'Riya' tacirleri! yazıyor Önce F.Bahçe'nin kadrosunu aşağıladılar, "Yetenekleri bu kadar çocukların, ne yapsınlar ki?" diye... O kadro şampiyon olunca da, bu kez Daum girdi menzillerine, "aslında ne müthiş yetenekler vardı ama takımı o oynatamıyor" diye ağız birliği ettiler. Puan farkı açılınca "dünyanın en kalitesizi" oluverdi bir anda, Süper Lig. Fenerbahçe puan kaybettikçe kalite artıyor, kazandıkça da dibe vuruyordu. Puanlar eşitlenince "Böyle bir lig dünyanın hiçbir yerinde yok" oluverdi. Sınırları da sinirleri de kasıtlı biçimde zorlamaya başladılar. Bir zayıf nokta bulup oradan yemeye başlayacaklardı. Yıllardır avuçlarında olan bu kulüp ellerinden kayarak F.Bahçelilerin olmaya başlamıştı çünkü... Hele bir FBTV var ki, nedense adamların uykularını kaçırıyor. Oysa F.Bahçe'nin bir tek televizyonu var, ya rakiplerinin. Ulusal kanallar bile 'kampanya, kumpanya' derdinde. Sözde kulüp yönetiminden bağımsız, ama aslında şikeli ve ısmarlama. Tıpkı 'sipariş röportajlar' gibi. Neyse bu 'etikçi' kılıklı 'tetikçiler', futbol medyasının 'ileri gelenleri' olmaktan, 'ileri gidenleri' olmaya başladığından beri, futbol da kan kaybetmeye başladı. Futbol ve değerleri zayıfladıkça onlar palazlandı, güçsüzleştikçe onlar gürbüzleşti.
Altın tesbihli baronlar Ruhunu çoktan şeytana satmış ve her an satmaya hazır, kerameti kendinden menkul 'ağa'lar ve altın tesbihli 'baron'lar ile yörüngesindeki yalakalarının, yanaşmalarının ve beslemelerinin adamlık/ahlak dersi verme çabaları da ironik bir durum. F.Bahçe yıllardır saptırıldığı dengesine oturdukça, futbol da gerçek eksenine doğru yol aldıkça, birilerinin dengesi de bozulmaya başladı. Bunu da, ekranlarda ve köşelerindeki densizlikleriyle her hafta gösteriyorlar. F.Bahçe kazandıkça yüzler buruşup, kırışıyor, tadları kaçıyor. Fakir Türkçeleriyle kelimeleri, kavramları iğdiş ederek, çarpıtarak, yorarak sinsi sinsi çalışıyorlar. Konfüçyüs der ki; "Kelimeleri anlamadan insanları anlayamazsınız." Şu halde ben 'kusma hakkı'mı kullanmak istiyorum. İtirazı olan var mı?