* ABD Anti-Doping Ajansı (USADA), doping yaptığı gerekçesiyle 7 kez Fransa Bisiklet Turu'nu kazanarak tarihe geçen Lance Armstrong'un madalyalarını elinden aldı ve sporcuya ömür boyu pistlerden men cezası verdi. Tabii bu karar spor kamuoyunda büyük bir şok yaşattı. Siz USADA'nın iddialarını gerçekçi buluyor musunuz?Henüz madalyaları alınmadı. Amerikan Dopingle Mücadele Ajansı alınmasını teklif edebilir ancak... Madalyaları alacak iki şey var; turu organize eden Fransa Turu organizatörleri bir de Uluslararası Bisiklet Federasyonu; o kadar...
Çünkü orada Amerika adına yarışmıyor, orada bir kulüp adına yarışıyor.
Amerika Milli Takımı olsa, tamam... 'Benim milli atletim. Ben bunun dopingli olduğunu belirledim. Madalyasını geri veriyorum.' Marion Jones'a yaptıkları gibi...
FRANSA SOĞUK BAKIYOR
Şimdi burada kararı Fransa Turu organizatörleri verecek. Onlar pek verme niyetinde değiller. Çünkü Armstrong efsanesi Fransa turunu parlatan bir unsur...Bu nedenle onu kaybetmek istemiyor.
Uluslararası federasyon bana gönderdi.
Armstrong ile ilgili 500 tane test yapılmış, hepsi negatif. 'Hepsi negatifken sen nasıl dopingli olduğunu iddia ediyorsun bana bir gönder bakayım.'
* Armstrong'un dopingle mücadeleden vazgeçtiğini açıklaması da şaşkınlığı arttırdı.
Armstrong'un böyle demesini yadırgamadım. Ben de olsam aynı şeyi söylerdim. Senelerden beri yarışı kazanıyor, biri arkasından çıkıp bir şeyler söylüyor, yarışı kazanıyor, birisi çıkıp bir şeyler söylüyor! 'Benim yapılacak bin tane işim var. Madalyalarımı da geri alsınlar, umurumda değil.
Çünkü bütün dünya biliyor ki Lance Armstrong Fransa turunu 7 sene üst üste kazanmıştır. Bunu değiştirebilirler mi, değiştiremezler.
Bu da bana yeter arkadaş!' diyor. 'Benim yapacak işlerim var.
Kanser Vakfı çok gelişti... Dünyada kanserle savaşla ilgili çok önemli işler yapıyor. Ben vaktimi onunla geçiriyorum. Ne uğraşacağım bunlarla' dedi efsane; 'Bilen biliyor. Dünyanın bilmesi de bana yeter. Onların madalyaları benim şampiyonluklarımı almaz. Madalyaları alır sadece.'
* Amerika'nın ömür boyu men cezası vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Zaten adam bırakmış yarışmıyor ki! 'Benim alakam yok' diyor adam. Hayatıma bakıyorum, o işlere bakamam.
Amerika'ya da şaşırıyorum. 1988'deki o utanç verici Florence Griffith-Joyner'ın aldığı doping ilaçları yüzünden genç yaşta öldüğünü dünya biliyor, onun rekorları ve madalyaları orada dururken Marion Jones'u, Lance Armstrong'u temizleyerek dünyaya şov yapıyorlar 'Bakın biz ne kadar namusluyuz' diye!
HERKES ÇOK İYİ BİLİYOR
Bütün Doğu Almanların. yüzücülerin ve atletlerin rekorları duruyor. Çek Jarmila Kratochvilova'nın 400 metre rekoru duruyor. Onların nasıl kırıldığını, nasıl olduğunu herkes biliyor.
30 sene evvel kırılmış dünya rekoruna bugün niye kimse yanaşamıyor?
Dünya sporu bu kadar gelişmiş, tartan pistler bu kadar gelişmiş, ayakkabılar bu kadar gelişmişken 400 metre, 800 metre, 1500 metre rekorlarının yanına niye kimse yaklaşamıyor?
Bütün bu doping yapanlar dururken orada Amerika kendi kahramanlarının yaldızlarını yok edip başka yerden kahraman olmaya uğraşıyor.
