Fenerbahçe
Galatasaray  
Beşiktaş  
Trabzonspor  
Süper Lig  
2. & 3. Ligler  
Aktüel  
Yazarlar  
Ana Sayfa  
     
Gol yemem dayak yerim.


RÜŞTÜ'NÜN reklam sloganını bilmeyen yoktur: "Gol yemem, Golf yerim..." Bizim Meraklı Taraftar, bu slogandan yola çıktı, Rüştü'nün çarpıcı hayat hikâyesini, ünlü dayak hadisesinin perde arkasını yazdı... Bu ayrıntıları hiçbir yerde okumadınız...

***

Gol yemem dayak yerim

8-10 kişilik öfkeli grup, 20 genç adamı bir odada rehin almıştı... Bu 20 gençten biri gözünü karartıp odadan çıktı, otoparka gidip cipine bindi. Ve ne olduysa o zaman oldu... Allah yarattı demeden dövülen genç adam, o gün kararını verdi....

Gecenin o soğuk ve sinsi karanlığının bir karabasan gibi İstanbul'un üzerine çöktüğü günlerden biriydi.. Aslında özelliksiz, aslında sıradan, aslında her zamanki gecelerden biriydi. Ama "O geceyi" yine de diğerlerinden ayıran bir ayrıntı vardı.. Yaklaşık 20 genç adam bir odada topluca oturuyor, yine yaklaşık 8-10 kişilik bir grup da karşılarına geçmiş onları izliyordu.. İki taraf da sessiz, iki taraf da ilk hamleyi karşısındakinden bekleyen boksör gibiydi.. Sinek uçsa, kanat çırpmasının duyulabileceği bir ortamda belki de dakikalar dakikaları, saatler saatleri kovaladı.. Çok değil daha birkaç saat önce o 20 kişilik genç topluluğa mensup kafiledeki bazıları "Çocuğum rahatsız, doktora götüreceğim" ya da "Eşim doğum yapacak. Günleri sayılı" mazeretinin arkasına sığınarak mekanı terketmişlerdi.. Ya da onları büyük bir öfke içinde izleyen 8-10 kişilik grup tarafından odayı terketmelerine bir şekilde izin verilmişlerdi.. Geride kalanlar için ne bir yere kıpırdama, ne de nefes alma hakkı vardı.. Sanki o 8-10 kişi, o 20 kişiyi esir almış, psikolojik işkence uyguluyor gibiydi.. Belki de gibisi fazla, öyleydi.. Peki suç neydi?. Suç; 8, bilemediniz 10 saat önce bir kupa maçında 3'üncü Lig'de oynayan rakiplerine yenilerek elenmekti.. Bu, o camia için "Affedilmez" bir suçtu ve bunun bir karşılığı olmalıydı.. Ve onlar bu suçun(!) karşılığı olarak orada, daha doğrusu kulüp binasında bir grup taraftar tarafından "Rehin" tutuluyorlardı.. Arada bir bazılarının cep telefonu çalıyor karşıdan gelen "Hayatım daha gelmiyor musun?" veya "Baba hadi gel, seni çok özledim" seslerine sadece "Biraz sonra hayatım. Az sonra çocuğum" cevabını veriyorlardı.. Ama bu işin ne zaman biteceğini onlar da bilmiyorlardı.. Sessiz bekleyiş sürüyordu.. O sezon zaten herşey ters gidiyordu, başlarına bir de bu çıkmıştı..

