Almanlar aptal ya! Tünelin ucudaki ışık sanmıştık Tigana'nın hazırlık kampını. Meğer cumartesi akşamı gördük ki ışık, uzaktan gelen trenin yalancı farlarıymış. Gelmez diye beklediğimiz o futbol gecesini katliama dönüştürmek büyük sanat işidir. Yetenek ister.. Ayrı hünerlerin bileylenmiş ayaklarıdır. Nasıl isterse, öyle oynarlar. Korkuyu rafa kaldırmışlardır, saygıyı çöpe atmışlardır. Sevgi ise hiç yanlarına uğramamış haylaz çocuktur. Biri, üç gün önce 120 dakika ciğer gösterisi yapar; üç gün sonra bana ne deyip omuzlarını silker. Biri, üç kilo verdim görün beni der; görmek isteriz ama mercek bile nafiledir. Öteki semt kabadayısıdır, önüne gelene orta parmağını gösterir; tribünler isyan eder ama ona hala forma verirler. Biri, beş senedir hiç mi orta yapmayı bilemez. Birine pas atmazlar, pas tutar; bu demirin pas tutmuş halini de Almanlar alır. Almanlar aptal ya! Ve bu adamlara milyon dolarlar verirler forma giymeleri için. Gülerim.. Oysa ne yiğitler vardır çatal yürek, o formayı giymek için canını verecek. Futbolcusuz ve futbolsuz geçen günlerin hasretini, bol bol basketbol seyrederek gideriyoruz. Forma aşkını, yenilince üzülmeyi, kazanma hırsını gördükçe; terbiye, ahde vefa ve saygıyı hissettikçe, onlarla gurur duyuyoruz. Bu ülkeye basketbolu sevdiren bir takımın taraftarı olarak kıvançlıyız. Velhasıl kelam, lakin, bilhaire ve bilimum bağlantı edatları.. Birkaç sezon önce Beşiktaş basketbol şubesi Tuborg'dan aldığı genç yeteneklerle, tamamı yerli oyunculardan kurulu bir takım yaptı. Ve maçlarını bin 200 kişilik Süleyman Seba Spor Salonu'nda oynadı. Her maçın kapalı gişe oynandığını söylesem, sayın camiam ne demek istediğimi anlar mı acaba!