Bizimkilerin çoğunluğunun üzerinde geride kalan ligin moral bozukluğu ve karşılarında da Fransa gibi, tüm futbolcuları Avrupa'nın devlerinde forma giyen bir rakip de olunca ilk 20 dakikada başımız döndü. Anelka'nın sağ kanattan yaptığı bindirmeleri izlerken ben yoruldum, İbrahim Üzülmez ne yapsın? Birçok futbolcumuzun birlikte oynamaya pek alışık olmadıkları malum. Maçın başında şaşkın ördek gibi olmamız biraz da bundandı. Dolayısıyla ilk 20 dakikada kapanabildiğimiz kadar kapandık ve yarı sahayı pek geçmedik ama rakibe de ciddi pozisyon vermedik. Ne zaman ki öne çıkmayı denedik hem pozisyon bulduk, hem de çok tehlikeli kontrataklar yedik. Halil'in etkisizliği ileride tutunmamızı önledi. Buna rağmen pozisyon bulduk. Arda'nın kaçırdığı gol, maçın havasını lehimize değiştirmemizi önledi .
İzlemeyi öğrenemedik Tuncay'ın tüm savunmayı terse yatıran o müthiş pasını nasıl dışarı gönderdi anlayamadım doğrusu. Sonra 'atamayana atarlar' oldu. Anelka'nın kontratağında Fransa penaltı kazanırken biz Üzülmez'i kaybettik. İkinci yarıya Semih'le başlayınca ilk dakikalarda rakip sahada daha çok göründük. Milliler, mağlubiyeti kabullenmek istemeyen bir hırsla tabelayı dengelemeye çalıştılar. Ancak süre ilerledikçe on kişi oynamanın dezavantajını yaşadık. Fransa çok rahat top çevirdi. Oyunu istediği gibi kontrol etti. Her neyse... Özel maçlarda tabelada ne yazdığına değil diğer kazanımalara bakmak gerek. Çok iyi oynayan Nuri Şahin artık milli formaya ısınmaya başladı. Bu da bir kazanımdır. Öte yandan Ribery ve Anelka'yı izlerken "Bu yıldızları Türkiye'ye nasıl getirdik ve nasıl elimizden kaçırdık" diye düşünmeden edemedim.. Onları izlemek büyük keyifti. Bu arada gurbetçiler şu dostluk maçında niye bu kadar gergindi anlayamadım. Ortalığı yangın yerine çevirdiler. Bir türlü maç izlemeyi öğrenemedik vesselam.