Böyle ceza olmaz Uzunca bir aradan sonra Beşiktaş Futbol Takımı'nı televizyondan izleyeceğim. Yine kalabalık bir arkadaş gurubu olacağız ama stadyumda aldığımız keyfi alamayacağımız bir gerçek. Seyircisiz maçı kendimce protesto etmek için de Basın Tribünü'ne gitmedim. Bu nedenle sizden özür diliyorum. Aslında bir deneme yapmış olacağız. Televizyondan izleyip maç yazısı yazmak nasıl oluyor, öğreneceğiz. Monitörün karşısındaki koltuğa başlama saatinden yarım saat evvel oturdum. Telefonların fişini çektim. İkram faslının 15 dakika sonra biteceğini arkadaşlarıma söyledim ve düşünmeğe başladım. Bu ne biçim ceza?... Benim kabahatim ne?... Verilen ceza kime?... Kimse "Beşiktaş'a" demesin. Ceza taraftara.. Benim ve diğer taraftarların anayasal bir hakkı elinden alınıyor. İşin tuhaf tarafı ben dahil herkes kuzu! Anayasa Mahkemesi'ne, İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitsek mutlak haklı çıkarız. Kimse de 'tıs' yok. Asliye Mahkemesi'ne bile gitsek belki de yürütmeyi durdurma kararı bile çıkarabilirdik. Öyle ya bu cinayet okulda işlense okul mu kapatılacaktı? Yok, yok böyle ceza olmaz. Cezayı verenleri de, cezaya çanak tutanları da şiddetle kınıyorum. Sadece kınamakla kalıyorsam o da efendiliğimden. Seyircisiz futbol, tatsız-tuzsuz başladı. 14. dakikada Tümer sol masadan tuzluğu alıp A.Hassan'a verdi. O da tatsız futbola tuz koyup yenilebilir hale getirdi. Sonra yine tatsızlık, tuzsuzluk. 24. dakikada hakem İ.Toraman'a kırmızı gösterdi. "Herkes vuruyor, sen de eksik kalma Fırat Hoca" dedi bizimkilerden biri. Ardından İstanbul'un güzel golü geldi. Devre bitti. 57'de Tümer kendi becerisi ile Beşiktaş'ı galibiyete taşıdı. Sonra gol yememe gayreti içindeki Beşiktaş'ın kaçırdığı bir iki pozisyonu izledik ve maç bitti. Maç bittiğinde aklımda kalanlar, Tümer'in iyi oyunu, 66 dakika on kişi oynayan Beşiktaş'ın aldığı üç puan, Beşiktaş Dostları'nın "Tarihimizle Övünüyoruz" yazan pankartı ve Beşiktaş'a ceza verenler hakkındaki düşüncelerimdi.