Tam zamanı 1998 yılının Haziran ayında değerli gazeteci dostumuz Yavuz Donat Bey'le bir söyleşi yapmıştık. O günlerin futboldaki en önemli konusu yabancı futbolcu sayısının artırılmasıydı. Özellikle bugün de olduğu gibi büyük kulüplerimiz bu konuda ısrarlıydılar. Federasyon yönetimi olarak kulüplerimizin yabancı takımlarla yapacakları maçlarda bu oyunculara yer verme taleplerine hak versek de, Milli Takımımız'a hazır futbolcu bulabilmenin zorluğu yüzünden sıkıntıya düşmekteydik. Bu nedenlerden dolayı Sayın Donat'la yaptığımız dertleşmede Türk fubolunun Brezilyalıları olan ve alt yapı kaynağı olarak Almanya'da yetişen gençlerimizi değerlendirmemizin önemli bir strateji olmasının altını çizerek, "Olmazsa olmazımız" olarak değerlendirmiştik. Ve Sayın Donat lütfedip köşesinde bizim dile getirdiğimiz Almanya'daki 110 bin lisanslı futbolcunun arasından süper kıymetlerin çıkacağını kaleme aldı. Bu gün ise 7 yıl önceki ısrarımızın meyvelerini görmenin büyük keyfi içindeyim. Hamit, Halil Altıntop kardeşlerin yanında Yıldıray Baştürk, Nuri Şahin'in, Serhat Akın'ın Almanya alt yapısından yetişmiş olmaları, Alpay, Nihat ve Emre gibi yıldız sporcularımız da yurt dışında oynuyor bulunmaları ile en az onlar kadar önemli oyuncular olan Türk futbolunun alt yapısından yetişmiş yerli değerlerimizle kaynaştıklarında neler yapabileceklerini devşirme oyuncuları bulunan Almanya'ya karşı oynadıkları futbolla gösterdiler. Eğer biz, Türk futbolunu yönetenler merhum Yılmaz Yücetürk, Yılmaz Vural ve Erdal Keser gibi Almanya eğitimli tüm değerlere orada görev verip onurlarını kırmadan vazifede tutabilseydik bugün Brezilyalı yıldızların yerine kendi çocuklarımız vitrinde olacaktı. Sevgili Fatih Terim bu gerçeği en iyi bilen ve zamanında Türkiye'yi taramış olan kıymetli bir hocadır. Şimdi de elini yurt dışına atacaktır. Aslında bunları gerçekleştirmek, Arnavutluk maçını kazanmaktan daha önemli olduğu için de Terim görevdedir. Bizim de ona inancımız tamdır.