Tanrı bizi korusun! Bizim topluma, kolay kolay bir şeyleri beğendire-mezsiniz. İşte gördünüz.. Arnavutluk'u yenmemize rağmen kıyamet koptu. Neden? Çünkü; oynadığımız futbolu teknik direktörümüz dahil hiç kimse beğenmedi. Eleştirilerin şiddeti, kaybedilecek ilk maçtan sonra ayaklanmanın, bir iç savaşın, hazırlanmakta olan idam sehpalarının provası gibiydi. Tanrı korusun, Tiflis'te kötü bir şeyler olursa perşembe günü sokağa falan çıkmayın. Şimdi ben, kötü futbolla kazanmayı şiddetle reddeden değerli spor medyasına soruyorum: "Şimdiye kadar skora göre oynamanın fikir cimnastiğini hiç yaptınız mı?" Aynı soruyu yerli teknik direktörlere soruyorum: "Kazanmayı planlıyorsunuz.
Peki sahada gelişecek skorlara ve bu skorların zamanlamasına göre cebinizde B ve C planları oldu mu?" Her iki taraf adına ortak yanıt veriyorum: "Hayır!" Biz, Arnavutları zor da olsa maçın sonlarına doğru devirmeyi planlamış gibiydik. Toplum olarak galibiyeti bu gözlükle bakıyorduk. Şip şak, 5 dakikada iki gol atınca şapşalladık. Acaba geri kalan 85 dakika "Hücum mu etsek", "Defansa mı çekilsek", "Ortada top mu çevirsek" gibi bir planımız yoktu. Herhangi bir İtalyan takımı skor avantajını ele geçirince hemen B planını devreye sokup, rakibi ve seyirciyi uyutarak tur biletini cebine koyar. Bizim, "Duruma göre nasıl oynanır" diye ikinci bir senaryomuz hiç olmadı. Bunun ne panelini yaptık, ne seminerini.. 2-0'la Lizbon'a yaklaşmışken, iki gol armağan edip Letonya'yı Portekiz'e gönderdik. 1-0 öndeyken, son iki dakikada İsveç'e 2-1 yenilip kendimizi barajlara attık. Futbolun bu psikolojik tarafına bir dakika bile kafa yormadık. Tiflis'te erkenden 1-0 öne geçebiliriz.. Belki 1-0 geriye de düşebiliriz. Tanrı Türkiye'yi korusun!