Temel eğitim verilmiyor

'Ofsayta düşüyor' diye Burak'a büyük eleştiriler var ama bunun hocası yok mu? Mancini, Burak'a ofsayta düşmemesi için ne yapması gerektiğini öğretmiyor mu! Türkiye'de bireysel antrenmanı, bireysel taktiği öğretmiyorlar. Çünkü antrenörlerin, kendileri bilmiyor. 8-10 yaşlarındaki çocuğun fundamentali bildiğini zannediyorlar!

Burak Yılmaz, Beşiktaş maçında da sık sık ofsayta düştü. Sorun bireysel mi, taktiksel mi? Bunun bir çözümü yok mu?

Bu yönde kıyamet eleştiriler var. Peki bu takımın, Mancini gibi bir hocası yok mu? Bu Mancini; her maçta 7 kere, 8 kere ofsayta düşen Burak'a, bir santrforun ofsayta düşmemek için nasıl koşu yapması gerektiğini öğretmiyor mu? Bir antrenmana ben gidip, öğreteyim mi? Ben, hayatımda bir gün antrenörlük yapmadım!
Ama maç seyrettiğim için biliyorum.
Derinlemesine kaleye doğru koşacağına, içbükey koşacaksın. Yanlamasına...
O zaman, arkadaşın pası atmakta istediği kadar geciksin; ofsayta düşmezsin. Yana doğru koştuğun için, seni marke eden adamdan da kurtulursun. Bunu, ben icat etmedim; dünyanın bütün santrforları böyle yapıyor. Eloğlu niye ofsayta düşmüyor; görüyorum. Çünkü bu tür kontrataklarda, içbükey koşuyorlar.
Yani Mancini, 'Oğlum, bu 18 yayı var ya; oraya paralel koşacaksın. İleri, 18 çizgisine dikleme değil... 18 yayına paralel koşacaksın, top almak istediğin zaman... Ofsayta düşmene, imkân ihtimal yok' demiyor mu?

TOPU ÜZERİNE ATIYORDU

Anlattığım, basit değil mi? Bir antrenman yeter. Ben Burak'la bir antrenman yapayım; ona yeter. Ama her maç, Burak ofsayta düşüyor; Mancini de seyrediyor, Tugay Kerimoğlu da seyrediyor. Ofsayta nasıl düşülmez; anlatmıyorlar Burak'a... 'Antrenör' ne demek ya!..
Bir hatayı ilk kez yaparsın; hepimiz şaşırırız.
Ama sen bir hatayı, her seferinde yapıyorsan; senin yöneticilerinden bir tanesinin 'Kardeşim; bunu düzeltelim' demesi lazım. 'Kahrolsun Burak; ofsayta düşüyor' deniliyor da peki bunun hocası ne işe yarıyor kardeşim!..
Bu ülkede, Hakan Şükür gibi bir adama, kaleciyle karşı karşıya kaldığı zaman ne yapması gerektiğini öğretmediler. Hakan, kaleciyle karşı karşıya kaldığı zaman, kalecinin üzerine atardı. Kaleci delik de top içinden geçecekmiş gibi... Dünya çapında bir gol adamına, topun altına vurmayı öğretmek çok mu zor? Kaç antrenmanda biter bu iş? Ama kimse öğretmiyor.
Çünkü Türkiye'de, bireysel antrenman yok; bireysel taktiği öğretmiyorlar.
Galatasaray'ın antrenmanını söyleyeyim ben: Fizik kondisyon hocası; bunları koşturuyor, koşturuyor. Sonra esas hocaya devrediyor; kimse o... Fatih Terim, Mancini, Feldkamp, Rijkaard; kim olursa olsun... O hoca, ortada sıçan oynatıyor bir süre... Tak, tak, tak...
Ortada sıçan bitince; çift kale maç, taktik antrenmanı...
Peki hani fundamental! 'Efendim; A Takımı düzeyine gelmiş adam, fundamental bilmek zorunda zaten...' Zorunda ama bilmiyor!
Zorunda olduğunu kabul ediyorum ama Galatasaray dâhil, Türkiye'nin hangi altyapısında, futbolcuya fundamental öğretiyorlar!
Üşenmezsen; lütfen, 8-10 yaş grubu çocukların antrenmanına git. O antrenmanda, çocuğa taktik öğretiliyor! Top, nasıl stop edilir; öğretilmiyor! Topla nasıl dönülür; öğretilmiyor.
O antrenör dahi, o çocuğun fundamentali bildiğini zannediyor! Çünkü kendi bilmiyor. Bilmediği şeyi, nasıl öğretecek!
Ama taktik öğretmek kolay; sen sağ bek, sen sol bek, sen stopersin, sen burada ön liberosun!..
Şu Galatasaraylı futbolculara bak; bana, 'Hıncal ağabey, çok haksızlık ediyorsun; şu adam Galatasaray'a geldikten sonra çok gelişti' de... Bir örnek ver! Ben sana, son yıllarda Galatasaray'a geldikten sonra çok kötüye giden bir sürü örnek sayayım! İleriye gitmek değil, yerinde saymak da değil; geriye giden!
Çünkü böyle antrenmandan, başka şey olmaz.

