Vicdan terazisi Hakemler liderlik için bir tehdit unsuru. İzin verseler de, yürekli bir futbol sezonu yaşasak. Yöneticiler, bir gözü öbür göze düşman etmese de, ligi hayırlısıyla bitirsek. Futbolcular ucuz pozisyonlara yataklık etmese de, adalet kötü yola düşürülmese... Çünkü öyle bir düzen var ki artık; adalesizliğin çikolatalı pastasına herkes çatalını uzatıyor. Nobre, kendini penaltıya bırakıyor, Hakan Şükür, Ali Sami Yen'de kendini yere atıyor. İkisi de galibiyetin kapısını açıyor. Hiçbir fark yok. Birine çalınan adaletsiz düdük de, öteki vapur düdüğü mü? Nobre'yi penaltı hırsızlığında yerle bir eden düzen, Hakan Şükür'den özür diliyorsa, yorum hırsızlığı en büyük adaletsizliktir.
***
Fenerbahçe'de henüz sahada kırmızı kart gören futbolcu yok! Buna karşılık Galatasaray'da bütün futbolcular hakemlik yapıyor. Appiah'ın darbelerine kırmızı kart isteniyor da, dili ayaklarından uzun olan Hasan Şaş ve Ayhan'ın hakemler tarafından idare edildiği niye görülmüyor? Bir tarafın geceleri bulanık da, diğer tarafın ak pak mı yani?
***
Murat Özaydınlı konuşuyor, ortalık ayağa kalkıyor. Her hafta garip söylemler üreten Bülent Tulun'un ondan ne farkı var? Haksızlığa bekçilikte rakipsizler! Ne yani, birinin şarkısı şiddet makamında da, diğerinin Rast makamında mı? Herkes kendi karasında, ak pak posterler asıyor duvarlara. Sefaletin kurnazlığıyla, zenginliğin züppeliği arasındaki bu berbat ödeşmeden bıktık. İzin versinler de, yürekli sezon sonu gösterileri izleyelim!
***
Fenerbahçe, Gaziantep'te dersine iyi çalışmış bir takımdı. Kendi teknik anlayışına ters düşen yağmura da meydan okudu, Gaziantepspor'un kritik bölge savunmasına da... Fenerbahçe, en olumsuz şartlarda bile ayakta durmayı öğreniyor. Anelka'nın yokluğu, Alex'in "varlık içinde yokluğu", diğerlerinin yürekten mücadelesiyle ödeştirildi. Tuncay, Servet ve Deniz, Gaziantep'deki özel isimlerdi.
***
Galatasaray, Gençlerbirliği karşısında "ikincilik karşıtı eylemciler takımıydı!" Futbol olarak değil ama düşünce ve sonuç olarak harikaydı. Emre Aşık gibi birine mecbur kalmak mıdır sportmenlik? Yoksa, sadakatini bugünlere kadar taşıyan ve hakkını isteyen Song'u ihanetle suçlamak mı? Gazetelere ve televizyonlara konuşmak için mi yöneticilik yapılıyor? Eğer Özhan Canaydın yeniden iktidara talip olduysa, futbolcularını konuşturmayacak! Eğer Özhan Canaydın, başkan seçildiğinin bir saat sonrasında "Masaya yumruğumu vuracağım" şiddetine sapmışsa, futbolcusunun yumruğuna da saygı duyacak! Ve futbolcusunun alacağını ödeyecek! Song, Türkiye'de para için oynuyor, sistemin propagandası için değil. Ülkesini terk edip, buralara gelen birinin çeklerini karşılıksız bırakmak yöneticilik hüneriyse, Türkiye boşuna bu hale gelmedi demektir.
***
Beşiktaşlı Tümer'i izleyin.. Futboldaki bitirimliğin yeni temsilcisini. Uçakta oturmayı bile bilmeyen birinin, futbolculuğundan ne zarafet bekliyorsunuz ki! Böylelerini el üstünde taşıyanlar utansın diyeceğim ama... Eski zaman delikanlıları kaldı mı? Vicdanların terazisi bile hileli bu ülkede.