Belge ve dedikodu Son günlerde medyada yer alan ve daha önce de kısmen ortaya çıktığı halde yüzüne bile bakılmayan 'şike konuşmaları'na ve aslında apaçık olan ve bilerek görmezden gelinen ilişkiler herkesin midesini bulandırıyor. Bakan Şahin "dehşete düştüm" diyor, Haluk Ulusoy "bunlar sadece dedikodu" diyerek olan biten her şeyi kendince tekzip ediyor. Peki kim doğru söylüyor? Kimsenin doğrusu beni ilgilendirmez. Beni doğrular değil gerçekler ilgilendirir. Belgeler üzerinden dedikodu yapılabilir de belgeler dedikodu yapmaz. Kimse geyik yapmasın, komplo teorisi üretmesin. Bunlar da tesadüf sonucu ortaya çıkan ama ısrarla örtbas edilen belgeler üstelik.
'Altın tespih' kardeşliği Bir şeyi çok merak ediyorum; spordaki bu kirlilikten spor medyasına düşen pay ne, ya da ne kadar? Bazı spor müdürlerinin doğum gününde 'Baron' yazılı pasta kestiği Sayın Şansal Büyüka'dan bu tespih kardeşliğini açıklamasını istiyorum. Ve medyada kaç kişinin bu tespihleri ne amaçla taşıdığını anlatmasını. O dönemde yanında çalışan 'Ferruh' isimli muhabirin, kendisi adına neden altın tespih dilendiğini, bu tespihlerden birini hangi yardımcısına verdiğini, tespihleri dağıtan kişiyle olan özel yakınlığını mesela. "Medya getirir, medya götürür" diye meydan okurken neyi kastettiğini, tespihlerin bir 'getirme' mi yoksa bir 'götürme" mi sayılması gerektiğini, hangi eksene oturtmamız gerektiğini aydınlatmasını mesela. Bu cesur gazeteciden bunu beklemek de en doğal hakkımız değil mi? Temiz toplum, temiz futbol ve ama önce temiz medya adına? Mızrakları saplamadan önce iğneyi hatırlamak için.