İnönü'deki cinayet sonrası Beşiktaş'a, taraftarına ve yazarımız Alen'e yapılan saldırılar en hafif deyişle 'utanmazlık' örneğidir.
***
Alen Markaryan'ı yedirmeyeceğiz!
1- Yalancının oyunu, karşısındakinin oyuna gelmesi üzerine kuruludur. (Mehmet Ergüven)
2- Saldırılara sessiz kalacak şekilde mizacımızı alıştırmak amacıyla, düşmanların karşısında küstahlıklara, kızgınlıklara, iğneli alaylara, hakaretlere serinkanlılıkla dayanmayı öğrenmek çok daha soylu bir davranıştır. (Plutarkhos)
21 Kasım Pazartesi günü İnönü Stadı'nda işlenen münferit cinayet üzerine, futbol kamuoyu puslu bir havaya büründü. Bu puslu havayı fırsat bilen kurt sürüleri de inlerinden çıktı. Hayatları birilerinin tepesine binmek için sinsice fırsat kollamakla geçen kimileri, bu münferit cinayet üzerine kalemlerinden kan damlatırken, utanmazca, topyekün Beşiktaş Kulübü'ne, taraftarına, Kapalı'ya, Çarşı'ya kara çalma gayretkeşliğine girdiler. Bazıları ise bu dünyada bedava verilmesine rağmen kimsenin almadığı tek şeyin nasihat olduğunu unutup bol bol nutuk attı. Bazıları da hızını alamayıp, Pasfotomaç yazarı Alen Markaryan'a bel altından vurmaya başladı. Kimi "Yenibaykuş" lar ekranlarda ağzından tükürük saça saça, histerikçe "Bir amigo gazetede nasıl yazı yazar! Tez kellesi vurula!" çığlıkları attı. Kimileri ise bir bardak suda "Tayfun" lar koparırken komik durumlara düştü. Pasfotomaç'ta yazı yazmasını uygun bulmadığı Alen'in, daha önce, kendi yönetimindeki gazetenin ekinde yazarlık yaptığını unutup, bize etik dersleri vermeye kalkıştı. Gülünç oldu doğrusu... Beyler, önce Kıvanç Oktay'ın dile getirip sonra sözünün arkasında duramadığı gibi, İnönü'deki cinayet mün-fe-rit-tir... Ayrıca kalabalığın olduğu her yerde kavga olur. Belediye otobüsünde, alışveriş merkezlerindeki kasa kuyruğunda hatta akrabaların yemekli buluşmalarında bile hır çıkıyor. Maalesef bu ülkede akıl almaz nedenlerle bile cinayet işleniyor. İnönü'deki olay da bunlardan biridir. Bu yüzden Beşiktaş'a, Kapalı'ya, Alen'e ve dolayısıyla Pasfotomaç'a çamur atmayın. Beyler, kaleminizi İnönü'deki münferit olayda dökülen kana batırıp yazı yazmayın. Sapla samanı karıştırmayın. Cellatlığa soyunmayın, bizden Alen'in kellesini istemeyin. Alamazsınız. Unutmayın, bu ülkede cellatların yatacak yeri bile yok. Osmanlı'da halk, cellatların mezarlığa gömülmesine bile izin vermezdi. Devlet, cellatları ücra yerlerde toprağa gömerdi. Alen Markaryan, bu gazetenin tüm yazarları gibi onurlu, namuslu, saygın ve kalemi güçlü bir üyesidir. Zaten öyle olmasaydı sadece Beşiktaş taraftarlarının değil, başka takım taraftarlarının bile sempatisini kazanamazdı. Ve sen Alen Markaryan... Yukarıda, bu ülkenin gerçek aydınlarından Mehmet Ergüven'in dediği gibi, yalancının oyununa gelmediğin için bir kez daha yüceldin... Eski Yunan filozofu Plutarkhos'un dediği gibi, saldırılara, küstahlıklara, iğneli alaylara, hakaretlere serinkanlılıkla dayandığın için, susup başın yukarıda, dimdik durduğun için ne kadar soylu olduğunu bir kez daha gösterdin...
Yüksel GÜLSOY