Florence Griffith-Joyner'ın, kendisi ölmüş olsa da Seul madalyası durduğu sürece ben Amerika'nın aldığı hiçbir karara inanmam. İşlerine gelene...
Bunlar kendi menfaatlerine göre bir pazarlama seçiyor.
TüRKiYE DAĞ BAŞI MI?
* Şike soruşturması sırasında yaşananların artçıları halen devam ediyor. Yıldırım'ın gözaltı fotoğrafını basan Haberturk halen Kadıköy'de Fenerbahçe'nin Süper Lig maçlarına alınmıyor. Bu engelleme gazetecilik, Türk futbolu, federasyon açısından nasıl ifade edilebilir?
Burada kabahat Fatih Altaylı'ya ait. Ben Haberturk'ün genel yayın yönetmeni olsam FIFA, UEFA, CAS, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi her yere giderdim. Haberturk doğru dürüst mesele bile yapmıyor.
* Halil Özer köşesinde Fenerbahçe'nin kararına tepki gösterirken, kendilerine yapılan bu hareketin sayfalarına, Fenerbahçe ile ilişkilerine yansımayacağını ifade etti.
Köşe yazısı ile olacak iş değil. Kampanyaya dönüştürülmeli. Ama Türkiye'de Spor Yazarları Derneği de yok, Türkiye'de Gazeteciler Cemiyeti de yok. Bunların hepsi ismi var cismi yok dernekler. Türkiye'de sivil toplum örgütü olacak da Aziz Yıldırım'ın keyfi yüzünden bir gazete, Türkiye Futbol Federasyonu ve UEFA'nın yönetimindeki maçlara alınmayacak ve buna kimsenin sesi çıkmayacak. Yazıklar olsun!
Tekrar ediyorum; en büyük yazıklar Fatih Altaylı'ya... Böyle kampanya mı olur? Bu ülkede mahkemeler var ya!
Bir günde yürütmeyi durdurma kararı alırsın, bir günde ceza kararı alırsın. Çünkü Haberturk'ün Fenerbahçe Stadı'na girmesi Anayasa teminatı altında. Halkın haber alma hakkını hiç kimse önleyemez.
Aziz Yıldırım Anayasa'yı ihlal ediyor.
Yaptığı suç anayasa suçu...
Kadıköy'de savcı yok mu? Uğraşırsan olur. Getirirsin üç tane noteri kapıya, kapıdan giremediğini tespit ettirirsin, pazartesi günü gidersin Kadıköy Savcısı'na; 'İşte buyurun. Hadi bakalım!'
SABAH'I DA SOKMASIN
Hadi göreyim bakayım ne oluyor! Aman Fener camiasını kızdırmayalım. Aman Fenerliler gücenmesin. Halil Özer bir yazı yazsın, geçsin.
Maçları da ajanstan alır, koyarız. Resimleri de bir yerden idare ederiz. Bu mu ya?
Ben gazete yöneticisi olacağım benim gazeteme bunu yapacaklar! Ortalığı birbirine katarım! Türkiye dağ başı mı! Hem de Aziz Yıldırım... Şikeden mahkumiyeti hâlâ duruyor kapı gibi... Benim adamlarımı sokmayacak içeri, öyle mi? Hadi ben 'Bunları söylüyorum' diye Sabah'ı da sokmasın bundan sonra!
Aziz Yıldırım'ın mahkumiyet kararı kalkmadı daha! Kesinleşmedi ama kalkmadı. Orada duruyor karar... Ama adam Atinalı Tiran. Eline mikrofon alıp sahaya iniyor, istediği gibi kendi seyircisini yönlendiriyor, kapıdan istediği gazeteyi alıyor istemediğini almıyor. Türkiye neresi ya? Ben Fatih Altaylı olsam gider Başbakan'ın kapısında yatarım; 'Türkiye neresi Sayın Başbakan?' Adalet Bakanı'nın kapısında yatarım; 'Bu ülkede adalet var mı, yok mu?' İçişleri Bakanı'nın kapısında yatarım; 'Anayasa ihlal suçu işleniyor Sayın Bakan?' Yok! Halil bir yazı yaz!..
Editör: Bülent CAN
