kavuştu, seyircisi iyi maç kötü maç ayırmaksızın desteğini sürdürüyor.
7'den 77'ye inancı tam.
Taraftarın da,yönetimin de,futbolcuların da… Amaaa! Benim hala Başakşehir'den umudum var. Sezonun ilk bölümündeki performansını, istikrarını yakalaması halinde Beşiktaş'ın işi güçleşir. Bu arada gönülden Başakşehir'in şampiyon olmasını istiyorum.
BENİM MİLLİ TAKIMIM
Tecrübe önemli... Tecrübeli isimlerle birlikte yıldız adaylarımıza da yer verirdim. Bazı oyuncular bağlı olduğu,formasını giydiği kulüpte sistem ile parlasa da milli takımda isteneni veremeyebiliyor buna örnek Cenk Tosun. Burak Yılmaz'ın tecrübesi ve hücum hattındaki diğer oyuncularla (Arda ve Hakan gibi) uyumu önemli. Bu sebeple forvet için ilk tercihim Burak olur.
Orta sahada hem deneyim hem kreatiflik hem de dinamizm konuşmalı ikili birbirini tamamlamalı bu sebeple Hakan Çalhanoğlu'nu biraz geriye çekip orta alanda Emre Belözoğlu ile birlikte forma şansı verirdim.

UNUTAMADIĞIM MAÇ
Beşiktaş-Benfica maçı… 3. golden sonra "Beşiktaş maçı çeviremez'' deniyordu. İlk yarı sonunda arkadaşlarım ''eve gidiyoruz'' deyince, "Stattan çıkmayın bu maç döner en kötü de 3-3 biter' demiştim" hadi oradan Pollyanna seni'' tepkileri almıştım (hatta mesajı sosyal medyada ve sonraki gün programımda da paylaşmıştım) Beşiktaş maçı döndürdü. Maç sonu skor 3-3 …
BU SEZON EN İYİ TRANSFERLERİ YAPAN TAKIM...
Gelir ve giderlere bakıldığında Beşiktaş ama oyun anlamında transfer edilen oyuncuların uyum süreci yaşamadan oyun sistemine uyum sağlaması ve reaksiyon vermesi anlamında Kayserispor.
KADINCA MESAJLAR
Kulüp başkanlarına; Türkiye'deki gelir düzeyi göz önüne alındığında maç biletleri hayli pahalı; insanların günlük yaşam stresinden uzaklaşmak adına kendilerini motive ettiği yerlerin başında statlar geliyor.
Dolayısıyla tuttuğu takıma gönülden destek vermek isteyen baba-oğulları, baba- kızları ya da anne-oğulları maddi sıkıntıya sokmamak gerekli. Unutmayalım ki statlar boş kalırsa,takım yeterince desteklenmezse oynanan oyunun, ligin kalitesinin de bir anlamı kalmaz. Bilet fiyatlarının uygun bir seviyeye çekilmesi en başlıca temennim.
Hazır söz statlar ve taraftardan açılmışken; azımsanmayacak sayıda futbolu seven ve destekleyen kadın olduğunu da unutmayalım. Gerek stada giriş-çıkış gerekse tribünde kadınların uğrayabileceği nahoş durumları engellemek adına girişimlere başlanmalı. Ayrıca kulüp başkanları açıklama yaparken daha dikkatli ve sorumlu davranmalı. Ortamı geren açıklamalar en çok futbolseverlerin hiddetlenmesine sebep oluyor. Bu hiddetin doğurduğu tatsız olayların sonucunda en çok anne ve eşler yani kadınlarımız üzülüyor.
Futbolculara;
Futbol; basketbol, voleybol, tenis, yüzme gibi sporlara kıyasla sadece 1 top ile sokakta dahi oynanabilen, bugün hemen her çocuğun oynayıp, izleyebileceği popüler bir spor. Çoğu çocuğun hayali futbolcu olmak. Çocukların idolü futbolcular sadece yetenekleriyle bir yere gelmiyor. Maçlarını izlemek için statlarını dolduran taraftara çok şey borçlular.
Önemli olan elde ettikleri popülariteyi; nereden-nereye kimlerin sayesinde geldiklerini unutmadan mütevazı, alçak gönüllük ile koruyabilmek. Sahada gösterdikleri performans ve centilmenlikleriyle anılmaları önemli. Bunun en güzel örneği, tuttukları renk fark etmeksizin herkesin beğenisini kazanmış ''Alex de Souza''
Teknik direktörlere;
Kadın spor spikerlerini ötekileştirmeden, ayrıştırmadan; onların da gerçekten bu mesleği sevgi, özveri ve büyük bir emekle yaptığına inanıp cinsiyetçilik yapmamaları ve emeğe saygı duymaları.
Bugün Amerika, Fransa, Almanya, Kanada gibi ülkelerde kadın futbol ligleri erkeklerinki kadar ilgi duyulup izlenirken; ülkemizde kadının futbola olan ilgisi ve bu alandaki meslek tercihini yadırgamamalıyız.
Her şeyde olduğu gibi futbol da kadınla güzel ve anlamlı.
Taraftarlara;
Hayatım boyunca çok yakınlarım haricinde din ve siyaset başlıklı konuları konuşmam.
Bu 2 konu ''ince çizgide''dir ve sevdiklerimizi kırma noktasına getirebilir. Aynı şey derbilerde de geçerli. Maç sırasında veya sonrasında sevdiklerimi kırabilecek söz söylemekten espri yapmaktan kaçınırım .
Fanatizm şiddet olmadan güzel. Kötü tezahüratlara karşıyız. Maç sırasında veya sonrasında alınan yenilgiyle, değer verdiklerimizi kırmamalı gereksiz polemiklerden kaçınmalı.

