Görevi bırakmalı

Bugün Avcı ile ilgili akla hayale gelmez dedikodular yapılıyor. 'Takımı kendisi seçmiyor' deniyor. Üç kişilik esrarengiz komiteden bahsediliyor. İş bu duruma geldiği zaman hayır gelmez. İnançsız olmaz

* Milli takım, Romanya'ya da yenilerek ikinci yenilgisini aldı ve gruptan çıkma şansını oldukça zora soktu. Eleştiri okları Abdullah Avcı'yı işaret ediyor. Siz milli takımdaki kötü gidişatı neye bağlıyorsunuz?

Bence Macaristan maçını kazansa bile Abdullah Avcı'nın devam etmemesi lazım. Daha bugün Abdullah Avcı ile ilişkili akla hayale gelmez dedikodular yapılıyor. Yazıldı, söylendi.
Bana kaç yerden geldi. 'Bu takımı Abdullah Avcı yapmıyor, seçmiyor" diyor herkes! Üç kişilik bir 'esrarengiz komiteden' söz ediliyor. İş bu hale geldiği zaman ne hayır gelir.
Sen buraya geldiğin zaman bana soracağın soruları aşağı yukarı tahmin ediyorum. Bu soruları bilerek birileri bana birtakım metinler ezberletse ben de senin sorularına o başkalarının ezberlettiği cevapları versem, sen de bundan şüphelenmeye başlasan, gelip bana bir daha soru sorar mısın? 'Hıncal ağabey bugüne kadar yaptıkların için teşekkür ederiz' dersin. Böyledir bu iş... İnancın bittiği yerde başarı biter.

GÖKHAN ÇIRPINDI
'Hıncal ağabey saçmalıyor' dahi diyebilirsiniz ama saçmalayan benim...
Başkasının bana ezberlettiği cevaplarla saçmalamıyorum. 'Hıncal ağabey saçmalıyor ama böyle düşünüyor' diyorsun ve onun için bana her hafta başında röportaj için geliyorsun. İnanmak çok önemli... Her şeyde inanmak çok önemli...
Hele de sporda... Romanya maçında sahaya çıkmış futbolular, inanmış bir takım görüntüsü verdi mi? İnanmış insanlar birbirlerine kenetlenir. Birbirleri için fedakarlık yaparlar, çırpınırlar, didinirler.
Romanya maçını gözümün önüne getiriyorum; Gökhan Gönül çırpınıyordu.
Ben zaten Gökhan'ın çırpınmadığı milli maç hatırlamıyorum. Bu yüzden Türkiye'de en sevdiğim futbolculardan biridir.
Sol bek Hasan Ali Kaldırım hakikaten çırpınıyordu. Görevinin de üstünde işler yaptı. Maçın ilk 15 dakikasında 4 tane şut attık, 3'ü Hasan Ali Kaldırım'dan geldi ve de ikinci yarıda takımın yürümediğini, işlemediğini görünce, o takımın kaptanı olduğunu hissedip Arda sazı eline aldı. İlk yarı ortalarda görünmediği halde ikinci yarının başından sonra ortaya çıktı.
Bu üç kişinin dışında çırpınan, yırtınan, 'Biz bu maçı almalıyız' diyen birini görmedim. Bu nedir; bu kadro takım olamamış bir defa... Neden takım olamamış; inancın olmayınca takım olamazsın. Kime inanmıyorlar: Hocalarına...
Romanya maçında benim okuduğum bu...

CESUR BİR HOCAYDI

* İnanmamakta haklılar mı?

