Yıldırım dedi ki... Geçen haftaki yazımızda Fenerbahçe Başkanı Sayın Aziz YILDIRIM'ı bazı noktalarda eleştirmiş ve kulübü adına çok güzel işler yapan bir başkanın niçin bazı konularda agresif, kırıcı, hatta yalnız olduğunu dile getirmiş, Fenerbahçe'ye hizmet etmenin bir ideal olduğunu vurgulayarak, geride bir de Türk sporu olduğunu hatırlatmıştık. Yazının çıktığı gün Sayın YILDIRIM aradı. Açıkcası, gergin ortam için derin bir nefes de aldık. Çünkü, yazının içeriği bir savunma gerekliliği getirebilirdi ikimiz adına. Ancak... Telefonun öteki ucundan gelen kelimelerdeki ses tonu ve ifade ettiklerini duydukça gerilimden vicdan azabına giden yollar çıktı ortaya. Sayın Başkan, "Doğan Bey, şekerim 90'a düştü. Artık bu mazerettim de yok'' dediğinde anladık ki, telefonun amacı kavga değil, gerçeklerin dile getirilmesiydi. Şimdi, bir kısmı "off the record'' olan konuşmanın repliklerle size dönebilecek şeklini sunuyoruz... "Benim ve Fenerbahçe'nin mutlak bir ağırlığı var. Ama bize bir avantaj sağlayacak veya sağlamış hakem kararları için ben birilerine bir şeyler mi söylemiş olabilirim?.. Gazetecileri kovmuşum. Sayın Bakan'la toplantıdayız. Birden içeri gazeteciler giriyor. Kendilerine özel bir görüşme olduğunu, gerekirse Bakan Bey'in sonra açıklama yapacağını, bizi yalnız bırakmaları gerektiğini söylüyorum. Bizi kovdu diyorlar. Yanlış mıyım? Hiç özelim olmayacak mı?...
"Seçimlerde taraf oldum" Yalan, kasıtlı haber yazıyorlar. Ben sorumlu bir insanım, sıkıntıya düşüyorum. Biri oturuyor reyting için Fenerbahçe'nin Ronaldinho'yu getireceğini yazıyor. Benim ve kulübün bütçesi o futbolcuyu almaya yeter mi? Ama bu haber geniş bir kamuoyu buluyor, bizi sıkıntıya sokuyor. Kızmayacak mıyım? Turgay Demirel'e inandığım için seçimde taraf oldum. Kulübümün hakkı yenmeyecek diye destek verdim. Tercih hakkım olmaz mı?.. Tesisler yaptırdık, kulübümüzü marka yaptık. Hata mı ettik?.. Bizi örnek alsınlar isterdik ama hedef aldılar. Başka bir kulüp için tesis adına destek veririm ama sadece tesis adına. Buna da hazırım. Yanlış mı yaparım? Havuzdan çıkıp maçlarımızı kendi TV'mizden verdirmek istiyormuşuz. Buna paramız yeter mi Allah aşkına?... Avrupa'da başarılı olmak istiyorsak eşit şarlarda yarışmamız lazım. Bu yüzden sınırsız yabancı dedim. Bu bizim görüşümüzdür.'' Tüm bu konuşmalar notanın hep "la" tonundan seslendirildi. Bu yaklaşım bir an için bizi masanın öteki tarafına taşıdı. Soru işaretleri ile biten cümleleri öteki taraftan düşününce... Yazmanın kolay, muhatap olmanın daha zor olduğunu anladık. Aziz Başkan birçok konuda haklı. Bardağın yarısı boşsa öteki yarısı dolu demektir. Çoğu zaman da şu soruya cevap vermek gerekir: ''Benim yerimde sen olsan ne yapardın?'' Sayın YILDIRIM böyle demek istedi. Sahi, ne yapardık?..