Sinema Anadolu Salonu'nda yapılan panelde ilk konuşmayı yapan Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu müdürü Prof.Dr.Güven Sevil;
"Değerli Öğretim üyeleri arkadaşlarım, sevgili öğrenciler, Fotomaç Gazetesi ile Anadolu Üniversitesi'nin ortaklaşa hazırlamış olduğu panele hoşgeldiniz. Anadolu Üniversitesi olarak Fotomaç Gazetesi'ne Üniversite Buluşmaları'nda ilk bizi seçtikleri için teşekkür ediyorum. Konukları tanıştırmama gerek yok, hepiniz çok iyi tanıyorsunuz; Sayın Selçuk Yula, Bülent Tulun, Turgay Demir ve Hakan Dilek sizlere birikimlerini aktaracaklar. Onlara da çok teşekkür ediyoruz. Çünkü onların birikimleri sizin ufkunuzda mutlaka yeni ufuklar açacaktır" diye konuştu.
Daha sonra Sevil sözü Fotomaç'ın istihbarat şefi Yılmaz Şenol'a verdi. Şenol "Sevgili öğretim görevlileri, değerli öğrenciler, Fotomaç'ın Üniversite Buluşmaları'na hoş geldiniz. Fotomaç şu anda Türkiye'nin 1 numarası. Rakamlar bunu böyle gösteriyor. Biz de çalışanlar olarak bundan gurur duyuyoruz. Fotomaç 5 yıldır zirveyi hiç bırakmıyor. Bunda 5 yılı aşkın zamandır başımızda bululan Genel Yayın Yönetmenimiz Zeki Uzundurukan'ın başarısı çok büyük, gece gündüz demeden çalışan personelimizin katkısı da büyük ama biz biliyoruz ki en büyük katkı siz sevgili okuyucularımızın. Okurlarımız ile ne kadar iç içe olursak bu başarının daha büyük yerlere ulaşacağını bildiğimiz için buradayız, sizlerleyiz. Yazar arkadaşlarımızla İstanbul trafiği dahil 6 saattlik bir minibüs yolculuğu yaparak geldik, çok yorulduk ama sizleri görünce bu yorgunluğumuzu unutuverdik. Tüm Fotomaç ekibi adına hepinize teşekkür ederim" dedi.
Panelde ilk sözü alan Selçuk Yula, Fenerbahçe'nin dünü ve bugününü öğrencilere şöyle antttı;
"Fenerbahçe'de şu gün gelinen noktadaki tesisleşme ve özellikle amatör branşlardaki başarı ve bence de futboldaki sportif başarıların geçmişe göre neden daha fazla olduğunu beraber anlamış olacağız. Bunun altında yatan en önemli etken tesisleşme ve alt yapıya verilen önem. 1980 yılını ben ilk olarak aldım. Çünkü ben Fenerbahçe'ye ilk imzamı 1979 yılında attım. 30 yılı çok iyi biliyorum. İlk geldiğim zaman genç bir futbolcu olarak kurumsal eksikliklere çok tanıklık ettim. Gurupların emrinde hareket eden bir kulüp yapısı vardı. Sürekli yapılan kongreler birilerine büyük fayda sağlıyordu. Yani elde edilen sportif başarılar yetersiz görülüyordu ve her defasında teknik kadro ve futbolcu değişimine gidiliyordu. Sanki kulüpte bir başarısızlık hedefleniyor ki bu başarısızlığın üstüne de kongre yapılsın havası estiriliyordu. O insanların nezdinde bu da başarılı oluyordu. Bunu şöyle örnekleyebilirim; ben ilk şampiyonluğumu 1982-83 ve 85 yıllarında yaşadım. 1983 yılındaki şampiyonluğumuzdan sonra teknik adam değiştirildi Stankoviç ve futbol takımının yarısından çoğu Sakaryaspor'a gönderildi. 