Bunu da iyi analiz etmek lazım. Abdullah Avcı işin başına gelirken, seçildiği gün en fazla destekleyen kişiydim ben... Neden; benim için geleceğin Türk milli takım hocasıydı. Büyükşehir Belediye'deki performansına bak... Belediye oynadığı derbi maçlarında kendisinden en az iki gömlek üstün rakiplerine kök söktürdü.
Abdullah Avcı büyük takımları çok iyi analiz ediyordu. Kendi takımını çok iyi analiz ediyordu. Büyüklerin zaaflarını ve kendi takımının üstünlüklerini maçta karşı karşıya getirecek taktikler hazırlıyordu, bunu da sadece büyük maçlarda yapıyordu.
Çünkü sadece büyük maçlarda kamuoyunun önüne çıkabiliyordu.
Büyükşehir'in Anadolu takımlarıyla oynadığı maçı televizyon yayınlamıyordu bile...
Ama Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzon ile oynadığı zaman reyting rekorlarıyla ekrandaydı.
Bu bir hoca için zaaf; küçük maçları önemsememek ve büyük maçları hedef seçip, aylar öncesinden hazırlanmak. Ancak milli maç da bu...
Her hafta milli maç yok ki...
Kuralar çekildiği gün; Romanya benim rakibim... O günden itibaren rakibi analiz etmeye başlayacak. Hollanda'yı analiz etmeye başlayacak. Türkiye'deki futbolu da biliyor. Sahaya en iyi taktik ile çıkacak. Böyle bir hoca...
Cesur da bir hoca... İçeriden ve dışarıdan kimsenin bilmediği, tanımadığı adamları getirip, bir Büyükşehir Belediyesi yaratmayı başaran bir adam...
Ben zaten, "Türk Milli Takımı yenilenmeli, yeni bir takım kurulmalı... Ersun Yanal bunu niye yapmadı, Fatih Terimbunu niye yapmadı!" diye eleştiriyorum...
Bu bakımdan da idealdi.
Bu yüzden, "Hadi hoca..." dedik. Ama nasıl işe başladı: "Ben bu takımı yenileyeceğim" diyen Abdullah Avcı, eski takımın en kötü adamını, genel anlamda söylüyorum, futbol adamlığı değil, takıma yine kaptan yaparak başladı. Emre'yi kaptan yaptı.
O zaman kimse bana, "Abdullah Avcı yeni bir takım yapıyor" dedirtemez.
Sen eskinin en kötü örneğini alıp işe öyle başlarsan demek ki birileri seni etkiliyor.
Takımı 'Abdullah Avcı yapmıyor' söylentileri buradan başladı. Ondan sonra çağrılan çağrılmayan herkes için birileri birtakım isimleri devreye soktu, sonunda üç isimde anlaştılar.
Hatta milli maçtan sonra gazetelerde "Takımını kendin seç" diyen eleştiriler okudum.

* Romanya bizden iyi durumda değil ama üç puan pek de zorlanmadan alıp gitti.

Belli ki Romanya maçını hiç ama hiç analiz etmemiş. Romanya bizim sahamızda kapalı defansla oynayacak, hücumu düşünmeyecek.
Fırsat bulursa gol atacak, geçmezse bir puanı alıp gidecek. O zaman kendi sahanda sen oynayacaksın.
Bir takımın iyi oynamasının birinci şartı; iyi saha... Kötü saha; vakit geçirmeye, futbolu öldürmeye, maçı öldürmeye, oyunu öldürmeye yatan, yani 0-0 beraberliğe razı olan takıma yarar. Yani Romanya'ya yarar.
Türkiye'nin en kötü sahasını seçerek Romanya'nın ekmeğine yağ süren bir teknik direktör olur mu? Saracoğlu'nun çimi utanç verici!..

KAPALI DEFANS SİHRİ

Efendim orada 'seyirci iyiymiş!' Oradaki seyircinin ne olduğunu da gördük.
Maç boyu etkinliği yok, en kritik zamanlarda da "I love you Alex" diye bağırıyorlardı. Bunlar Abdullah Avcı'nın aklına gelmeyecek şeyler mi!
Hadi maç öncesi bu yanlışları yaptın.
Devreyi 1-0 yenik bitirdik. Aptalca bir gol yedik, yenmeyecek bir gol yedik.
Tamam, her takımın başına böyle şeyler gelebilir. Futbolda vardır; aptalca goller yemek. Ne takımların ne goller yediğini biliyorum. Ama önemli olan şey şu; kendi sahanda muhakkak kazanman gereken, üç puanı çantada keklik gördüğün maçta senin gol pozisyonun yok.
Ben bu lafa çıldırıyorum; 'Efendim kapalı savunma yapıyorlar.' Biz niye yapmıyoruz kapalı savunma? Bizim kapalı savunma yaptığımız maçlarda 5 yiyoruz, 6 yiyoruz!..

* Madem hücum oynayamıyoruz o zaman biz de kapalı savunma yapalım.

Tabii... Çünkü eloğlu o kapalı savunmayı çözecek anahtarları biliyor. Biz kapalı savunmayı görünce teslim oluyoruz. Niye? Mazeretimiz hazır; 'Efendim kapalı savunma yaptık.' Hadi canım sen de! Hadi sen de yap! Niye kapalı savunma yapmadık Hollanda'ya?
Bir puan alsak orada kötü müydü?

