Bir tutam can! Hatalı taktiklerin, kısıtlı tekniklerin, acemi birliklerin mangasındaydık. Ham meyvelerin dalındaydık. Kulüplerinde oynayamayan kramponların mucizelerini bekliyorduk. Hatta birçok yazıcı, kan kalemlerini hazırlamıştı bile... Sanki gazeteler başlıklarını çoktan seçmişti. İntihar Komandoları! Oysa iki uzak şutun gol olması, bundan evvel bir Yunan atağının akıllara zarar hali bütün bu kuşananları sükuta itip, filmin adını tescilledi. Zafere Kaçış! Biraz şans, biraz konsantre ve bolca ezgin olma halinin bilinç altında meydan okuma tavrıydı bizi bu noktaya getiren. Herkes atladı! Oysa, onca spor yazarı içinde Umur Talu'nun pazartesi yazdıkları, eşsiz bir analizdi. Cilalamadan, yalpalamadan! Sonra ve en önemlisi Tümer'i şişirip, İnönü'ye pompaladılar. İbo, ayağını Milli Takım için feda etmişken. Kasap, et derdindeydi anlayacağınız... Kahrolası şanssızlığın ağır bir ispatıydı sanki. Bu arada İbrahim'lerden Üzülmez'e üzülürken, Akın olanına da kızıyorduk. Aslında Akın, daha çok üzüyordu bizi. Tüm camia G.Birliği maçına kenetlenmişken, şampiyonluk andı içilmişken, ayıplar çoğalıyordu. Pazartesi-cumalar ne demek oluyordu, onu da bilmiyorum. Ama insanların tepkisizliği daha birçok soru işaretiydi kafamda. Yunan televizyonu sahaya atılan onca maddeye rağmen, bir kibrit çöpüne bile sansür koydu. Görsel kirliliğin adına "şiddet" demedi, ona "prim tanımadı" yani... Oysa bizim medyamız, o kibrit çöpüyle bütün bir şehri ateşe verirdi inanın... Dünkü Norveç maçı dahil, olancası bir tutam candı. Ve arkasından helâl edip bir kova su döktüğümüz!..