1985 yılında Veselinoviç geldiği yıl Beşiktaş ile çekişiyorduk. Averajla gol rekorunu 93 golle kırarak şampiyon olduk. O yıl Veselinoviç de gitti. Gene takımı şampiyon yapan takımın yarısından çoğu başka takımlara satılmadı adeta sürüldüler. Sonrasında gelen 4 senede Fenerbahçe şampiyon olamadı ama bu süreçte hep kongre oldu. 1989'da tekrar gelen Veselinoviç, Rıdvan'lı, Aykut'lu, Oğuz'lu o muhteşem takımı kendi gol rekorunu 103 gole taşıyarak gene şampiyon yaptı. Gene kovuldu o takım da dağıtıldı. 1996'da ki şampiyonlukta da aynı şeyler yaşandı. Bütün bunları neden anlatıyorum? Fenerbahçe 1976-77 yılından sonra iki sene üst üste şampiyonluğu Didi ile görmüştü. 2003-04 yılında Daum ile yaşadı. O kadarlık bir süreç içerisinde yaklaşık 25 yıl! Fenerbahçe üst üste iki kez şampiyon olamadı. Bu neden kaynaklanıyor? Yönetimin, teknik adam ve futbol takımı kadrosunun istikrarı olmadığı yerde başarı olmasının mümkün olmadığının en açık örneğidir. Başarı için istikrar şarttır. Fenerbahçe Didi'den sonra ilk defa iki yıl Daum ile çalışmıştı. Her sezon yeni bir teknik adam ile çalışıldı. 25 yılda 25 teknik adam! Sonra Zico geldi onunla da iki yıl çalışındı. Fenerbahçe 1976 ile 2004 yılları arasında 4 şampiyonluk gördü. Ondan sonraki 5 yıllık süreçte 3 şampiyonluk 2 ikincilik yaşıyor. İkisinin arasındaki fark nedir diye bakarsanız o 5 yılda iki teknik adam ve aynı futbolcular korunarak başarı yakalanmış. Yani istikrar başarı için çok önemli. Bu sadece Fenerbahçe için değil Türk futbolunun istikrarsızlığı açısındanda dile getirilmeliydi. Diğer takımların da başarıya ulaşabilmesi için istikrarı yakalamaları şart.
Benim ilk geldiğim zaman Fenerbahçe'deki amatör branşlardaki durumla şimdiki arasındaki farkı hepimiz biliyoruz. Daha 4-5 yıl öncesine kadar ikinci liğde oynayan bayan voleybol takımı şu anda Dünyanın en iyi takımına sahipler. Geçen sene ben de peşlerinden gittim. Kalktılar Final-four yapıp final oynadılar. Bu sene büyük ihtimalle şampiyonluk. Bu sürece ikinci ligde oynayan bir takımla gelindi. Kız Basketbol takımı bu sene şampiyonluğu hedefliyor. Erkek Basketbol takımının Barcelona ile oynayacağı maçın biletleri Türkiye'de belkide bu bir ilk bir hafta önceden tükendi.
Bu karar bundan 6 yıl önce Aziz Yıldırım ve ekibinin aldığı bir karardı. 100. yılda tüm branşlarda başarı hedeflendi, bir proğram dahilinde üç yıllık süreç aldılar. Önce tesisleşmeyi sonra teknik kadro kurmayı daha sonra da alt yapıyı kurmayı planladılar. Böylece başarıya adım adım gidildi.
Şunu anlatmak istiyorum demek ki sporda başarıya ulaşmak için 4 ana faktör var. 1.si Alt yapı organizasyonlarını iyi yapmak ve takipçisi olmak 2.si Tesisleşmeyi en iyi şekilde bitirmek 3.sü Teknik kadrolaşmayı iyi yapabilmek 4.sü ise istikrarı her konuda sağlayabilmek. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Prof Güven Sevil, Selçuk Yula'ya teşekkür edip "Şimdi Hakan Dilek bizlere futbolun nostaljisi konusunda bilgi verecek. Buyrun sayın Dilek" dedi.