Bir spor kulübünde ilk kez
Aslında bir spor kulübünün tarihinde ilk kez böyle bir olay meydana geliyor, ilk kez bir spor kulübünün oyuncuları taraftarlar tarafından rehin alınıyorlardı.. Baktı bu iş böyle sürmeyecek, ilk adımı o atmaya karar verdi.. Ayağa kalktı, kendilerini rehin alan gruba yönelerek "Bakın çocuklar. Çok geç oldu. Ailelerimiz bizi merak ediyor.. Yarın antrenman sahasına gelin, bu konuyu daha sakin kafayla konuşuruz. Hem biz sizden daha çok üzgünüz. Kaldı ki böyle olmasını kesinlikle istemezdik. Ama oldu bir kere. Size söz veriyoruz. En kısa sürede bu kötü günleri geride bırakacağız" dedi.. Karşısındakilerin bu sözleri anlayacağını, en azından insafa gelip, yol açacağını düşündü.. Ama yanıldığını "Otur ulan yerine.. Bizi camia olarak rezil ettiniz. Sizin yüzünüzden sokağa çıkamaz olduk.. Bunun hesabını vermeden bir yere adım atamazsınız" sözleriyle çabucak anladı.. O an ne yapması gerektiğini düşündü, "Hadi ya gidin işinize" diyerek kapıya doğru yöneldi.. Onun kapıdan çıkması ile birlikte "Rehinci" gruptan 7-8 kişi de aynı anda kapıya doğru yöneldi.. Kısa süre içinde otoparka ulaşmış, cipine binmişti.. Ama arkadan yetişen grubun onu bırakmaya hiç mi hiç niyeti yoktu.. Araba otoparkta yavaş yavaş hareket ettiği an, önce sağ kapı açıldı, sonra sol.. Birkaç metre gitti, gitmedi.. Durmak zorunda kaldı.. O an yüzünde ve midesinde müthiş bir acı hissetti. Çünkü arabasına her iki kapıdan girenler, yumruklarıyla kıyasıya vuruyorlar, "Allah yarattı" demeden yüzü, midesi, karın boşluğu, hatta bacaklarına bile tekmeyi yapıştırıyorlardı.. O bir dakikalık dayak, O'na bir asır gibi gelmişti gelmesine ama Rüştü'nün Fenerbahçe'deki görev süresi de fiziksel olarak olmasa da "Ruhen" o gece sona ermişti.. O artık sadece profesyonel bir sporcuydu ve işin amatörlük tarafına noktayı o dayak olayıyla koymuştu.. Evet.. Rüştü F.Bahçe'den gitmeyi Pendik faciasının gerçekleştiği günün gecesinde yediği dayakla kafasına koymuştu. Ama bunun için 3 yıl daha bekleyecekti.. Bu onun başına gelen ilk kötü olay değildi belki ama en kötüsüydü.. Aslında başından bir büyük olay daha geçmişti. Ve bu olay da onun kaderini tümünden değiştirmişti.. Bunun için şimdi zaman tüneline giriyor ve sizleri 1992 senesine doğru bir yolculuğa götürüyoruz..

Karpuz tutarak yetişti
Antalyalı bir çiftçinin oğluydu Rüştü Reçber.. Futbola başladığında kaleci olmaya karar vermişti. Onun bu kararındaki en büyük etken ise babasına ait tarlada karpuzları toplarken gelen ilhamdı (!).. O gün işçilerin attığı karpuzları tutup arabaya yerleştiren Rüştü şansını gidip Antalyaspor'da denemeye karar kılıyordu.. Beğeniliyordu da.. Ama Antalya'da önünde iki kaleci daha vardı ve onların arasından sıyrılıp fileyi koruması hiç de kolay değildi.. Bu sıralarda beklenmedik bir şey oluyordu.. O tarihlerde Ümit Milli Takım antrenörlüğü yapan Fatih Terim'e yardımcılarından, Rüştü ile ilgili bir tüyo geliyordu.. Antalya'ya kadar giden Terim, takımında üçüncü kaleci olan Rüştü'yü ancak antrenmandaki çift kale maçta izleyebiliyor ama kısa süren bu çift kaleden sonra kararını da orada veriyordu; "Aramıza hoşgeldin oğlum. Bundan böyle Ümit Milli Takım'dasın.." Sanki o ara sihirli bir değnek değmiş gibi oluyordu Rüştü.. Hayatı bir anda değişiyordu.. Ümit Milli Takım kalesi demek, büyük kulüplerin de peşinden koşması demekti..