Trabzonspor, Juventus ile kritik bir maça çıkacak. Deplasmanda oynanan ilk maçta, iyi bir performans sergiledi. Geçerli sayılmayan, bir de golü var. Avni Aker'deki maçta, bir sürpriz yaşanabilir mi?

Trabzon, talihsiz bir maç oynadı. Hem verilmeyen golü, hem de son dakikada oyun biterken yediği gol, bence Trabzon'un şansını bitirdi. Juventus'u, hiç gol yemeden 3 gol atarak yenmek; çok zor.

İlk maçtaki pozisyon, çok konuşuldu.

Top, çizgiyi geçti mi? Siz nasıl gördünüz? İtalyan medyasının büyük bölümü, 'temas vardı' diyor. Temas olduğu zaman, çizgiyi geçti sayılmaz.
Ama temasın olup olmadığını görmek, dünyanın en zor işidir. Bunun, dünyanın en zor işi olduğunu; biz yıllar yıllar evvel, atv'de yaptığımız Kale Arkası programında söyledik. Erman hoca, bir yığın tuvalet kağıdı getirdi; şerit olarak yere serdi.
Topu çizginin üzerine, çizginin dışına ve çizgiye temas eder pozisyonda üç yere koydu.
Ondan sonra, "Kamera ile çeşitli pozisyonlardan bakın" dedi. Çizginin dışında olan topu, temas eder görüyorsun; baktığın yere göre...
Çizgiye temas eden topu, dışarıda görüyorsun; baktığın yere göre... Yani o 'çizgi ile temas' hikayesi, topa bakılan yere ve açıya göre, birçok insanı yanıltabilen bir şey...
Ama işte bu yanılgı, Trabzon'un aleyhine oldu. Juventus'un aleyhine de olabilirdi...
Şimdi teniste olduğu gibi, 'Şahin gözü mü koysak?' diye konuşuluyor. Ama teknoloji girerse futbola, tadı çok kaçar. İyisiyle, kötüsüyle; futbol böyle güzel...

BALKANLAR TÜKENDİ

Fazla konuşulmadı ama İstanbul'da Balkan Atletizm Şampiyonası gerçekleştirildi.

Mi!

Hafta sonunda yapıldı.


Haberim bile yok!

Şampiyona öncesi, dikkat çeken bir derece vardı. İlham Tanui Özbilen, 1000 metre rekor deneme yarışındaki 2:15.96'lık derecesiyle, dünyada yılın en iyi derecesini elde etti.