"Topun bu kadar erken önüme düşeceğini ummamıştım bu kadar ustanın arasından. Ama benim top tekniğim iyidir. Çünkü futbolu Anadolu'da okuduk öğrendik. Söz konusu konuşma mekanı da Anadolu olunca benim için daha bir önemli oluyor mevzu. Trabzonspor'dan bu güne oligarkların hükümranlığını bozacak başka bir kalkışma olmamıştı geçenseneye kadar. Bursaspor yarım asra yakın ligimizin Anadolu'daki ikinci şampiyonluk yakalayan ekibi oldu. Eskişehir, Seza ve Ataryemez sahalarında yetişen köprülü çocuklardan ve akademili gençlherden oluşan bir takımdı. Ve yıllar önce (Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu Kurucularından) Çengel Fethi'nin yani Prof. Feti Heper'in de içinde bulunduğu takım; Kırmızı şimşekler, EsEs'ler. Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü'nü ilk ziyaretimde ki bundan 10 yıl öncesine denk düşüyor Prof. Fethi Heper beni yeni yapılan kampüsün içindeki futbol sahasına götürüyor. Yolda rasgeldiğimiz herkes Feti Heper'e şöyle sesleniyordu: "Nasılsınız hocam?" O uzun yolu yürüdük ve Yunus Emre Kampüsü'nün içindeki o güzel sahaya ulaştık. İçerde futbol takımının malzemecisi antrenman sonrası malzemeleri topluyordu. Fethi hocaya şöyle dedi; "Nasılsın kaptan?" İşte Anadolu'da futbol mahalle sosyolojisinin ötesinde birşey değildir. Profesörle takımın malzemecisini aynı literatürle buluşturan şey kent sosylolojisidir ve dediğiniz gibi doğrudan mahalle kultürüne aittir. O nedenle Anadolu'da futbol topun çizgisini geçmesinden çok daha farklı şeyler ifade etmektedir.
Bir örnek vereyim; yılların birinci lig tkakımı İzmirspor Amatör Kümeye düştüğünde tribündeki sevdalıları şöyle bir pankart açtılar; "SEVDANIN LİGİ OLMAZ"
Futbol takımı o kentin sosyolojisini oluşturan kültürün üretildiği, moral değerlerin ilk sıralarında yer almaktadır. Eskişehir artık futbolsuz düşünülemez. Bursa da öyle. Kayseri'de. Trabzon da. Son zamanlarda olanlar holigardların basiritsizliği degilse bir Anadolu kalkışmasıdır. Büyük ilan edilenlerle aradaki parasal mesafe maddi güçteki geniş açı kapatılamaz. Anadolu bunun üstesinden ancak ve ancak takımına ve kente duyduğu sevgi ile bunun üstesinden gelebilir. Onların parası varsa bizim de sevgimiz var. Herşey para ile alınıp satılamaz. Satınalınamayacak tek şey yürektir. O yürek artık Anadolu'da atmak zorundadır. Şampiyonluğun en büyük adaylarının Eskişehir'de son üç dört yıldır yaşadıklarını biliyoruz. Onların parası varsa, tekrar ediyorum Anadolu'nun sevgisi var. Baştan ayağa yürek Anadolu'nun.
BÜLENT TULUN
Bülent Tulun, transferin dünyada başka, Türkiye'de başka yapıldığının altını çizdi. Tulun, Türkiye'de kulüplerin önceliklerinin Avrupalı rakiplerinkinden çok farklı olduğunu vurgulayarak "Bizde birinci öncelik günü kurtarmak, yani acil konular için para bulmaktır. Dolayısıyla sistem oturtmaya, doğru adımlar atmaya, alt yapı organizasyonlarına yatırım yapmaya zaman ve de imkan kalmaz. Ben de işin yönetim tarafındayken Galatasaray'da ideal olanı değil, şartların gerektirdiğini yaptım. Yani saygın menejerler ve teknik heyetin arzuları doğrultusunda transferler yapıldı. Umarım bu tablo ileride değişecektir. Dünyadaki diğer büyük takımlar nasıl yapıyor transferi derseniz; onlar Scouting sistemi denilen sistemi uyguluyorlar. Scout iz sürme anlamına gelir. Burada futbolcu izleme anlamında kullanılmaktadır. Takımlar Scout'lara uzun süre 20 yaş altı oyuncuları izletiyorlar. Scout'lar hazırladıkları raporları kulüp yönetimine sunarlar ve bu oyunculardan 24 kişilik kadroya girenler için 50 ila 100 bin sterlin aferin parası alırlar. Ayrıca bunlar maaşlı çalışıyorlar. Bütün bunların toplam mastrafı kulübe yıllık 2 milyon sterlin civarında bulunuyor. Ama bunlar her sene 3-4 genç yetenekli yıldız adayını takıma kazandırıyorlar. Bu sistemi kurmak büyük takımkların uyguladığı bir tarz oldu artık. Ama Türkiye'de malesef öncelik daima oynayan futbolcunun ve teknik heyetin paralarını zamanında ödemek. Umarım kısa bir sürede bu sisteme dönebilirsek hem çok iyi tranrsferler yapılır hem de kulüpler bu futbolculardan iyi paralar kazanırlar. Transferdeki başarının yolu da bu sistemden geçer. Şu an Türkiye'de uygulanan transfer sistemi malesef yanlış.."
