Alo alo burası İnönü Kendimi bir an Aspendos'taki Antik tiyatroda gibi hissettim. Bir zamanlar büyük kalabalıklara evsahipliği yapmış bir mekan derin sessizliğini turizme açmış gibi 30-40 kişiyi ağırlıyordu. Sonra meydana oyuncular çıktı. Sessizlik biraz bozulur gibi oldu. Şunları duyuyorduk. Hem de çok net olarak: Gel abi, gel gel gelBraakHaydi, haydiBravo- Devam, devam Sessiz maçın sessizliğini işte sahadan gelen bu sesler bozuyordu. Beşiktaş kendi evinde çok alışkın olduğu seyirci desteğinden tamamen yoksun olduğu böyle bir maçı hiç de fena oynamadı. Hatta İbrahim Toraman'ın atılmasıyla 65 dakikayı sahada 10 kişi kalmasına rağmen. Tümer böyle maçların kurtarıcısı olmaya devam ediyor. Öyle bir gol attı ki, sol çizgide ölmüş bir topu diriltti ve sıfırdan inanılmaz güzel bir gol attı. Eğer dolu tribünler önünde oynanmış bir maç olsa bu büyük Tümer golü çok gürültü kopartırdı. Başka iyi oyuncular da var. Örneğin Ahmed HassanO da öteki gole imza atmakla kalmadı, sahayı baştan başa dolaşarak savunmasına da büyük katkı verdi. Çağdaş belli ki Beşiktaş'ta uzun yıllar oynayacak. Mustafa Doğan yine başarılı bir gece geçirdi. İbrahim Üzülmez sınırlı yeteneklerine rağmen yine sahanın en çok koşan ismiydi. İbrahim Akın bir zamanlar akın akın gidiyordu. Şimdi bir acemilik hallerine büründü. Topa dan-dun vuran bir İbrahim Akın'a böyle futbol yakışmıyor. Sonlara doğru Sergen sahaya girdi. Böyle bir yıldızı sessiz ortamda izlemek pek hoş olmuyor. Yine de kısa süreye estetik hareketler sığdırdı. Maçın hakemi Fırat Aydınus aydınlık bir isim. Ancak İnönü'nün sessiz gecesinde karanlık bir iş yaptı. İbrahim Toraman'ın kırmızı kartla atılması tam anlamıyla Aydınus faciasıydı. Ramadan'a sarı kart vermesi gerekirken, böyle bir falsoya imza atması Aydınus'a da yakışmadı. Bir büyük şarkıcı bile orkestrasız dinlenmiyorsa futbol da efekt olmayınca pek tat vermiyor. Gözlerim seyirciyi çok aradı. Tabii iyi seyirciyi!