Uyuduk! Sahaya gelen yetmiş bin seyirci, ekranları önündeki milyonlar tam bir hayal kırıklığı yaşadılar.Takımlarının uzun zamandır ayrı kaldığı Avrupa arenasına muhteşem bir başlangıç yapmasını beklediler. Ama heyhat! Temposuz, kurgusuz, coşkusuz bir takım; takımdan daha coşkulu taraftara rağmen tek derdi bir puan olan rakibini aşamadı. Fransız takımı resmen duvar ördü, kanatları kapattı, ortayı tıkadı, oyunu kilitledi. Böyle olacağı baştan belliyken bizim tek çaremiz, Avrupa kupalarının en fazla ofsayta düşen oyuncusu Ümit Karan'ı sahaya sürmek oldu. Teknik direktörleri anlamakta zorlanıyorum. Sahaya fazla hücumcuyla çıkmak, bol gol pozisyonu bulmak anlamına gelmiyor. Ümit ve Necati'nin aynı anda sahada olması, orta sahayı kalabalık tutacağı belli olan Fransızların ekmeğine resmen yağ sürdü. Kısa boylu Ümit ve arkasında hava hakimiyeti zayıf Necati'ye uzun topla pozisyon bulmayı ummak teknik bir cinayet.
Üretkenliği öldürdü Tek bir çıkar yol vardı, kanatları sıkı kullanmak. İlk yarı üç kere kanatlardan geldik ve pozisyon bulduk. Ama oyuncu tercihleri Galatasaray'ın tüm üretkenliğini resmen öldürdü. İliç gibi sezon başından beri en fazla gol atan ve ceza sahasını karıştıran bir oyunca tek darbede sıradanlaşıverdi. Oysa tek santraforla oyuna başlansa, Denizli maçının ışık saçan oyuncusu Mehmet Topal sahaya sürülse, İliç ceza sahasına yakın oynasa hem rakibin dikkatini dağıtabilirdi.Hakan Şükür, her haliyle bu takıma lazım, aksini söyleyenin futbol bilgisinden ve niyetinden şüphe ederim. Etliye sütlüye karışmayan İnamoto dururken, hayalet gibi dolanan Necati sahada kalırken İliç ve Hasan'ın oyundan alınması tam bir facia. Guruptaki en kolay rakibe, telafisi mümkün olmayan puanlar bıraktık.