TURGAY DEMİR:
"86 Dünya Kupası'nda hakemler Avrupa temsilcilerinei kollayıp, Afrika ve Asya'yı temsil eden ülkeleri ince kıyım doğrayınca bizim medya haksızlık diye ayağa kalkmıştı. O günlerde bir yazı yazmıştım, topun sahibi çocuk diye. Çocukluğumuzda gazozuna maç yaparken nasıl öncelikle topun sahibi çocuğu kadromuza alıyor ve ne kadar gol kaçırırsa kaçırsın ona tek kelime etmeyerek torpil geçiyorsak büyüyünce de durum aynı. O çocuklar bugün büyüdü, kimi hakem, kimi UEFA da, kimi FİFA da görevli. Ve yine topun sahibe çocuğa yani Avrupa'nın ve dünyanın güçlü futbol ülkelerine torpil geçiyorlar. Futbol hayattır sevgili gençler. Futbol topu dünyada en çok tanınan nesnelerin başında gelir. Sizin de hayatınızın bir döneminde mutlaka futbolla bir ilginiz olacaktır, kah seyirci olursunuz, kah oynarsınız, kah oynayan bir arkadaşınızı izlersiniz, kah çocuğunuz oynamak ister ona bir top alırsınız.
Spor kelimesinin anlamı tam olarak bilinmese de Fransızca dört kelimenin ilk harflerinin yan yana getirilmesiyle oluştuğuna dair doğrulanamamış yaygın bir kanı var. SİSTEM, PRENSİP, OTORİTE, REKOR.. Yani sistemini kur, prensiplerini belirle,otoriteyle o prensipleri uygulayarak sistemi çalıştır ve rekorlar kır. Eğer bu bir uydurmaysa bile güzel uydurmuş adamlar. Hayatta ve sporda prensipli olmak, kurallara uymak önemlidir. Ben çalışma prensiplerimi hayatıma da uygulamaya çalışırım. İki çocuğum var erkek olan ufak, kızım ise üniversitede gazetecilik okuyor. Onu karşıma alıp "Benim prensiplerim senein etrafına çizilmiş bir özgürlük çemberidir sen prensipler ve ahlak kurallarından oluşan o çemberi zorlayarak genişletmeye çalışırsan o çember daha da daralır. Yok sen o alanda ilkelerimize uygun hareket edersen ben sana hiç fark ettirmeden çemberi genişletirim, dedim. Yaratıcı da bizim çevremize böyle bir çmber çizmiştir bana göre. O çemberi kuralları çiğnemeden genişletmek için doğru davranmalıyız. Bu sporda da, hayatta da başarıyı getirecektir!
Panelin ikinci bölümünde Prof.Dr. Güven Sevil soru sormak isteyen öğrencilere söz verdi.
-Oğuz ben Basın Yayın üçüncü sınıf öğrencisiyim. Hakan Dilek'e sormak istiyorum. Az önce Turgay Demir'in de dediği endüstriyel futbol bu kadar içimize girmişken acaba kent kültürü ile bir yenlere gelmek mümkün mü? Ben Kocaelispor'luyum. Son üç sezonda düştüğümüz durum ortada.
HAKAN DİLEK
Evet Kocaelispor'un en son düşme sürecini yaşayan antrenörler benim eski takım arkadaşlarım. Biz küme düşmeye alışığızdır! Bu tartışma götürmez bişey. Sonuçta biraz önce paradan söz edildi yine. Anadolu kulüplerimizin lige dahil olduğu günden beri tartıştıkları tek bir konu var; "Biz bu para ile nasıl mücadele edeceğiz?" Holigartların holigart olma gencesi ellerinde tuttukları güçtür, paradır!
