Titanic orkestrası Yarın geceki rövanşın nefret bıçakları bileyleniyor. Yöneticiliği kaba küfre dönüştürmenin ustaları, taraftarımızı galeyana getirmek istiyor. "Pislikse pislik! Hayati bir rövanşı, "kan gövdeyi götürecek" biçimde sahneye koymak isteyenlerin önünü keselim önce. Fatih Terim'e küfür ettiği iddia edilen İsviçreli futbolcu için Kadıköy'de darağacı hazırlayanların "iğrenç mesajlarına" yüz vermeyelim. Zorba yöneticiliğin, rövanş ganimetlerini toplamak için yaptığı hazırlıklar, futbolcuların hazırlıklarını solluyorsa, tehlike büyük demektir İsviçre'ye bir kez kaybettik. Ama ikinci kez kaybettiğimizde, kendimizi de kaybetmeye yönelik bir hava esiyor sanki. Dünyanın en güzel tribün fotoğraflarının sergilendiği Şükrü Saracoğlu, berbat bir arena olmak için uygun bir stat değildir. Pislik meraklısı yöneticilerin dikkatine!
***
Sözde küfre kızıyoruz. Küfür edenlerin, nasıl namussuz bir eylem yaptıklarını haykırıyoruz. Peki ya bizim ülkemizdeki küfürler? Birbirlerinin anasına sövmenin bütün kapılarını ardına kadar açanlar? Ya televizyonlarda futbolcuların anasına nasıl sövülmesi gerektiğini öğreten delikanlı yorumcular? Yabancıların küfürlerine "aşağılık damgası" vuruyoruz da, kendi içimizdeki küfürlere neden "üstün hizmet madalyası" veriyoruz? Birilerine kalsa, "küfür resmileşsin" diyecekler. Ardından da ortalığı yangın yerine çevirecekler! Kendi içimizdeki çirkinliklere meydan okumayı başardığımız zaman, başkalarının çirkinliklerine tepki göstermeyi hak edebiliriz. O yüzden şapkayı önümüze koyalım. Rövanş maçında edilmesi istenen küfürleri de, herkes dişlerinin arasında saklasın. Sportmenlik bunu emrediyor çünkü!
***
Milli Takım'a kadar "kökünü salan" kirli politika, kendini sorgulamayı hep reddetmiştir. Birilerine "ayrıcalık sağlayan" düzen, kendini bir kez daha ele vermiştir. İsviçre'de yediğimiz küfürleri başrole taşıyanlar, yediğimiz basit golleri hasıraltı edeceğini sanıyor. İsviçre kurasını çektiğimiz zaman, "Aç kollarını Almanya ben geldim" diyen yöneticileri ve büyük yorumcuları şimdilik boş verin. Futbolumuzun paçalarından "hayal kırıklıkları" dökülüyorsa, çarşambaya kadar toplamak zorundayız. Bütün dünyada, çağdaş futbola ait ne varsa kendini yeniliyor da, bizim ülkemizde futbolun bit pazarına nur yağıyorsa, hesap sormak için uygun bir zaman değil. O yüzden diyorum ki... Kazanırsak sevinelim, ama kaybedersek asla üzülmeyelim. Her son yeni bir başlangıçtır!
***
Olmazları olur yapan bir güç var bu ülkede. "Taraftar gücü!" İsviçre'de "ruhun" kelime anlamını bilmeyen futbolcularla kaybettik. Kadıköy'de futbol ruhunun damarlarındaki asaleti hisseden taraftarlarla kazanabiliriz. Şükrü Saracoğlu'nu dolduran binlerce taraftara düşen bir görev var. Kendilerini "küfür vaziyeti" almaya davet eden zorbalığı reddetmek. Ve kendilerine yakışan biçimde takımımızı desteklemek. Titanic orkestrası, gemi batana kadar çalmıştı. Bunu unutmamak gerek.
***
Futbolculara gelince... Ayaklarla da şiir yazılır. Kazanmak ruhunun kölesi olunursa eğer!