AŞIYI YAPAMADI

Bu nasıl bir şeyse 'kapalı savunma' denen sihir, büyü; bize söküyor ama biz kimseye söktüremiyoruz. Ben gülüyorum; 'Kapalı savunma' diyen yorumculara da gülüyorum, 'kapalı savunma' diyen teknik direktöre de...
Kapalı savunma bir takımın en tabii hakkı... Ama sen iyi takımsan o kapalı savunmayı çözeceksin.
Birinci yarıda sen bunu çözemedin.
Seyirci olarak, ikinci yarının başında ne bekliyorsun; 'Soyunma odasında Abdullah Avcı bu işi çözdü. Şimdi öyle değişiklikler yapacak ki ikinci devreye yepyeni değişik ruhta bir takım başlayacak.' Takım da diyecek ki 'Hoca çözdü.' Takımın da morali yükselecek, tribünün de morali yükselecek. Hayır!
Aynı 11 ile başladı. İnanamadım!
Yerinden kıpırdamayan, şut atamayan bir takımın kenarda oturan adamı, son haftaların en formda ismi Caner...
Müthiş ataklar yapan, müthiş uzaktan şutlar atan Caner hâlâ kenarda oturuyor! Hadi baştan koymayı düşünemedin ama maçın birinci yarısı bağırıyor 'Caner' diye... Takım ilk yarıda oyun kuramamış, maçın birinci yarısı bağırıyor kenarda oturan 'Nuri' diye. Hayır!
Devre arasında hem seyirciyi hem takımı dürtecek aşıyı yapamadı. 'Yapamadı mı, yaptırmadılar mı' bilmiyoruz!
İş bu hale gelmiş.

KiMSENiN UMURUNDA DEGiLDi
* Avcı'nın mutlaka hataları var ama peki biz milli maçlara yeterince değer veriyor muyuz? Aynayı biraz da kendimize tutmamız gerekmiyor mu?

En önemli şey o... Açıkça söylüyorum; Türkiye'de bir Futbol Federasyonu Başkanı yok. Yani Federasyon Başkanı'nın Yıldırım Demirören olduğu bir ülkede benim futbol inancım olmaz zaten...
Meşhur bir anekdot vardır. Generale 'Savaşı niye kaybettik?' diye sormuşlar. '1- Cephanemiz yoktu...' demiş.
Bundan sonra o savaş irdelenmez.
Türk futbolunun başkanı yok. Beşiktaş'ı batıran, UEFA'ya yalan beyanda bulunmaktan sanık bir adamı biz Türk futbolunun başına getirdik.
Türkiye, Hollanda'ya yenilmiş, en kritik maçını oynayacak. Çünkü birincilik umudumuz az, ikinci olmamız lazım ve ikincilik için çekiştiğimiz rakibimiz de Romanya... Romanya'yla kendi sahamızda oynayacağız. Yani biz bu maçı yenerek hem 3 puan hem de moral kazanmak zorundayız.
Türk medyası, sanal medya, gazeteler, radyolar, televizyonlar neden bahsediyorlar; Alex'ten... Milli maç satır aralarında geçiyor.

İKİ GÜN SONRA GİTSİN

Böyle bir ortamda Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı ne yapar? Basın toplantıları yapar, icabında gazete gazete gezer, televizyon televizyon dolaşır, bu maçın önemini anlatır, bu maçta kamuoyu desteğine olan ihtiyacı anlatır. 'Siz bu takımın arkasında olmazsanız yarın bu takım kazanamazsa eleştirme hakkınız olmaz" der.
Der oğlu der.
Hatta biraz kafasını çalıştırma zahmetine girse Alex'e gider, 'Sen cuma akşamı Sabiha Gökçen'den özel uçakla gidiyormuşsun. Cuma akşamı Türk futbolunun en kritik maçlarından biri var. Bu seyahatini ya 1 gün önceye al ya da 2 gün sonraya at... Türkiye'de 2 gün fazla kalma masrafın neyse ben ödeyeyim. Evini boşaltıyorsan 5 yıldızlı otelde ailenle beraber seni misafir edeyim. Ama en azından şu cuma günü gündemini bana bırak' der.
Aklına geldiyse Yıldırım Demirören'in ben kendi aklıma tükürürüm!
Yıldırım Demirören bunları düşünecek kapasitede bir spor adamı değil çünkü...
Türk televizyonları o gün milli takımdan fazla Alex yayını yaptılar.
İkide bir Sabiha Gökçen'e bağlanıyorlar, işte Kadıköy'de bir yerde toplanma yeri varmış oradan otobüsler götürecekmiş. Oraya bağlanıyorlar, oralardan röportajlar. Türk futbolunun en önemli maçı... Brezilya'ya gidecek miyiz, gitmeyecek miyiz maçı; kimsenin umurunda değil.
Abdullah Avcı bunları söyleseydi; 'Şu Türk medyasının haline bakın. Şu Türk kamuoyunun haline bakın. Bu havada ben futbolcularımı nasıl inandırırım' deseydi oturur tartışırdım ben o zaman... Ama Abdullah Avcı'nın da bundan haberi yok belli ki lafını dahi etmedi. Ya da çok laf arasında geçirdi, 'Arif olan anlar' diye...

