Hasan Bey'in marifeti Marifet iltifata tabidir. Ama şımarıklıkla karışık olanın alkışlanacak bir tarafı yoktur. Olsa olsa ayıplanır. Münih yolunda ilk çelmeyi Hasan Şaş yüzünden yedik. İki kez sarı kart görecek laubaliliği ısrarla yapan bir dünya yıldızı, takımımızı son 30 dakikada kaderiyle başbaşa bıraktı. Atılmasıyla, tüm hücum planlarımızı askıya alırken, orta alanımızı ve savunmamızı dikkatli tutmaktan öteye gidemedik. Yani bir maç böyle verilir... Burada verilir derken; kazanılmamış bir maçın beraberliğinden ne olur ki? Hasan bey kırmızıyla çıktı. Okan Buruk başta olmak üzere tüm futbolcularımız gelişecek kör bir Gürcü atağını savuşturmak için ecel terleri döktüler. Sonunda da giderilmesi olanaksız olan o son dakikalara doğru golü de yiyiverdik. Zaten ilk yarıyı bozuk para gibi dakika dakika boş yere harcadık. Kapalı Gürcü savunmasına karşı futbolun en demodesi olan doldur-boşalttan öteye geçemedik. Savunmamız zaten yeni oyunculardan kurulu ve oldukça da titrek. Gördük ki, üç tane yan top gelse, ecel terleri döküyoruz. Bu büyük zaafımız önümüzdeki günlerde yine bize büyük faturalar çıkarabilir.
Trabzon'da berbat gece Maç boyunca Fatih'in attığı gol dışında Hakan Şükür'le kaçırdığımız bir adet pozisyonumuz var. Gürcistan gibi bir milli takım önünde bu kadar tıkanabiliyorsak, mayın tarlalarıyla dolu yolumuzda, demek ki daha çok sıkıntılar çekeceğiz. Milli Takımımız'ın başlangıç maçı, seyirciyi keyiflendirecek, tribünü hareketlendirecek bir futbol değildi. 90 dakika boyunca tribünler bir türlü zevk alacak bir oyun biçimi göremediler. Evet mücadele ettik. Ama koskoca Türk Milli Takımı sahada iz bırakmalıydı. Böyle bir şey olmadı. Özellikle de Yunanistan maçında savunmamızı toparlamamız gerekiyor. Rüştü'nün önündeki blokta arızalar meydana gelince orta alan hücumu yönlendirmekte zorlanıyor. Emre'nin Tugay'dan sonra Milli Takım'da nasıl bir rol üstlendiğini artık kavraması gerek. Trabzon'da berbat bir gece yaşadık. Herhalde Hasan Şaş beyefendi sayesinde Gürcistan'da bayram ilan edilmiştir!