Ahlak dersi Trabzonspor maçının hemen ardından Uğur Boral'ın yaptığı kutlanacak açıklamalar, aslında bir ahlak uçurumunu da ortaya koyuyor. Yıllardır sahadaki rakiplerine küfreden, ısıran, tüküren, kuduz gibi saldıran, her fırsatta hakemin etrafını saran ve sonra da 'etik' dersi verenlere, ezberletene kadar izletmek lazım. Rakip futbolcuyu parmaklayanları gururla bağrına basan, sonra da parmaklanana kaptanlık verenlere izletmek lazım. Gencecik fidanları, hatta kıtalar ötesinden gelenleri bile 'hızlandırılmış çirkeflik kursundan' geçirip, kendilerine benzetip kudurganlaştıran 'ahlak abidelerinin' yüzüne çarpmak, olanak varsa küçük beyinlerine yüklemek lazım. Ve tabii yıllardır bunları görmezden gelip, futbolu teslim alan şımarık çirkefliğe köşelerinden, gazetelerinden, ekranlarından kışkırtıcı güzellemeler döktüren sırıtkan ve kırıtkan meslek tacirlerine döne döne dinletmek lazım.
Uyduruk bir ödül! Fenerbahçelinin Fenerbahçe'si ile medyanın Fenerbahçe'si arasındaki çatışma sürdükçe, bu hep böyle olacak ve ahlaksızlık, çirkeflik kutsanacak. Nasıl Rapajc'in, üstelik bir şampiyonluk maçında numara yapan rakibine inanarak gole gitmek yerine topu taca atması kimselerin umurunda olmadıysa... Canlı yayınlarda, af diler gibi "Golleri değil, Aziz Yıldırım'ın tavrını alkışladım" açıklaması yaptığı halde, uyduruk 'centilmenlik' ödülünü iade etmeyenler de deşifre edilmeyecek. Tam tersi alkışlatana saldırılacak.
Her yol mübah diyenler Başarıya giden her yolu mübah sayanların başında gelen kişiyi İsviçre maçlarında gördük. Mercedes kaçakçısı Milli Takım antrenörümüz de var artık çok şükür. Size minik bir tüyo; Fenerbahçe gol attığında ve yediğinde, en seçkin televizyonlar ve gazetelerdeki spor servislerinde yaşananların farkını görseniz, nefretin nereden pompalandığını anlarsınız. Çünkü hâlâ yansıtabildikleri nefret, hissettiklerinin ve kapalı kapılar ardında konuştuklarının onda biri bile değil. Bunların mı yüzü kızaracak?