Utanç tablosu Genellikle geçim kaygısıyla bunalan, sosyal hayatı fazla renkli olmayan, canları sıkıldığında Bodrum senin, Miami benim deyip tatile çıkamayan ezici çoğunluğun, sayılı mutluluk kaynaklarından biridir Fenerbahçe. Takımları iyi oynayıp kazandığı zaman mutlu olurlar, mütevazı yaşamlarına bir sevinç, bir renk katlarlar böylece. Gelgelelim bir dedikleri iki edilmeyen, dünya standartlarının çok üzerinde yaşayan, genç yaşta milyon dolarlarla oynayan Fenerbahçeli futbolcular bu sevinci onlara çok görüyor. Belki de kendi sıkıntılarıyla(!) çok meşguller, başka bir şey düşünemiyorlar. Belki de sahada "Acaba yeni alacağım cip Hummermi olsun, Mercedes mi" diye derin derin düşündükleri için kendilerini oyuna veremiyorlar. Ee bu sıkıntı değil de nedir?
Hangi birini anlatalım Onların umurunda mı İstanbul'dan Ankara'ya maça giden, oruçlu oruçlu tezahürat yapan taraftar. Umurunda olmadığını, oynadıkları futboldan anlıyoruz. Bu futbolculara birilerinin bir şeyleri hatırlatması şart. Milyonların umudu olduklarını unuttular. Savaşmayı unuttular. Mesela Tuncay, topu kaptırınca pozisyonu takip edeceğine hakeme itiraz ediyor. O sırada rakip gol atıyor. Bu laubaliliğe ne desek boş. Senin yüzünden gol geldi, suçlu Kerim oldu. Tuhaflıkların hangi birini sayalım; Milli Takım'da coşup F.Bahçe'de dökülen Aurelio'yu mu anlatalım, geçen sezonun mirasını yiyen Appiah'tan mı söz edelim, hayalet adam Deivid'e mi kızalım, hücuma çıkacağım derken yerini kaybeden Ümit'e ne anlatalım, bütün bu gariplikleri eli çenesinde seyreden Zico'ya ne yapalım!.. En iyisi, biraz daha sabredelim.