'Duruşsuz' duruşlar! Nobre'yi her F.Bahçeli yürekten sever. Çubuklu forma altında gösterdiği performansın hakkını teslim edip saygı duyar. Ancak daha düne kadar 'parmak çocuk' Emre'nin ona yaptığı saygısızlığı alkışlayan ve bu iğrençliğin üzerinden 'gelin-damat' esprileri üretenler, kolundaki 'kaptanlık' bandını nasıl açıklayacaklar? Doğrusu merak ediyorum. Tıpkı Papermoon'daki 'onur' sofrasını, sus payı olarak verilen sahte yıldızı, 'payımız yok mu Sinan' atasözünü, 'diyafon' samimiyetini, Rize ve A. Sebat maçlarını, 'üçüz' pankartları açıklayabildikleri gibi... Beraberliklerde farklı kazanmış edasıyla zafer çığlıkları atıp, düğün dernek havasına bürünmek nasıl bir ruh halidir, nasıl bir duruştur merak ediyorum doğrusu. Acının hiçbir önemi kalmıyor utancın yanında. Daha da beteri insanın 'utanma' duygusunu kaybetmesi ya da çıkar uğruna feda etmesi. F.Bahçe bu düzene ve bunun gönüllü, işbirlikçi figüranlarına teslim olamaz, olmamalı. Hatta bu uğurda küme düşmekle bedel ödeyecekse bile... Kazanmak, haklı olmanın yanında 'hiçbir şey' bile değildir. Olacaksa ikisi birden, olmuyorsa sadece 'haklı' olmak 'her şeyden' daha fazla bir şeydir. Kaybı halinde telafi edilemeyecek, hayattan bile değerli tek şey onurdur.
Bir karar versinler F.Bahçe yönetimi ve taraftarı bu yol ayrımını çoktan yapmıştır. Ancak hâlâ 'kuralına göre oynayalım' diyenlerin oranı da azımsanmayacak kadar. Artık onlar da kararını versinler bir zahmet. Önce parmaklayanı kollayıp, savunup, sahiplenip, daha sonra da buna maruz kalana 'kaptanlık bandı' takacak bir kulüp isteyen varsa, yol yakınken, saf değiştirsinler. Bu kulüp ve bu tribünler, duruşsuz duruşlara kucak açan bir yer değil çünkü...