Aynen başlıktaki gibi... 1990 Dünya Kupası'nda Almanların Völler'iyle lamalar gibi tükürükleşmeye başlayınca kopmuştuk. Nasıl bir husumetmiş ki tükürük bezleriyle yazılmıştı rakibine. Völler golcüydü, ustaydı... Onu durdurmak için bir mübah yol bulmalıydı. Rijkaard da onu yapmış, 'tükürmüştü!' Galatasaray'ın yeni anlaştığı teknik direktörü Franklin Edmundo Rijkaard'dan bahsediyorum. Bir Bülent Korkmaz profili bana göre. Sahadaki mücadeleciliği açısından elbette ki. Hele o AC Milan'daki kadroda Gullit ve Van Basten ile birlikte yaptıkları? Doyumsuz bir teknikti Rijkaard, bir mücadele adamı. 'Yeni esmer'in arkasında bıraktığı Ronaldo ile yaşadığı gerginlik var. Korkmaz'ın Lincoln vakası gibi. Peki ya başarıları? 1981-1994 yılları arasında 73 kez giydiği milli formayla 10 gol atmış, 1988 yılında Hollanda Milli Takımı ile Avrupa Futbol Şampiyonası'nda şampiyonluk yaşamış. Bir misyon adamıydı Rijkaard. Ciddiyeti ve mücadele anlayışıyla bizim şu 'disiplin şart' geyiğine insani bir biçim verecek kadar da 'vizyon' sahibi. Guus Hiddink'ten boşalan milli takım teknik direktörlüğüne getirildikten sonra özellikle 2000 yılında ekibine oynattığı futbol taktire şayandı.
Kupalarla taçlandı Eğer o talihsiz penaltı atışlarının sonunda İtalya'ya yenilmeselerdi Portakallar'ın müzesini taçlandıracaktı daha ilk deneyiminde. 2003'te göreve geldiği Barcelona'nın başında tam beş yıl görev yaptı. Özellikle Ajax, Hollanda Milli Takımı ve Milan maceraları kupalarla taçlandı. Barça'daki öyküsüne ise 2 lig, bir Şampiyonlar Ligi, bir de İspanya Süper Kupası sığdırdı. İnsanın içinin bayrakları havalanıyor onu izler ya da düşünürken. Ve fakat bir gerçek var; kesinlikle bizim gibi uyumuyor Rijkaard. Rüyaları da bize benzemiyor. İş bundan sonra başlıyor. Onun gibi uyuyan ya da onun gördüğü rüyayı görecek bir yönetim ve takım gerekiyor. Ben öyle bir yönetime ve futbol takımına sahip olmadığını mı düşünüyorum Galatasaray'ın? Yok canım öyle değil. Son dönem öyle geçmedi ki... Dilerim yalpa'lama' dönemi bu cevval esmerle birlikte son bulur.