Heykel: Salah!
Hafta sonu Fenerbahçe için güzel şeyler oldu. Sadece Eyüpspor'u farklı yenmekle kalmadı, iki büyük rakibinin kolayca yenilmesiyle, kaybettiği puanların bir kısmını telafi etti. Eyüpspor maçı kolay bir maceraydı ama Fenerbahçe galibiyeti mücadele ederek çağırdı, 3 puan da koşarak geldi.
Muriç'in gölge adam oyunundan "Süpermen" olarak çıkmasında, kendisine bu kadar boş alan bırakan savunmayı hesaba katsak da ondaki hırsı ve mücadele ruhunu inkar etmeyelim. 'Geçiyordum uğradım' tarzı santrforlar bu takımdan çok şey aldı çünkü.
Neresinden bakılırsa moral motivasyon adına önemli bir sonuç.
Ama yine de bu takımın taraftarın sevmediği manzara olmaktan kurtulması için birkaç maçlık periyodu beklemek gerekiyor. Asensio'nun da takıma gireceğini düşündüğümüz zaman bunun mümkün olması da zor değil.
Trabzonspor muhteşem bir sonuçla Galatasaray'ı yerle bir etti.
Bu sonuç; gücüne gecikmiş bir takımın harika dönüşü olarak algılanmalı.
Farklı galibiyetten başka sonuç bu mücadelenin karşılığı olamazdı zaten. Takım olarak alkışları sonuna kadar hak ettiler.
Salah; futbolun ülkemize armağan ettiği heykelin adıydı. Bir zarafet mimarı.
Kadife ayaklarıyla ve ruhuyla rakip savunmayı terbiye eden adam. Onda maden işçisi ciğeri var. Rakip kaleye taşıdığı topla büyük bir aşk yaşıyor.
O topu taşırken geometri uzmanı tavrı bir yana, ritmik hızı bir yana.
Çocuğuyla maça gelen her baba dördüncü golde Salah'ın rakip kaleye gidişine bakıp; "yıldız kayıyor oğlum bir dilek tut" demiştir eminim. Ve eminim ki Türk futbolu da böyle sahneleri çok özlemiştir. Çünkü bu adam gecenin manşetini ayaklarıyla attı. "Futbol dünyası böyle ayak görmedi. O ayaklar da böyle alkış görmedi."
Yattığı yerde esneyen Galatasaray'ın kaybetmesini gerektiren şartları önce Trabzonspor üretti sonra takımın içi ve dışı. Takımda bir tane adam kılını kıpırdatmaz mı? Kıpırdatmadı. Birileri bu çöküşün peşine takılmaz mı? Takılmadı.
Akıl tutulması bir yana yürek tutulması daha netti.
Bazı yenilgiler özre müsait değilse, birilerini müsait bir yerde indirmenin zamanı gelmemiş midir? Çünkü hastalıklı varoluşlar yok edilmedikçe daha kaybedecek çok şey var demektir.
Beşiktaş özellikle ilk yarıdaki felaket oyun anlayışıyla ve korkak oyunuyla kaybetti. Hiçbir futbolcu ortaya karakter koymadı. Kartal'ın kalbi kanatlarıdır iki kanat da birbirinden kötüydü, hele Rıdvan'a 90 dakika tahammül etmek nedir? Teknik adamlar her zaman övgü alacak değil ya, yere göğe koyamadığımız Italiano bu manzarayı nasıl seyretti?
Asıl mesele de Oh'u ikinci yarının başında oyuna alarak çift santrforlu sistemle maçı riske etmekten kaçtı.
Salih Özcan takımın gücünü emen pistondu, yenilen iki gol onun eseri.
Yeteri kadar mücadele etmeyen Beşiktaşlı futbolculara karşılık, daha ilk dakikalarda oyununu rakibine kabul ettiren Amedsporlu futbolcuların sahaya koyduğu yürek alkışları sonuna kadar hak etmiştir. Büyüklüğü parsellemiş olanlara karşı duran bütün takımlar lige kalite ve heyecan katmanın da sembolleridir, doğru yapılanmanın da. Helal olsun!
Hakem futbol oynatmak için var olmalı futbolu ortadan kaldırmak için değil. Hakem topun oyunda kalması için eğitim almalı. Bu cümlelerin muhatabı da Ali Şansalan'dan başkası değil.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