Turgay Demir'in sözünü ettiği şey Anadolu kulüplerinden biri şampiyon olmaz! Eğer Bülent Tulun'un anlattığı şeyler para ile alınacak kendisinin, ihtişamin Anadolu Kulüplerinin durduğu yer, taşıdığı misyon, onların her birini doğrudan ezer. Bunu ortadan kaldırmanın bir tek yolu var; bulunduğun yere sahip çıkılmasıdır. Kültür yaşayışın tüm panelin içinde taşıdığı balondur. İdeolojisinden sosyolojisine varana kadar. Bütün sosyoloji duraklarında bir kent kendini yeniden kurar. Kurmak zorundadır. Böyle yapmazsa bunun parayla başedilmesi mümkün değildir. Paranın iktidarı varsa bizim de sevgimiz var. Kentler böyle ancak futbol takımına sahip çıkar.
- Kemal ben BESYO öğrencisiyim, öncelikle böyle bir panel hazırladığınız için teşekkür ederim. Selçuk Yula'ya bir sorum olacak. Fenerbahçe'nin 30 yılını bize inceledi bunu Milli Takım için yapmasını da isteyeceğim. Milli Takım teknik direktörleri de çok istikrarsız oluyor? Bu konuda ne diyeceksiniz?
SELÇUK YULA
Fenerbahçe'yi anlatırken istikrarsızlığın başarıya nasıl direkt etki yaptığını ortaya koymak istedim. Anlatmak istediğimiz bir teknik adamın şampiyon yaparsa başarılı yapmazsa başarısız sayılarak gönderilmesini ortaya koyduk. Zico örneğinde olduğu gibi bazen de takımı şampiyon yapsanız, başarılı olsanız bile gönderiliyorsunuz. Bu futbolumuz için şaşırtıcı bir örnek. Futbol takımlarımızın çoğuna bakınız bir başarısızlıkta hemen teknik adamlar gönderiliyor. İnter, Milan gibi takımlarda da oluyor ama bizdeki gibi değil. Ben bunun yanlış olduğunu ortaya koymak istedim. Milli Takımımızda da bunlar yaşanıyor. Medya baskısı ile Federasyon aman koltuğumdan olurum düşüncesi ile geçmiş dönemlerde teknik adam değişikliklerine çok gitmiştir. Örnekleri çoktur. Ben hala Ersun Yanal'ın Milli takım'dan neden gönderildiğinin yanıtını bulmuş değilim. Milli takımda gayit iyi gidiyordu. Bir Gürcistan beraberliğinden sonra kelle koparıldı. Denildi ki neden Hakan Şüktür oynatılmadı baskısı teknik adamı götürdü. Medya baskısıyla kendi getirdikleri teknik adamı görevden aldılar. Şu andaki yakın yanlışımıza bakalım; Hiddink'i işte yeni getirdik. İnanılmaz bir medya baskısıyla kamu oyu baskısı oluştu. İki maç kötü gitti az kalsın gönderiyorduk. İsim önemli değil burada. Ersun Yanal'ı değil, Hiddink'i değil.. Buraya teknik adamı getiriyorsan inanıyorsun demektir. Çuvalla da para veriyorsun. Arkasında da durmak zorundasındır. Ama her sene yeni birini getirirsen, futbolcuyu değiştirirsen başarı nasıl gelir? Bunu anlatmak istedim, teşekkür ederim.
- Murat ben BESYO öğrencisiyim. Bülent Tulun'a sormak istiyorum; Galatasaray'da görevdeyken neden Scout sistemini uygulayamadınız?