Tavşan ile koşulan dereceleri, ben dereceden saymam. Onu geçiniz. 2:15.96 tavşanlı derece... Önemli olan, müsabakada ne koştuğu!..

1500 metrede, 3:41.97'lik derecesiyle altın madalyanın sahibi oldu.

Balkanlar kalmadı artık... Yugoslavya bittikten sonra, Balkanlar'da atletizm kalmadı.
Bireysel şampiyonlar çıkarıyor; Bulgaristan, Romanya, Yunanistan... Bunları, olimpiyatlarda görüyoruz.
Evvelden bu Balkan Şampiyonaları, Balkanların en iyi sporcuları ile yapılırdı ve müthiş ilgi toplardı. Bugün Avrupa Şampiyonası'nın görmediği ilgiyi, Balkan Şampiyonaları görürdü. Ama şimdi Balkan Şampiyonalarına, hiçbir Balkan ülkesi, en iyi atletlerini getirmiyor. Çünkü en iyi atletler, paralı yarışmalarda her hafta harçlık topluyorlar.
Mesela, İstanbul'da Amatör Balkan Şampiyonası'nda, bir dünya rekortmenini yarıştıramazsın.
Onun için Balkan Şampiyonaları öldü.

HOCA OLMAK VARMIŞ

2016 Avrupa Futbol Şampiyonası'nın, eleme grupları kura çekimi yapıldı. Türkiye; A Grubu'nda Hollanda, Çek Cumhuriyeti, Letonya, Kazakistan ve İzlanda'yla eşleşti. Terim, zor bir gruba düştüğümüzü ama mutlaka Fransa'ya gideceğimizi söyledi. Siz, şansımızı nasıl görüyorsunuz?

Fatih Terim, bana bir kolay grup yapar mı acaba? Lütfen desin ki 'Ben tek seçici olarak, kolay grubu seçtim. Birinci torbadan şu, ikinci torbadan şu, üçte biz, dört, beş, altıdan şu...' Bir seçsin bakalım! Şu gruba "Zor" diyen bir hocanın, Avrupa Şampiyonası finallerinde ne işi var ya! Beşinci sınıf takımlara bakıp da "Biz zor gruptayız" diyorsan eğer; yarın 24 tane seçme takımın oynayacağı finalde, ne işin var! Şimdi bu moda oldu! Mancini Efendi diyor ki "Chelsea değil; kim çıksa, biz favori olmazdık." O zaman, niye uğraşıyorsun! Paraları almayı, milyonları cebe indirmeyi biliyorsun! Ama "Kim çıksa, favori olmazdık' diyorsun! Fatih Terim de şu palavra takımlara diyor ki "Zor gruba düştük!"

SAPLANDIM, KALDIM

Valla dünyanın en iyi işi, teknik direktör olmakmış! Ben gençken, nasıl gazeteciliğe saplanmışım! Orhan Şeref Apak, çok iyi ahbabımdı. Gündüz Tekin Onay'ı kazandıran adam odur; rahmetli... Orhan ağabeye, 'Beni antrenör yap' deseydim; şimdi milyonlarla oynuyordum, sirk cambazı gibi... Sıkıştığımda da 'Zor gruba düştük; şansımız yok' derdim, biterdi.

TÜRKiYE'DE SPOR YAZARLIĞI BiTMiŞ


Soçi Kış Olimpiyatları, büyük bir törenle tamamlandı. Rusya, Norveç ve Kanada ilk üç sırada yer aldı. Türkiye, 6 sporcuyla gitti ve pek parlak bir turnuva geçirmedi. Bundan sonrası için neler yapmalıyız?

