Eller çil çil poundlara, bizler kavgaya! İngiltere Premier Ligi'nin kötü statları, kavgacı seyircileri ve takımların Avrupa kupalarından atılmalarından sonra kaderlerini değiştiren yıl 1990'da İngiliz Milli Takımı'nın Dünya Kupası yarı finalinden penaltılarla elenmesi oldu. Zaten 1988'den itibaren TV yayın gelirlerinin 3 katına çıkması ile toparlanan İngiliz kulüplerine af çıktı. Statlar düzeldi. Her yerde sadece holigan olarak tanınan seyircinin profili düzeldi. Önce Carling bira, sonra Barclay Bankacılık ismini verdi Premier Lig'e. Özellikle 1.5 trilyon dolarlık mal varlığıyla dünyanın en büyüğü olan Barclay bankacılık ve finans şirketi lige ve kalitesine inanınca kesenin ağzını açtı. Sky TV'nin yıllığına 40 Milyon pound verip 1993'te aldığı ligin, şu andaki yıllık değeri 300 milyon sterlini geçti. Çünkü bu ligin maçlarını 195 ülkede 1 milyar üstü kişi seyrediyor. Dolayısı ile 10 yıl önce N. Forest'ten M. United'a 3. 7 milyon pound'a geçen Roy Keane'in aldığı para, geçen yıl 30 milyon almış Şeva'nın yanında devede kulak kaldı. İngiltere'de bir Premie Lig takımı ortalama 28 milyon sterlin alırken, 2. lig sayılabilecek Championship'te bile bu ortalama 1 milyon sterlin düzeylerinde. Tüm bunlar İngiltere'de futbol markasını yücelttikçe yüceltti ve Amerikalı hatırlı zenginler George Gilette ve Tom Hicks 6 Şubat'ta 470 milyon pound'a Liverpool'u aldılar. "Yeni stada 2 ay içinde başlıyoruz ve önüne isim hakkı konusunda herkese açığız" dediler. Her şey paraya tahvil oldu. Çünkü orada kavga, şike, teşvik, maç ayarlama, hakem hatasıyla dalga geçme gibi futbol dışı işler yoktu. Sadece futbol vardı ve futbolun marka değeri arttığı için herkes kazandı. Hafta sonu, ''Vestel Manisa tarafından kandırıldıklarını, bundan sonra böyle bir rakip bulamayacaklarını'' söylediğim ve mağlubiyetler alan G. Saray ve Beşiktaş ile golcüsü olmadığı için son 7 yılını defans ve orta sahada geçirmiş Cem Yanık'tan forvet yaratan Sakarya karşısında, alt tarafı 4 günde 2. maçını oynadığı için yorgun düşen Fener'i seyrederken aklıma geldi bunlar. Aziz başkana küfretmekle, Demirören başkana Konya'da saldırmakla mutlu olan zavallılar yüzünden sadece kavga ve kısır çekişmeye dayalı bakış açımız değişmedikçe kendimizi yıldız diye kandırdığımız oyuncularla, İngiltere ligindeki gerçek yıldızları karşılaştırınca fark iyice anlaşılıyor. Ortada bu kadar büyük finansal fark olunca da biz daha çoook "yıldızcıklarla" oyalanacağız anlaşılan.