BÜLENT TULUN
"Çok zor bir soru. Anlatırken de söylemiştim Türkiye'de şartlar buna imkan vermiyor. Bu sistemi uygulamak elbette ki çok önemli ama alt yapısını kurmak zaman alır. Bizdeki büyük takımlar aldığı futbolculardan hemen verim almak başarıya koşmak zorundadır. Yani yıldız oyuncuyu almak zorundadır. Oysa ki o sistemde yıldız adayını bulup çıkararak futbolda başarıyı yakalama düşüncesinin yanında yıldızı ucuza kazanarak pahalıya satarak büyük maddi güç elde etme düşüncesi de vardır. Eskişehirspor'a gidip baksan yönetim futbolcuların ve teknik kadronun maaşlarını ve ödemelerini yapmak telaşı içindedirler. Malesef benim söylediğim sistemin profesyonel alt yapısını kuracak yetişkin insan da yoktu. Şimdi sizler okuyorsunuz ileride inşallah bu sistemi yürütecek profesyonel nitelikte arkadaşlarımız çıkacaktır. İşte ben bu nedenlerden ötürü önce Türkiye şartlarına göre transfer yapmak zorundaydım Galatasaray'da. Teşekkür ederim"
-Bir başka sorum da Galatasaray neden kariyerinin sonuna gelen futbolcuların peşine düşüyor?
"Kariyer sonu di mi? Bir anımı anlatayım; Zenit'in San Petersburg maçını izledim. Bülent Ünder dedi ki 10 numara müthiş keşke bir soruştursak demişti. Ben de soyunma odasına gidip yetkilisiyle "Şu 10 numaranın transfer durumu ne?" dedim. Bana "Arsenal 15 milyon dolar verdi" diyince elini sıkıp acilen orayı terkettim! Bunları, yıldızları adayken alabilirsiniz, ondan sonra el yakarlar bu bir gerçek!"
Osman ben BESYO Yöneticilik Bölümündeyim. Bu okuldan mezun olan büyük kulüplere yönetici olabilir mi? Dar alanda kısa paslaşmalar konulu filmden "Hayat futbola fena halde benzer" Sizce doğru mu?
BÜLENT TULUN
-Olasılık bakımından değil ama benim gönlüm sizin gibi gençlerin böylesine eğitim aldıktan sonra buralarda görev almasından yanadır. Aslında yönetime gelen herkes Futbol şubesinin başına gelmek ister. Çünkü buranın populutesi çoktur. Bunu kırmak hedef olarak koyup başarmak sizin elinizde. Hayatta hiçbsir şeyin peşini bırakmayacaksın!
TURGAY DEMİR
-Bir genç insanın gerçekten istemesi halinde yapamayacağı şey yoktur. Benim 25 yıl önce bu noktaya geleceğimi söyleseler güler geçerdim. Hedefleriniz için savaşın, yılmayın. Öbür konuya gelince 1990 Dünya Kupası'nda topun sahibi Çocuk diye bir yazı yazmıştım. Sorunuzun yanıtı bunda. Mahallede top oynarken iki takıma ayrılırdık. Topun sahibi asla boşta kalmazdı. Önce ona sen şu takıma geç derdik. Ne kadar gol kaçırırsa kaçırsın sesimiz çıkmazdı. Diğerlerine bağırıp çağırırdık! 90 Dünya Kupası'nda özellikle Afrika takımlarının hakemler tarafından haksızlıklara uğraması sonrasında bizim medya feryat edince ben bu yazıyı yazmıştım. Beyler dedim o çocuklar bizdik büyüdük, topun sahibi çocuk şimdi İngiltere, Fransa, Almanya onları koruyoruz. Mısır, Nijerya'yı değil. Dolayısıyla futbol hayatımızdan asla ayrı olamaz. Bu kadar iç içe olmalı mı? Bu bizim tercihimiz değil içimizde zaten.
Futbol topun peşinde koşan insanlar değil. Orada su satan insan! Hakem, onun mahallesindeki insan! Yani futbol sadece futbol olarak bakılmamalı.
- Konuklarımıza verdikleri katkılarından dolayı teşekkür ederim. Öğretim görevlisiyim; sayın Selçuk Yula'nın tüm iyi niyetine rağmen bu sürecin içerisinde bir sistem yoksa, sistem yerine para babaları bu sürecin içinde varsa, söylediklerinizin çok inandırıcı olmadığını düşünüyorum.