Ölümcül kazadan kurtuldu
O aralar yabancı kalecilerden başı fena halde ağrıyan Beşiktaş kancayı takıyordu genç file bekçisine.. Hemen teklifte bulunuyordu.. Ama sezon sonuna daha çok vardı.. Hemen gerçekleşmiyordu bu iş.. Neyse. Günler günleri, haftalar haftaları kovalıyordu. Rüştü ve birkaç takım arkadaşı, Antalya'daki bir maç sonrası galibiyeti bir barda kutlamayı kararlaştırıyorlardı.. Geç saatte tesislere dönerken içkiyi fazla kaçıran direksiyondaki arkadaş arabanın kontrolünü de elinden kaçırınca facianın gelmesi gecikmiyordu.. Ölümcül bir trafik kazasının meydana geldiği olayda arka koltukta oturan Rüştü faciayı yaralı olarak atlatıyordu.. Ama bu olay onun beyninde ve kalbinde ilk tahribatı da yapıyordu.. Sonra bir gün... Bir gün Beşiktaşlı yöneticiler onu İstanbul'a davet ediyorlardı.. Çünkü transfer listelerinde o kazaya rağmen Rüştü yine de vardı. Ancak onlar genç kaleciye bir şart koşuyorlardı; "Seni transfer etmeden önce muayene ettireceğiz.. Sıradan ve normal bir kontrol bu. Daha sonra da imzayı atarsın.." Beşiktaş Kulübü'nün ileri gelenlerinden, aynı zamanda kulübün de doktoru olan Prof. Alp Göksan yapıyordu muayeneyi.. Yaklaşık yarım saatlik bir incelemeden sonra da teşhisi koyuyordu; "Senin belin bitmiş oğlum. Bu şartlarda oynaman çok zor." Beşiktaş işi böylece yatıyordu.. Belki de Göksan'ın bu teşhisi kaderini değiştiriyordu Rüştü'nün. Çünkü o gün muayeneden sağlam çıksa, Fener'e gitmeyecek, o 'meşhur' dayak olayı da hiç gerçekleşmeyecekti.. Ama alınyazısı işte.. Rüştü'nün mutlaka bir İstanbul büyüğüne transfer olmasını isteyen Fatih Terim, o tarihlerde Fenerbahçe'de yöneticik yapan yakın dostu merhum Hasan Özaydın'ı arıyordu; "Başkanım. Sözüme güvenin ve Rüştü'yü alın. O çok büyük bir kaleci. Siz de daha da iyi olur. 10 yıl kaleci sıkıntısı çekmezsiniz." Rüştü Fener'e geliyor gelmesine de bu kez de önünde Engin var.. Mecburen yedek bekliyor.. Nereye kadar?.. Bir maçta Engin'in ayağı kırılana kadar.. 1993 yılının sonlarına doğru kaleyi teslim alan Rüştü 10 yıl boyunca bırakmıyor.. Bu arada milli formanın da değişmez ismi oluyor.. (Bu on yılda başından dayak olayı hariç geçmedik şey de kalmıyor. Örneğin bir Beşiktaş maçı öncesi eşiyle tartışıp bıçakla elini doğruyor. Maçta da forma giyemiyor ve takımı yeniliyor) Sonrası ise malum.. F.Bahçe'de zaman zaman müthiş başarılara imza atıyor, zaman zamansa inanılmayacak derecede kötü maçlar çıkartıyor.. Türkiye'den gitmeye karar verdiği tarihlerde yakın dostu olan bir gazeteci ile aralarında şu esprili konuşma geçiyor; "Yahu Rüştü şöyle bir geçmişe bakıyorum da sen Fener'i çoğu maçta yakmışşın.." "Hangileriymiş onlar say bakalım abi.." "Ne bileyim. MTK maçı. Steau Bükreş karşılaşması. Panathinaikos maçı. Bu arada bazı milli maçlar..'' "Abi sen de hep kötü oynadığım maçları sayıyorsun.. Biraz da kurtardıklarımı saysana.." "Sayayım birkaç tane. Bir 2-1'lik Trabzon maçı var. Birkaç tane de Adana Kayseri falan gibi maçlar. Yani 10 yılda bir-iki maç. Oğlum sen Adana maçında takımı kurtarsan ne olur kurtarmasan ne olur?. Sen 2 tane de yesen takım zaten 4 tane atıyor.. Allah Fenerliler'i senden kurtardı, Barcelonalılar'ı korusun..'' Rüştü bu diyaloğun sonunda gevrek gevrek gülerek "Aminnnn" demeyi ihmal etmiyor.. Geliyoruz bu günlere.. Rüştü milli takımda yine tek.. Ama Barcelona'da forma bulamıyor.. Büyük ihtimalle bu sezon başka bir takıma transfer olacak. Ama bu takım büyük ihtimalle Fenerbahçe olmayacak.. Çünkü milli kaleci o ''Dayak'' olayını beyninden ve yüreğinden bir türlü silemiyor.. Ve bir televizyon reklamında söylediği sözleri (Gol yemem, sörf tabii ki yerim) biraz da esprili bir biçimde şu aralar yine dile getiriyor; "Gol yemem, dayak tabii ki yerim.."



+2 elde var 1
Fener yurdum'u vurdu: 6-1
Ne dedi, ne dedi?
Kaçıranlar üzülmesin
Her şey yolunda
Bir umut doğdu
Söz taraftarın
Fenerbahçe Günlüğü
Eksikler gideriliyor
 
Çek' e acı çek' tirdi:3-3
Çek şampiyonu karşısında geriye...
Song' dan tam not
Galatasaray' ın yeni transferi...
Maçı bırak, Carew gitti
Vasat bir futbol ortaya koyan...
Rakip Bielefeld
Beşiktaş, bugün Bielefeld ile...
Ege' ye Af sinyali
Ziya Doğan, taciz olayı sonrası...
Avni Aker' e tam not
Trabzonspor' un Şampiyonlar Ligi...

Fenerbahçe | Galatasaray | Beşiktaş | Trabzonspor | Süper Lig | 2 & 3 Ligler | Aktüel | Yazarlar | Sayısal loto | Süper toto | Şans topu | Ana Sayfa

Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGI BASIM YAYINCILIK SANAYI VE TICARET A.Ş.