Çok önemli kurslardan geçtim. Boşta kalınca insan üzülüyor tabi. Demek ki birilerine yaslanmak gerekiyormuş. Ama ben bunu beceremedim Dev bir antrenörlük neslinden görevi devraldım ve onlar bana savaş açtı. Nereden çıktı bu, ezelim diye
***
Raconuna göre Davranamadım
Türk futbolunun kilometre taşlarından birisi olan Yılmaz Vural, bugünlerde biraz buruk. 1969'da adım attığı yeşil sahalardan, teknik direktörlüğe kadar uzanan meslek hayatında birçok takımda, futbolcuda büyük emeği olmasına, yılların verdiği tecrübesine karşın, futbol pastasının dışında kalmış durumda. Renkli kişiliği ile her zaman gündemde kendisine yer bulan Yılmaz Vural'ın kulüpsüz kalması da haber diyerek, telefona sarıldık ve neden böyle olduğunu sorduk. İşte Vural'ın sorularımıza verdiği çarpıcı yanıtlar: Futbolun hareketli ortamının dışındasınız, zamanınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Üye olduğum bir sürü yabancı profesyonel dergiler var onları okuyorum. Antrenörlük programlarımı gözden çıkarıyorum. Kendimizi eleştiriyoruz, dinleniyoruz. 2 tane çok zor takımda (Adana ve Rize) çalıştım. Olaylar beni çok yıprattı. İki takımı kurtardık ama olan bize oldu. Az daha sağlığımı kaybediyordum. Rize'nin Sebat'a yenilmesiyle görevden ayrıldınız. O günden sonra fazla bir yorum yapmadınız. Bu konudaki suskunluğunuzu koruyor musunuz? O defter kapandı. Ben o konuda söyleyeceğimi söyledim. Herkes kendisine gerekli payı çıkarmıştır sanırım.
ARACISIZ HOCA OLUNMAZ Sezon başında fazla tercih edilmiyorsunuz. Teknik direktörlük hayatıma başladığımın ilk üç senede Ergun Gürsoy, Fevzi Aydın bana aracılık yaptı. Önce Malatya'ya gittim. Yine Ergun abi, Fevzi Aydın aracılık yaptı Antalya ve Samsun'a gittim. Ondan sonraki hayatımda hiç kimse aracılık yapmadı. Tabi ki sizi tavsiye eden, aracılık yapacak kişi olmayınca, iş kulüp başkanlarının tercihine kalıyor. Böyle olunca da başka şartlar öne çıkabiliyor. Ve benim görev bulma şansım zorlaşıyor. Bir kere aracınız yoksa bir kulübe gitmek pek mümkün değil.
LİG ACEMİLERİN ELİNDE Terim ve Denizli gibi tecrübeli hocalar da boşta. Bir değişim mi söz konusu! Süper Lig'de, deneyimi olmayan, hocalık yapmamış hocalar var. Burası yarışma ligi. Burada pişmiş futbolcu, pişmiş idareci, pişmiş teknik adamlar görev yapacak. Yeni başlayanlar kendisini bir yerlerde kanıtladıktan sonra Süper Lig'e gelecek. Türk futbolu adına bu büyük bir zarar. Hem o çocuklara zarar, hem de Türk futbolu adına. Ne bilgi görgüleri var ki, çıkıp çağdaş futbol oynatacak. Oyuncusunu ikna edecek durumda olacak. Sonra ligin kalitesi düştü diyoruz. Kalitesi düşmez mi bu ligin? Avrupa'nın her yerinde takım çalıştırma teknik direktörlük lisansım var benim. Dünyanın neresinde iki tane spor akademisi bitirmiş teknik direktör var. Çok önemli kurslardan geçmiş. İnsan üzülüyor tabi. Demek ki birilerine yaslanmak gerekiyormuş. Oyunu raconuna göre oynamak lazımmış. "Bu işte yapılmaz" dediğiniz dönemler oluyor mu? Bu işi bilerek, isteyerek, seçtim. Hem okuluna gideyim, oralarda öğreneyim, Olmazsa yurtdışına gideyim, dil öğrenip, kendimi daha iyi geliştireyim. Benim karakterime en uygun meslek olarak gördüm, antrenörlüğü. Çok şükür Almanya'da sevgili Ergun Gürsoy ve Fevzi Aydın'ı tanıdım. Onların bana inanıp Türkiye'ye beni empoze etmiş olmaları büyük bir şanstı. Başlarken bir şansım oldu ama bir dönemden sonra ne Ergun abi ne de Fevzi Aydın ilgilenebildi. Bundan sonra ayakta durmaya çalıştım.
DEVRİM GERÇEKLEŞTİRDİM Aslında benim durumum çok zordu. Dev bir antrenörlük neslinden devraldım hocalığı ve onlar bana savaş açtı. Nereden çıktı bu, ezelim diye. Bir kulüple anlaşırken, geceleri gidiyordum. Duyarlarsa bozuyorlardı çünkü. Diğerleri böyle bir sıkıntı çekmedi. Benden sonra Federasyon uyandı ve özel B kursu açalım dediler ve kurs açılmayan Türkiye'de kurs açıldı. Fatih Terim, Mustafa Denizli gibi birçok profesyonel oyuncuya sırasıyla 15 günde lisans verdiler, teknik direktör yaptılar. Yani bir devrin başlangıcıyım aslında. Bir devir değişti benim yaptıklarımdan sonra. Bunlar unutuluyor tabi. Zaman zaman agresifleşiyorum. Çünkü kendimde çok şey görüyorum. Bilgilerimi aktaramıyorum. Bu beni üzüyor tabii. Ama yine de benim için önemli değil. Türk futbolunun kaybı bu anlamda daha çok.
YURTDIŞI OLABİLİR Yabancı diliniz var, tecrübeniz de yeterli. Yurt dışını düşünmüyor musunuz? Bakalım, belli olmaz. Bugüne kadar hiç menajer kullanmadık ama bundan sonra kullanabiliriz. Bakarsın yurtdışına gideriz. Değişik bir stiliniz var. Size bazıları şovmen yakıştırması yapıyor. Bu sizi rahatsız ediyor mu? Bu tür şeyleri saçma buluyorum. Varsayalım ki şovmenim. Futbol şov değil mi? Maça gittiğinde sadece oyunculara bakmıyorsun. Tribünde bağırış çağırışa, polise, hakeme bakıyorsun. Yani seyreden adam sahanın içindeki herşeyle ilgili ve keyif almak istiyor. Ama ben hiçbir zaman bu amaçla davranmıyorum. Benim iş karakterim bu. Bir maçın kazanılması lazım. Kazanılması için de benim oyuncumu nasıl etkileyebileceksem, o şekilde davranıyorum.
Bülent CAN