Sivasspor karşısındaki Fenerbahçe, alkışlarla ödüle doğdu. Ama Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe'den ümidini kestiğini açıkladığı gün, "sezonun en dişli takımını" ortaya çıkaran güç, kimin elindeydi acaba? Aziz Yıldırım'a inat mı düzenlendi, bu var olma töreni? Yoksa, "istedikleri zaman oynama lüksüne" sahip olduklarını belgeleyen Alex ve arkadaşları, ligin altını, üstüne getirmeye mi soyundular?
***
Fenerbahçe sevgisinden başka gerçeğin olmaması gereken bir takımda, güçlerini kötüye kullanmaktan sanık olanları, kimse yargılamadı. Birçok futbolcu, kendisini takımdan çok sevdi. Sivasspor maçında gördüklerimiz gerçekse... Gençlerbirliği ve Büyükşehir maçlarında gördüklerimiz hayal miydi? Bazen düşünüyorum da... Bizle kafa mı buluyor bunlar?
***
Cumartesi günü izlediğimiz Fenerbahçe, o ruhun temsilcisi olmayı seçerse, puan farkları vız gelir... Ama kendilerine emanet edilen hazineyi harabeye çevirenler, bir maçlık gösteriyi, ertesi hafta değiştirecekse, ne desek az gelir.
***
Görünen o ki takımın içinde yeteri kadar Brütus varken, Fenerbahçe'nin bir hançere daha tahammülü yok. Bilinmelidir ki, "Yanar döner aşkla, asla aydınlanmaz bu Fener!"
***
Sivasspor, liderliğin kredisini tüketirken, sadece Fenerbahçe'ye yenilmekle kalmadı, diğer büyüklere de 3'er puanlık "yakınlaşma armağanı" verdi. Trabzonspor, Antalya'da çok kaçırdı, bir attı ama çok şey kazandı. Pazar günü şampiyonluğa yelken basan takımın, 1983 yılından kalan şampiyonluk afişlerini yeniden asması için, kazanmak ruhundan sapmaması gerekiyor. Bu konuda kulağı çekilecek adam da, öncelikle Yattara'dır. Yattara ve futbol topu arasında "akrabalık" var. Ama Antalya'ya giderken, belli ki yüreğini de yanında götürmüş. Önceki maçlarda pozisyon öldüren ayaklarından, bu kez bereket fışkırıyordu.
***
Beşiktaş, var oluşun tekrarında bu kez daha inançlı bir kavga veriyor. Kartal aşka uçuyor. Bana sorarsanız soru işaretlerinin çoğunu yok etti de, ligin gizli lideri gibi duruyor sanki. Galatasaray, Konya'da futbol oynamadan 3 puanı götürdü. Böyle zamanlarda kazanmak, çok şeyi kazanmaktır. Gecenin rüya meleği Arda Turan'dı... Attığı golde, rakip kalecinin ürkütücü manzarasına kafasını uzatırken, yüreğiyle oynamanın resmini de çektirdi. O yüzden bu çocuk için, kelimeleri şımartmak bile yetmez.
***
Bir gerçek var ki... Hakemler ligin son maçına kadar, futbolun baş oyuncusu olmaktan vazgeçmeyecek. Onlar, her hafta yeni suçlar işlemeye hazır. Ama bakıyorum da, canları yandığında ortalığı yangın yerine çevirenler... Adaletsizliğin müşterisi olduklarında, kendilerine saklanıyorlar. Bu tavır ülkemizdeki hakemliği besleyen, en ahlaksız tavırdır. O yüzden, hataların doğuracağı felaket, her takımın kapısında beklemekten vazgeçmeyecek. Konuşması gerektiği yerde susanlar, kendi canları yandığı zaman, "emziklerinden" vazgeçecek!