- 22 Şubat 2010
Tek Ferrari vardı
* * *
Şimdi maçı baştan başlayarak ele alalım.. İlk 45 dakika boyunca Beşiktaş golü, Galatasaray kendi orta sahasını aradı durdu. Aradıklarını buldular mı? Hayır! Galatasaray topu ileride Arda ve Keita'ya ulaştırabilmek için "upuzuuun" paslar atmak zorunda kaldı. Olmayacak şeydi, nitekim olmadı! Beşiktaş bu yarının ilk ve son 15 dakikasında Galatasaray'ı sahadan sildi. Topu rakip ceza sahasına havadan taşıma ısrarları garipti. Nobre var, diye miydi bu ısrar? Belki! Ligin en az kafa golü bulan takımı olduklarını unutmanın alemi var mıydı? Oysa zemin ıslaktı ve yerden oynamak çok daha tehlikeli olurdu.
* * *
İkinci yarıda tablo değişti. Sürekli bastıran Beşiktaş'ın yerini karşılıklı ataklar aldı. Nasıl mı? Elano'nun biraz daha oyuna girmesi dengenin kurulmasına yetti de arttı bile. Denizli iki santrforunu değiştirerek dengeyi yeniden bozmak istedi. Ama hiç beklenmedik bir anda Arda bütün hesapları bozdu. Ferrari varken 16 haftada sadece 7 gol yemiş, Ferrari'siz sadece 4 maçta kalesinde 6 gol görmüş Beşiktaş savunması o dakikada Ferrari'yle birlikte uyudu. Arda'ya golü attıran Sivok'un sonra gidip gol atması da futbola özgü hoşluklardandı.
* * *
Şimdi bu derbi bence apaçık bir gerçeği ortaya koydu. Büyük işler yapacaksan o işlere uygun kalitede futbolcuların olacak! Beşiktaş'ın bir tek üst düzey futbolcusu var: Ferrari. O zaman da santrforu olmayan ve orta sahası problemli bir Galatasaray'ı baskıyı kurmanıza rağmen yenemiyorsunuz!