SELÇUK YULA
- Benim söylediklerimde iyi niyet yoktu. Tesbitler vardı. 4 madde saydım başarı için hatırlarsanız. Bana göre doğru size göre yanlış olabilir. Bunların doğru işlemediği zaman kulüplerin nerelere geldiğinden bahsettik, örnek verdik. Burada para babalarından bahsediyorsunuz büyük ihtimalle Anadolu takıkmlarından bahsediyorsunuz. Orada kim paralıysa, ağaysa başkan o! Endüstriyel futboldan bahsedilirken sevgiden de bahsedildi. Elbette ki sevgi de olmalı. Sevgi olmazsa zaten bu olmaz. Bence konuşulacak olan Ataşehir'de yapılan 15 bin kişilik salon olmalı. Seyrantepe'deki Stat olmalı, Şükrü Saracoğlu olmalı. Takımına sahiph çıkmıyorsan konuşmakla olmaz. Bursaspor şampiyon oldu, taraftarı çok coşkulu şekilde bağırıyor ama taraftar gidip kulübün tescilli ürünlerini alıp takımına katkı yapamıyor. Feneryum'dan bahsediyoruz geçen seneki karı 53 milyon dolar! Bunu ağa babası vermiyor, taraftar veriyor! Eğer elinizi taşın altına sokmayacaksanız sadece konuşmakla zaman geçidrecekseniz bu ağa babalarının altında ezilmeye daha çok mahkum olacaksınız diyorum, teşekkür ederim.
BÜLENT TULUN
Özellikle halka açıldıktan sonra üç büyükler alacağı futbolcuyu SPK'ya açıklamak zorunda. Dolayısıyla böyle bir sistem içindeki kulüplerde başkanlar sadece bağış yapabilir. Dolayısıyla artık ağa babaları pek kalmadı. Diğer bir konu olan genç arkadaşların yöneticilik sorusu vardı. Türkiye şartlarında zor, örneği var mı çok az ama dünyayı dolaşmak bir adım atmak başlamak demek. Teşekkür ederim.
HAKAN DİLEK
İzninizle bir hikaye anlatayım size; Anadolu takımları bu sistemi nasıl kıracak diyoruz ya; Temel Almanya'dan köyüne kesin dönüş yapmış. Bir de bakmış ki herkes var bir tek kadim dostu Dursun yok! Sormuş; "Ula uşaklar Dursun nereyedür?" Yanındakiler çok üzgün. Yanıtlamışlar Temel'i "Kardaşım Allah sağa uzun ömür versin Dursun'u kaybettük" Temel ağlamaklı sormuş; "Ula nasul öldi kardaşumuz?" Yanıtlamışlar; "Balkondan bakiydi düştü aşağı. Çöpe atilan yaylı yatağa çarpti, sıçradı havaya, vurdu elektrik tellerine, yaylandi gitti uzağa. Düştü damin üstündeki saman yığınına" Temel ağlamaklı devam eder sormaya; "Uyyy kardaşim girdi kazmanın ucuna!" "Yok ula, oradan da sıçradı taaa havaya." Temel adamın yakasına yapışarak sordu; "Uyy kardaşım havasızlıktan mi öldü yukarıda?" Herkes hep bir ağızdan cevapladı Temel'i; "Yok ula baktık yere inmeyecek furduk oni biz havada!"
Bir gün uçuşa gitmiş Dursun gibi yükselişe geçen Anadolu takımları Dursun gibi vurulup düşecek iseler de onların yükseklere, taaa yükseklere çıkacaklarını düünmek bile güzel.
Büyük takımlar diyoruz ağzımız alışmış, artık küçük takım yok. Anadolu Takımları da bu takımlar arasından zaman zaman çekirge misali bir sıçrıyorlar iki sıçrıyorlar. Kayserispor, Bursaspor, Trabzonspor gibi.. Bir gün biri çıkıp vurup indirecek, çekirge misali. Böyle olacak diye duracak mıyız? Asla hep savaşacağız hep yükseğe sıçrayacağız, durmadan dinlenmeden en yükseğe arkadaşlmar! Yola devam!