Türkiye'nin, olimpiyat konuşmaya yüzü yok. Türkiye'nin, olimpiyat istemeye de yüzü yok. Şuradan otobüse atlarsın; 50 lira verirsin ve Soçi'ye gidersin. Bir tane Türk gazetecisi yoktu. Ayıptır! Gazete yazmasa bile, insan merakından gider. Yazı başı 25 lira alırdım ben Cumhuriyet'ten ve kendi cebimden parayı koyar giderdim; merak ettiğim için... Cumhuriyet de üç kuruş, beş kuruş destek olurdu. Ama gittiğim olimpiyatta, en az 20-25 Türk gazetecisi görürdüm etrafımda... O zamanlar... Yani o gazetelerin, minnacık bütçeleri varken... Şimdi gazetelerin tirajlarına bak, bütçelerine bak, reklam gelir imkânlarına bak, her şeylerine bak; bir tane gazete, otobüsle gideceğin Soçi'ye, bir kişi göndermedi! Moskova da burnumuzun dibinde... Geçen sene Dünya Atletizm Şampiyonası yapıldı; Türkiye'den bir kişi gitmedi! Ben 2003'te Dünya Atletizm Şampiyonası'na gittikten sonra, Paris dönüşü bir yazı yazdım. "Ben artık Dünya Kupası'na, Dünya Atletizm Şampiyonası'na ve olimpiyatlara gitmiyorum. Maddi sebeplerden değil; gazetem, beni her zaman gönderir ama Türkiye'ye bu işler için ayrılan akreditasyon, çok az. Ben; altı tane olimpiyat gördüm, altı tane Dünya Kupası gördüm, 10 tane Dünya Atletizm Şampiyonası gördüm. Hiç görmeyen gençler var. Ben artık, bir başkasının akreditasyonunu kullanmak istemiyorum ve artık gitmiyorum" dedim. Pekin dâhil, sponsorlar peşime düştüler; 'Davetlimiz ol' diye. "Hayır; ben çok olimpiyat gördüm. Gençleri götürün. Hayatında olimpiyat görmemiş bir genci götürün. O havayı alsın. Hiç olmazsa, iki satır olimpiyat yazan bir adam kazanırsınız. Ben, zaten yazıyorum" dedim. Londra'ya tonla davet geldi; "Katiyen istemiyorum. Gençleri götürün" dedim. Buyurun!

BAHANELERİ DE HAZIR

Moskova Dünya Şampiyonası'na, bir kişi gitmedi; Soçi'ye, bir kişi gitmedi! Bunlar, Türkiye'den en kolay gidilecek yerler ve de ucuz yerler... Rusya; Paris'e, Londra'ya benzemez. Sonra, 'Türkiye'ye niye olimpiyat vermediler!' Niye versinler! Olimpiyat kültürü olmayan bir ülkeye, olimpiyat verilir mi? Şu gazetelerin hâline bak! Sabah'ta yazdım. 7-23 Şubat tarihleri arasında, burnumuzun dibinde Kış Olimpiyatları yapıldı. Bana bir tane yazı söylesene; 'Hıncal ağabey; falanca gazetede çok güzel bir olimpiyat yazısı okudum' diye... Ne hikayeler yaşandı bu olimpiyatlarda; dramatik, eğlenceli, duygusal, coşturucu... Ama Türk spor yazarlığı bitmiş. İki satır, 'Soçi'de, Ruslar iki madalya daha kazandı' nokta; bitti. Oysa kazanılan, kaybedilen madalyaların altında, ne dramlar var yazsan... Londra Olimpiyatları'nda, atletizmde altın madalya kazanan Lauryn Williams; Soçi'de Kış Olimpiyatları'nda, gümüş madalya kazandı. İki sene arayla... Yaz Olimpiyatları'ndan, Kış Olimpiyatları'na geçti kız ve iki madalya aldı. Adını bilen var mı; yazan var mı? Nasıl oldu da atletizmden, kış sporlarına geçti; haberleri bile yok. Kimsenin umurunda değil çünkü... En büyük bahaneleri, 'Efendim; bu millet okumaz.' Yazdın da okumadı mı!.. 'Şişir, git' medyası!..

Röportaj: Bülent CAN

DİĞER HABERLER

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.