13'üncü olmayız Serseri parmakları hoyrat dolaşıyordu piyanonun üzerinde. La minor tuşunun cazibesine takılmıştı. Dilinde bir melodinin şaşkın nağmeleri belirmişti. O anda bir korsanın ganimetleriyle çektirdiği resim karelerine çok benziyordu. Hani sağ dudak aralığından gözüken iki diş görüntüsü ve onun gülüşü andıran muziplik hali. Nağmeyi oracıkta kayda geçmişti. Güfte kısmı iyi gidiyordu da, melodiye sözleri bir türlü oturtamıyordu. Bir süre beste ve notaları karıştırıp durdu. İlham almak için sağa sola saldırıyordu. Sanki, Tchaykovski koltukta oturuyor, televizyonun hemen karşısındaki kanepede de Beethoven uyukluyordu. O anda elinde bir şişe şarapla kapıdan içeri giren arkadaşına da 'Tatyos efendi' diye hitap etmekten kendini alamamıştı. Şaka bir yana, iki haftalık süresi kalmıştı. Kutsal görev ona verilmişti. Ve o bir türlü rahat olamıyordu. Anıyla, şanıyla, yedi düvele destan olan Beşiktaş kapalısının bir neferiydi. Güneş görmemiş sözler yazar, bunları arkadaşlarıyla paylaşırdı. Son dönemlerde gazete sayfalarında sıkça bahsedilen 'müthiş taraftar' övgülerini, her Beşiktaşlı gibi içinde hissediyordu. Mutlaka bunu da başarmalıydı. Eş dost herkes seferber olmuştu. Camianın bürokratlarından bile, tribünde söylenen bestelere destek gelmiş, hepsine patent alınması için başvuruda bulunulması istenmişti. Hatta bazı şarkıcılar da, çıkarttıkları kasetlerde bu bestelerden bir kaç söz kullanıyor hissi vermişlerdi. İşte bu bütün gurur verici gelişmeler, magazin ve spor kamuoyunda hareketlenmelere yol açtı. Müzik piyasası karıştı.. Neydi bu kutsal görev? Chopin'i bile mezarından çıkartacak bu çatlatası görev neydi? Merak ediyorsunuz değil mi? Öyleyse sıkı durun.. 'Müzik ruhun gıdasıdır' derneğiyle, 'anlamam cazdan müzikten' oluşumunun ortaklaşa düzenledikleri anketten şu sonuç çıkmıştır: Gelecek sene düzenlenecek olan Eurovision şarkı yarışmasında Türkiye'yi, Beşiktaş kapalı tribünün temsil etmesi uygundur!