İyi bayramlar Bugün bayram. Bu vesileyle mübarek Kurban Bayramı'nızı kutlar esenlikler dilerim. Tüm kırgınlıkların unutulacağı, dargınların barışacağı bir gün. Umarım bu barışıklıklar tüm sezon boyunca devam eder, dostça, kardeşçe, kazasız, belasız bir sezon geçirilir. Dün bütün gazetelerden Daum'un futbolcularına bayram izni vermediği yazıyordu. Bunlar normaldir, futbolcunun da kaderidir. Vallahi yılbaşlarını bile kamplarda geçirdiğimiz o kadar çok gün oldu ki. Her mesleğin kendine göre zorlukları vardır. Futbolcular öyle de, gazeteciler farklı mı? Gazete de bayram seyran falan dinlemez, çıkmak zorunda. Antrenmanı takip etmek zorunda olan muhabir arkadaşlar için de bayram Samandıra, Florya, Ümraniye'den ibaret değil mi? Kısaca futbolun tatili olmuyor. Zaten özellikle Fenerbahçeli futbolcuların çalışmalarını hiç aksatmamaları gerekir. Pazar günü kupa maçları var. O kupa tam 22 yıldır kulübün müzesine girmiyor. Tüm camia da beklemede ve "yeter artık" diyorlar. Ben de çok iyi biliyorum ki, futbolcular bu kupayı herkesten fazla istiyor. O yüzden hafta sonundaki maça tam motivasyonla hazırlanmaları gerekir. Rakip Ankaragücü özellikle kupa maçlarında (Elbette ligde de) kesinlikle yabana atılmaması gereken güçlü bir takım. Güzel bir 90 dakika seyredeceğiz. Zaten maçları da çok özledik. Umarım gözümüzün pasının silineceği bir maç olur. Dünkü yazımda anılar köşemde Paşa Hüseyin'den bahsetmiştim. Gönderdiğiniz maillerde, "Günde 3 antrenman yapalım, 5 gün kalalım" konusunun çok hoşunuza gittiğini belirtip, katıla katıla gülüyorsunuz. Daha o ne ki, Paşa'dan size daha neler anlatacağım. Ama kötü bir haber aldım. Maalesef Paşa Hüseyin'in sağlık durumu iyi değilmiş. Çok üzüldüm, haberim yoktu. Ankara'ya ilk gittiğimde mutlaka ona uğrayacağım. O arada anılarını da anlatmaya devam edeceğim.
Tüm futbolcuların ayıbı! Dün yine futbolcular arasında dayanışmanın olmadığını belirtmiştim. Aynı fikirde ısrarlıyım. Eğer öyle olmasaydı, Basketbol Federasyonu seçimlerini kaybeden Sayın Arıboğan'ın Futbol Federasyonu'na yeni geldiği göreve bir futbolcu getirilirdi. Adı Futbol Federasyonu ama futbolcuları temsil edecek bir kişi bile getirilemiyorsa bu bütün (eski-yeni) futbolcuların ayıbıdır. Bizim eski kalecimiz Yaşar çok uzun yıllardır Antalya'da. Oraya yerleşti. Zaten Paşa'nın durumunu da (Ne bir dernek, ne bir sendika olmadığından) bana haber veren o oldu. Yaşar da federasyonla ilgili yazımı okumuş, "Çok haklısın Selçuk. Ama yapacak bir şeyimiz yok" diyor, "Bak TFF'nin Akdeniz Bölge Sorumlusu Sadık Deda'ydı. Yeni yönetim onu görevden aldı, ben de talip oldum. Bütün kriterlerim de uyuyordu. Yabancı dil bilen, yaş sınırlarına uygun, Antalya'da ikamet eden 35 yılını da futbola vermiş birisi olarak elbette talip olacaktım. Ben olurum ya da olmam. Benim yerime yine futboldan gelen birisini atasalardı hiç üzülmezdim. Tüm gücümle de yardımcı olurdum. Ama o göreve bir bayan avukat getirilirse bizler üzülmeyelim de kimler üzülsün..." Eee sevgili Yaşar anlayamazsın kardeşim. Sesini çıkaramazsan, bir örgütlü gücün yoksa, sadece kendi kendine bir şeyler yapmaya çalışırsan sonuç sıfıra sıfır, elde var sıfır olur. Boşuna söylemiyoruz, insanların üstüne ölü toprağı serpilmişse isteyen istediği gibi at koşturur. Zaten ben niye şövalyelik yapacağım ki?.. Değirmenlere saldıracak başka enayi yok mu? Birbirini sevmeyen, birbirinin kuyusunu kazan insanlar topluluğu haline geldiysek tüm futbolcular, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığıyla hayatlarını idame ettirdikçe kusura bakmasınlar ben bu işte yolum. Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna.