Tek forvet handikapı İstediğimiz olmadı. Olmamasının birçok sebebi vardı. Birinci sebep, çok şey beklediğimiz Gökdeniz, Emre Belözoğlu ve Fatih Tekke'nin tanınmayacak kadar kötü olmalarıydı. İlk on dakikadaki baskılı oyunumuz beklenen golü getirmedi. Seyircinin coşkusu ile neye uğradığını şaşıran Yunanistan daha sonra fizik gücünü ve tecrübesini ortaya koyarak oyunu dengeledi. İlk yarının son yarım saatinde orta alanda organize olamadık, kanatları kullanamadık, iki pas üst üste yapamadık. Yanal'ın tek forvetli sistemi kelimenin tam anlamıyla hayal kırıklığı yarattı. İlk yarı rakip kalede çoğalamadık. Savunmada İbrahim Toraman, Hamit, bir de Yıldıray'ın üstün gayretleri vardı koca 45 dakikada.. İkinci yarıda Tuncay'ın girmesiyle milliler hareketlendi. Ersun hoca aynı dakikada Gökdeniz'i de dışarı alsa belki istediğimiz baskıyı daha kontrollü şekilde kurabilirdik. Ne var ki hoca bir süre daha sabretti gecenin en kötülerinden Gökdeniz'e. İkinci 45 dakikanın büyük bölümünde üstündük. Tuncay savunmaya geldi, boş alanlara koştu, kazandığı topları da mümkün olduğunca iyi kullandı. Oynadı, Ümit Özat'ı da oynattı. Yıldıray rakip alanda basmadık yer bırakmadı. Üç kişinin arasından tereyağından kıl çeker gibi çıkardı topu. Deyim yerindeyse, arkadaşlarının yerine de düşünerek, onlar için en kolay ve en güzel pasları attı. Ancak hücum bölgesinde sadece iki kişinin gayretiyle Yunanistan gibi iyi savunmasıyla Avrupa Şampiyonu olmuş bir takımı yenmek mümkün değildi. Sağlık olsun, dünyanın sonu değil. Bu beraberlikle şampiyonadaki iddiamızı büyük çoğunlukla yitirdik. Yine de bu dünyanın sonu değil. Oynanan sadece bir oyun ve içinde her sonuç var. Berabere kalmak ya da yenilmek ayıp değil ama rakibin milli marşı çalınırken ıslıklamak (onca uyarıya rağmen), maç sonunda sahaya pet şişe ve bayrak sopası yağdırmak ayıp. Tribünlerdeki muhteşem görüntülere gölge düşürdü bu çirkinlikler. Niyetimiz komşunun bize kaz görünen tavuğunu kapmaktı, olmadı, bizde pişti, komşuya düştü. Tersi olsun isterdik ama beceremedik. Ev sahibi olsak da dün gece evde yoktuk aslında. Komşu ne istediğini iyi biliyordu, haddini aşmadı, beraberliği hedefledi ve istediğini alarak ayrıldı İstanbul'dan. Bizim umutlarımız ise başka bahara kaldı...