BİLGİSAYAR YÖNETSİN

Hayır, 'arif olan anlar' değil; 'dan' diye kafalarına vuracaksın. 'Bu maçı en azından 48 saat evvelinden yaşatmaya başlamayanların beni ve takımımı eleştirmeye hakkı yoktur' diyeceksin.
Nereden bakarsan bak aynen 'deve' misali... Neresi doğru ki? Böyle bir federasyon, böyle bir teknik direktör!..
Milli takımın en başarılı olduğu dönemlere bak; o takımda teknik direktörün baş yardımcısı bir menajer var:
Can Çobanoğlu... Taa elemelerden alıp, Dünya üçüncülüğüne gelene kadar, futbolcularla beraber yatan, futbolcularla beraber kalkan, onların bütün sorunlarıyla ilgilenen, iç ilişkileri, dış ilişkileriyle ilgilenen, medya ile çok iyi ilişkiler kuran... Çünkü teknik direktörün bunlara vakti yok.
Hele de Abdullah Avcı gibi "Kafa devri bitti, bilgisayar devri başladı" diyen saçma sapan bir laf eden... Saçma sapan bir laf... O zaman milli takımın başına, bu kadar paralar verip bir antrenör koymaya gerek yok. Bir bilgisayar koy, her şeyi yönetsin! Bir de başına 20 yaşında, bilgisayarın her türlü numarasını bilen hacker oturt, sana nasıl antrenman yapacağını, nasıl kadro yapacağını söylesin! Böyle bir şey olur mu?
Dünyada istatistiklerle en az ilgisi olan spor dalı futbol... Basketboldaki istatistiklerin önemi üzerine futbola da istatistikler getirmeye çok uğraştılar.
Ama futbol istatistiklere uymuyor.
Futbolun ayrı bir boyutu var. Ayrı bir dünyası var. Futbolun matematiği bambaşka bir matematik... O bir felsefi matematik... İki kere iki eşittir dört matematiği değil. Futbola geldi mi iki kere iki, yirmi dört eder, altmış yedi eder. Onu ettiren teknik direktörün kafasının içidir... O kafanın içi zavallı ise iki kere iki sıfır eder.
O kafanın içi bir deha ise iki kere iki iki bin yirmi iki eder.

MAÇA YANLIŞ BAŞLADI
* Siz isim vermediniz ama menajer Ahmet Bulut'a bağlı 7 oyuncunun milli takımda bulunması manidar bulunuyor.

Ben o dedikodulara girmek istemiyorum. Benim bildiğim Abdullah Avcı, o korkusuz Abdullah Avcı, o rakibi iyi analiz eden Abdullah Avcı 'cart' diye iki tane değişikliği, hatta üç değişikliği yapardı. İkinci yarıya o aşılanmış takımı çıkarırdı. Hayır!
Aynı ölü takım 15 dakika daha kaybettirdi.
Şimdi şunu da bileceksin; geçen her dakika rakip takımı rahatlatıyor, seni geriyor.
Zaten saha kötü... Bir de sinirler gergin olunca oynanan futboldan hayır gelir mi? Futbol oynamazsan nasıl gol atacaksın?
Baştan o kadar yanlış takım çıkardı ki iki değişiklikle düzelmez, beş değişiklik falan yapması lazım. Ona da hakkı yok. 60. dakikaya kadar da değişiklik hakkını kullanmadı. Sinirler iyice gerilmiş, moraller iyice bozulmuş, ondan sonra yaptığın değişiklikten ne hayır gelecek?
Tabii bu arada 'mağlup durumdayız' diye Allah ne verdiyse herkes ileri gittiği için de Romanya durmadan gol kaçırdı. Hezimete uğrardık biz...

SELÇUK İNANDIRAMADI
Abdullah Avcı'nın ilişkisi o gece kesilirdi, istese de istemese de kesilirdi.
4-0 Romanya kazansaydı bugün Macaristan'a başka hocayla gitmiştik.
Takımı doğru seçmediği gibi maçı da doğru izlemedi. Ama bu adam Abdullah Avcı değil. Benim bildiğim Abdullah Avcı doğru seçer ve doğru izler. O zaman 'Perde arkasında bizim bilmediğimiz bir şeyler' var diyenler 'haklı mı acaba' diye düşünüyorum gayri ihtiyari...
Selçuk 'Ben sakatım' diye bas bas bağırıyor, kimse inanmıyor Selçuk'un sakat olduğuna... Yani bu hale gelmiş iş. İnanılacak gibi değil.

Röportaj: Bülent CAN

DİĞER HABERLER

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.