- Muhammet ben son sınıf öğrencisiyim. Alt yapının başarısından bahsettiniz, Fenerbahçe alt yapısından kaç futbolcu A takıma çıkabilecek durumda? SELÇUK YULA
Şu anda 5 tane antrenmana her gün çıkan oyuncu var. Ara ara gelen de 8 tane var. Oynayan da Okan ve Gökhan iki tane var. Son 6 yılda Fenerbahçe alt yapısından yetişip Türkiye Liglerinde futbol oynayan internetten bunları bulabilirsiniz 7-8 futbolcu olduğunu biliyorum. Genç Milli Takımlarda oynayan 14 futbolcusu var. Alt yapısına önem artınca bu sayı hep arttı. Gittikçe de artacak. Büyük diye nitelendirilen takımlar çok daha fazla transfere para harcıyorlar. Fenerbahçe'nin ocak ayı transferi için mutlaka kadro güçlendirilecek. Nereden bakarsanız bakın 2 oyuncu alsa bir tane Okan bir tane Gökhan olmasaydı onların yerine başka oyuncular alınacaktı ki en az 7-8 milyon dolar giderdi.
- BESYO öğrencisiyim. Hakem Hakan Sivriservi ismini duymuşsunuzdur. Sivriservi hakemlikten men edilmesi konusunda neden hiç yazı yazmadınız?
Turgay Demir- Hakan Sivriservi'nin hakemliğinin bitirilmesinden dolayı memnunum. O sezon Beşiktaş, Belediye ve Kayseri maçlarındaki hatalarıyla ligin kaderine etki yaptı. Rahmetli Hasan DoğanLa konuyu konuşmuştuk. Fikrimi sorduğumda bir futbol adalı olarak Sivriservi'nin hakemliğini hiç beğenmediğimi söyledim. Zaten o sezon ona çok büyük tepki vardı. Fenerbahçe-Kayseri maçında büyük hatalar yaptı.
Selçuk Yula- Hakemler maçları iyi yönettiklerinde olumlu, kötü yönetimlerinde ise olumsuz yorumlarımı sezon boyunca hep yaparım. Ancak hatalarından dolayı hakemlerin düdük bırakmasına karşıyım. Her hatada hakemliği bırakmaya zorlarsanız Türkiye Ligi'nde hakem kalmaz.
Panel öğrencilerin yazarlarımız ile birlikte resim çektirmeleri ve sevgi seli ile bitti.
Fotomaç ailesi olarak bize konukseverliklerini ve sevgilerini sunan Anadolu Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu yönetimi ile panele katılan tüm katılanlara teşekkür ederiz.
Binlerce teşekkürler
Fotomaç Gazetesi olarak Üniversite gençliği ile el ele olma projemizin ilkinde Eskişehir'de öğrencilerle buluşmanın mutluluğunu yaşadık. Sabahın 05.30'unda kalkıp 07.00 de İstanbul'dan yollara koyulup 13.30'da Anadolu Üniversitesi'ne ulaşan 10 kişilik ekibimiz Yunus Emre Kampüsü'nde öğrencilerin sevgi seli ile karşılanınca tüm yorgunluğumuzu unuttuk.
Sinema Anadolu salonundaki seviyeli panel bir çok öğrenci ve öğretim görevlilerinin katılımıyla gerçekleşti. Panelin sonrasında Prof. Güven Sevil ve genel sekreter Gürkan Akkan, Fotomaç'ın ekibini BESYO'ya götürdü. Okulda Eskişehir'in meşhur çiğ böreğini tadan ekibimiz tesisleri gezerken hayranlıklarını gizleyemediler. Tesis yapmak büyük iş ama onu prıl pırıl insanların kullanımına sunmak daha da büyük iş. Tesisin içine girerken ayağımıza galoşları giyerken yerlerdeki yansıyan görüntümiz mükemmel bir temizliğin göstergesiydi. Tesisleri bize o okulun kurucularından namı değer Çengel Fethi, Prof. Fethi Heper tek tek gösterdi. Gerçekten burada okuyan öğrenciler çok şanslı. Böylesine mükemmel tesisleri var. Çok değerli, bilgili hocaları var.
Labaratuvarlarda yok yok!. Belli ki ileride bu laboratuarlar sadece Eskişehir yöresinin sporuna değil Türk sporuna büyük hizmet verecek.
Böylesine güzel bir okulu Türk gençliğine sunan, emeği geçen herkese Marmara Üniversitesi Anadoluhisarı Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu'nda okumuş bir gazeteci olarak binlerce teşekkür ediyordum.
Yılmaz ŞENOL
Fotomaç Gazetesi
İstihbarat Şefi










