Kaybederken kazanabilmek! Fenerbahçe öyle enteresan bir noktaya geldi ki, kazanırken kaybedenlere inat, kaybederken bile kazanıyor. Son Beşiktaş ve Denizlispor maçlarında taraftarın tavrı, aradaki bilinç farkının ne kadar açıldığının çok bariz bir göstergesi. Birisinde maç sonu alkış, birisinde ise maç gitti giderken, sonucu hiç de önemsemeyip "bu taraftar sizinle gurur duyuyor" diye futbolcularını bağrına basan, haykıran taraftar. Bunlar en az şampiyonluklardan, kupalardan daha değerli, sarı-lacivert kazanımlardır. Bunun ne anlama geldiğini, gelecek adına, devrim ve evrim adına neler ifade ettiğini Fenerbahçe de Fenerbahçeli de çok iyi biliyor. Renklerin gerçek sahibi olan taraftar, kendisini renklerinin üzerinde gören o eski klasik ve arızalı anlayışı terk etti. Kulüp yönetimi istikrarın önemini kavradı ve farkına vardı. Futbolcular ile taraftarlar arasında, hiçbir dönemde bu denli yakınlaşma ve duygusal bağ yaşanmadı. Futbolcular, yönetim ve taraftar, "Şer ittifakları"na karşı çelik bir irade oluşturdu. Ve her maç o çeliğe bir kez daha su veriliyor, daha da güçleniyor. Fenerbahçe'nin asıl ve geleceğini garanti altına alan en büyük zenginliği de işte burada, bu taraftarlık anlayışında yatıyor. Bu değişim ve gelişim, tribün kültürünü biraz bilen, futbola dudak büzme geleneğinden sıyrılabilen sosyologlar için de, eşi bulunmaz bir tez konusu. Öyle bir kadro ki, her maçta, her antrenmanda bir şeyler biriktiriyor. Kaybettiği maçlarda bile gelecek adına bir şeyler biriktiyor. Öyle bir taraftar ki, her maçta ateşle imtihandan geçiyor. Yenilgilerden sonra bile futbolcularını alkışlayıp bağrına basıyor, gecenin bilmem kaçında coşkulu karşılamalar yapıyor, Fenerium'ları yine dolduruyor. Öyle bir yönetim ki, içerden dışardan bütün darbelere, bütün saldırılara karşı sendelemeden dimdik ayakta duruyor, kulübün geleceği adına koyduğu hedeflerinden zerre kadar şaşmıyor.
SALTANATINIZ BİTECEK Bazı ileri zekalıların anlamadıkları şu; Fenerbahçe yıllardır ve belki hâlâ en büyük kavgasını kendi içinde veriyor. Bu kadar sağlıklı gidişin ana nedeni de, kendi içindeki acımasız yüzleştirmeler, hesaplaşmalar ve samimi öz eleştiriler. Neyse gelelim post-modern "Kavuklu ile Pişekar"a, yani "Hormon ile Sansar"ın bu haftaki bölümüne. Kendi kurumlarını futbol dünyasının Vatikan'ı zanneden ve medyadaki diğer meslektaşlarına kardinallik unvanı dağıtan ahbap çavuşlar, bu kez de "sayısal" takılmışlar, tam anlamıyla diji-Türk olmuşlar. Üşenmemişler pozisyon pozisyon saymışlar. Fenerbahçe'nin şampiyonluk yürüyüşü, ezeli rakiplerinden bile daha çok hormonu rahatsız ediyor belli ki. Düzene çekidüzen verme iddianızı, futbolu, hakemleri, futbolu yönetenleri, kulüpleri yönetenleri, hatta spor medyasını yönetme ütopyanızı sürdürün.. Fenerbahçe sadece haramilerin değil, sizin de saltanatınızı bitirmek üzere. Ne tayin ettiğiniz kardinaller ne açtığınız haçlı seferi, hiçbir halta yaramayacak. Aforoz edilmenize az kaldı.