Artık dönüş yok Fenerbahçe Avrupa Kupaları tarihinde son Prag maçıyla deplasmanda dokuzuncu galibiyetini aldı. Şöyle bir düşündüm de bunların yedi tanesini gözlerimle gördüm. Bordeaux, Macabi Tel Aviv, Turan, Dinamo Tiran, Guimares, Manchester United ve Sparta... Son 20 yılın içindeki yedi galibiyet elbette garip bir rakam. Fenerbahçe'nin deplasman facialarında da bizi şahit yazdıranlar olmadı değil. Ama bugüne kadar kolay gelinmedi. Üzüntülerden ders çıkartılmadı. Avrupa takımlarıyla yapılacak mücadele asla hedef olarak görülmedi. Fenerbahçe'nin en büyük yıldızı Rıdvan, Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final heyecanını yaşan Galatasaray'ı yendikleri maçtan sonra, "Onlar Avrupa'da istediklerini yapsınlar. Ama Türkiye'de en büyük biziz" demişti. Camia rekabetleri, alınan kupalar hedefleri de "takdir haklarını" da artık değiştiriyor. Fenerbahçe'de buna göre kendini yeniledi. Çağa uydu. Türkiye'nin büyüğü olmak önemliydi. Taraftarının baskısıyla artık Avrupa'nın da büyüklerinden olmak için kolları sıvadı. Fenerbahçe Başkanı Daum ile yakaladıkları son şampiyonluk sezonu öncesinde UEFA Kupası'na katılma hakkını kazanamayan takımı için, "Mustafa hoca zamanında da UEFA'ya katılmadık, şampiyon olduk. Açıkcası bunun için pek üzülmedim" yorumunu yaptı. Hatırlanacağı gibi önce Lorant sonra Oğuz Çetin ile geçilen o sezonun son maçlarında bariz hakem hatalarıyla kaybedilen puanlar sonrasında yönetimden pek ses çıkmamıştı. Küçük düşünürken, büyük olamazsınız. Fenerbahçe Yönetimi artık arkasında o büyük taraftar dalgasının üstünde sörf yapmak, daha büyük dalgalarla boğuşmak zorunda. Fenerbahçe'nin 15 lig şampiyonluğu var. Ama Avrupalı rakiplerine karşı 20 yılda dokuz kez kazanabilmiş. Artık birilerine "efsane" kelimesinin anlamını öğretmenin zamanı geldi. Bizi sevindiren bu duygunun yöneticilerinde içinde sert poyrazlar halinde esmesi.